Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Facia yaşamadan otobüslere tedbir alalım
0:00 0:00
1x
a- | +A

Kartalkaya’da 78 vatandaşımızın korkunç şekilde hayatını kaybettiği otel yangını öncesi kimsenin aklına “Burada niye bir tane bile itfaiye yok? Bir yangın çıksa o karda kışta kilometrelerce ötedeki Bolu’dan nasıl itfaiye gelecek?” diye sorgulamak geliyor muydu?

Hayır.

Yangın merdivenleri, yangın söndürme sistemleri dâhil, bütün eksikleri ve aksaklıkları, yangın ruhsatı için çevrilen katakullileri facia yaşandıktan sonra öğrendik, ama iş işten geçti.

İşte buna benzer şimdilik görülmeyen bir başka problemimiz var; o da toplu taşıma araçları.

***

Aslında ara ara sinyal veriyor bu mesele…

Mazot tasarrufu için yakıt deposuna 10 numara yağ katıldığı söylenen şehirler arası otobüsler yanıp hurdaya dönüyor, İstanbul’da şehir içi ulaşımda kullanılan otobüslerin yanması sık sık gündem oluyor.

Alevler içinde kalanlar dışında, freni bozulan, en ufak yağışta yolda tutunamayıp milletin malına-canına zarar veren İETT araçları vakıayı adiyeden oldu âdeta.

Peki ne olacak bu iş, hep böyle mi devam edecek?

Allah’a şükür yanan otobüslerde şimdiye kadar büyük bir facia yaşanmadı, ama yaşanmayacağının garantisi yok.

Hep kıl payı kurtuluyoruz diye ucundan kenarından dokunup geçiştirdiğimiz bu meseleyi, illa bir facia yaşadıktan sonra mı enine boyuna masaya yatıracağız?

Öyle olmasın diye yazdım bu yazıyı…

***

Türkiye’deki araç sayısı 2025 sonu itibarıyla 33 milyon 612 bindi.

TÜİK’in istatistiklerine göre, ülkemizdeki bu araçların yüzde 52’ye yakını otomobil, yüzde 21’i motosiklet, yüzde 14,6’sı kamyonet, 3,1’i kamyon, 1,6’sı minibüs, yüzde 0,6’sı da otobüs.

İşte mevzumuz 2,2’lik dilimi oluşturan bu minibüs ve otobüsler…

Türkiye’de hususi araçlar iki yılda bir, ticari araçlar ise senede bir defa muayeneden geçiyor biliyorsunuz.

En azından geçmek zorunda, mevzuat öyle diyor; yaptırmayana ceza var.

Avrupa ve ABD’de de böyle; lakin toplu taşıma araçları hariç.

Türkiye’de onlarca yolcu taşıyan araçlar da kamyon ve kamyonetler gibi senede bir defa muayeneye giderken, Avrupa ve Amerika bu araçları 6 ayda bir kontrole çağırıyor.

Yani, kamyon gibi patlıcan değil, her gün on binlerce can taşıyan araçların hiç değilse senede iki defa frenini, lastiğini kontrol ediyor.

Bizde bu muayenenin yılda bir yapılması, özellikle İstanbul gibi büyükşehirlerde neredeyse aralıksız çalışan ve motor-fren gibi ekipmanları hızla tükenen araçlar için yetersiz kaldığından sık sık yanan, kayan ya da freni patlayan araçları görüyor olabilir miyiz?

Bence mümkün.

***

Tabii işin bir başka boyutu da senede bir yapılan muayeneye bile bu araçların ne kadar sadık kaldığı yahut ne kadar denetlenebildiği…

İstanbul’da aralıksız çalışan metrobüsleri düşünün mesela!

Metrobüs yolunda polis çevirme yapmıyor ki, o araçların sağlıklı denetimi yapılabilsin.

Emniyet ve askerî araç gibi pek çok kamu aracının, bizim tabi olduğumuz muayeneden muaf tutulduklarını biliyoruz.

Bunların bakımı ve denetimi, kendi iç sistemlerinde yapılıyor.

Neyse ki devlet, eski Türkiye’deki gibi değil, sıkça bu araçları yenileyerek, resmî hizmette kullanılan filoyu sürekli gençleştiriyor.

Özellikle son yıllarda İçişleri Bakanlığının yaptığı alımların neticesini Emniyet ve Jandarma’mızın kullandığı araçlarda görüyoruz zaten.

Bunlar toplu taşımada kullanılmadığı için bizim konumuz da değil aslında, ama belediye araçlarında sıkça karşılaştığımız tablo, ürkütücü.

Hele de İstanbul’da.

Yetkili servis yerine kendi yandaşlarına İETT’nin bakım-onarım ihalesini vermekte ısrar edenlerin bir faciaya yol açması işten bile değil…

Allah korusun, yarın bir pişmanlık ve üzücü bir hadise yaşamadan, hiç değilse bunların yola koştukları araçların daha sıkı kontrole alınması gerekiyor.

Avrupa’da olduğu gibi altı ayda bir muayene zorunluluğu getirilmesi ve bu denetimin savsaklamadan yapılması vatandaşın can güvenliği için elzem olabilir.

İş işten geçmeden biz uyaralım da, vebal üstümüzden kalksın.

Yücel Koç'un önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR