Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Gençleri sen yetiştirmezsen başkası kapar!
0:00 0:00
1x
a- | +A

Önceki yazıda gençlere dava bilinci aşılamanın ehemmiyetine dikkat çekmiştik…

Yıllardır yazıyoruz, gidişat ortada… Her yıl, bir öncekini aratıyor.

Başıboşluk, sokaklarda kendini gösteriyor zaten.

Türkiye’deki kadar hoyratça çıplaklığı Avrupa’da görmezsiniz.

Kafasına tas geçirmiş gibi basmakalıp tıraşlı oğlanların içine düştüğü uyuşturucu ve suç bataklığı bir başka dert.

Şımarık zengin züppelerinde aşina olduğumuz istikametsizlik, doyumsuzluk ruhsuzluğu, artık toplumun her katmanında karşımızda.

Saygı, edep, vefa, dürüstlük, doğru sözlülük, cefaya katlanma, yardımlaşma, kadirşinaslık, hatırnazlık…

Bunlar, zayıflayan değerlerimiz.

Ne yazık ki, dünyasını kurtarma telaşına düşen günümüz insanının gündeminde bunlar ya hiç yok ya da çok gerilerde…

Sonra ne oluyor?

Gün geliyor, bunlarla ilgili hiçbir dert edinmediği evladının düştüğü durumla yüzleşiyor ebeveynlerimiz…

Aile içi saygı ve sevginin bile menfaate bağlı olduğu gerçeğiyle karşı karşıya gelindiğinde “Nerede hata yaptık?” sorgulaması başlıyor ama, zaten iş işten çoktan geçmiş oluyor.

***

İnternet ve sosyal medyanın şimdiden bu denli etkilediği kuşaklar, eşiğinden geçtiğimiz yapay zekâ ve robotlar çağının hâkimiyetini kurmasıyla acaba ne hâle gelecek?

İnsani değerlerin silindiği toplumlar ve bunu oluşturan bireyler neyle ayakta kalabilecek?

Bakın, dünya felakete gidiyor...

Bizi biz yapan şeylerin kıymetini bilmezsek, bugünleri de arayacağız.

Doğa boşluk kabul etmez; biz doldurmazsak, kötülük doldurmaya devam edecek.

Hep öyle olmadı mı zaten?

Tarihimizi, kültürümüzü, örf ve âdetimizi, toplum değerlerimizi, ehl-i sünnete uygun olarak dinimizi doğru biçimde gençlerimize öğretebilseydik, onları ateistlerin, komünistlerin, reformistlerin, Şia’nın, Selefilerin ve Vehhabilerin eline düşmekten kurtarmaz mıydık?

Gençleri sahipsiz bırakınca; PKK, FETÖ, DHKP-C, DEAŞ gibi terör örgütlerine, sokak çetelerine, zehir tacirlerine, fuhuş sektörüne, LGBT gibi kötülükleri yaymak için örgütlenmiş masonik yapılara gün doğdu.

Asırlarca dünyaya hükmetmiş bir medeniyetin içine düştüğü bu durum, trajiktir.

“Tarihiyle, kültürüyle bağını koparmış, ‘dava’sız yetişen gençlik tehlikedir” derken, işte tam da bundan bahsediyorduk.

Temel değerleri öğretilmemiş bir gençlik ya eğlence diye bataklığa düşer, ya İslam’dan uzaklaştırılıp kökleriyle bağını koparır, yahut birileri ‘din’ adı altında alır mezhepsizliğe, reformist sapkınlığa, radikal Selefi-Vehhabi çizgiye, tekfirciliğe taşır.

Yalova’da üç polisimizi şehit eden DEAŞ’lı teröristler gibi…

Türkiye’deki Selefi tehdidini gazetemizden daha çok gündeme getiren yoktur herhâlde.

Altı yıl önce, yine bu köşedeki bir makalemizde şunları not düşmüştük;

“FETÖ belasından sonra coğrafyamızda en büyük tehdidi oluşturan Selefi, Vehhabi ve Şia akımlarına, birilerini rahatsız etme pahasına yıllardır ısrarla vurgu yapıyoruz.

Ve üstüne basa basa diyoruz ki: Asırlarca hilafet sancağını taşımış bir milletin içine düştüğü bu durumun izahı nedir?

İslamiyet’le ilk şereflenenlerden olan, asırlarca dinimize büyük hizmetler yapan bu asil millet, nasıl bir boşluğa sürüklendi ki, bugün ucu dışarıda sapkın akımların tuzağına düşmekte?

Ehl-i sünnet yoluna aykırı biçimde sünneti, dört hak mezhebi, Anadolu irfanının ana damarını oluşturan Matüridi-Hanefi çizgiyi inkâr eden zihniyet bizim topraklarımıza nasıl ve kimler tarafından taşındı?

Söyleyeyim; “İslamiyet’i günün şartlarına göre yeniden yorumlamak gerekir” diyen bozuk fikirli sözde din adamları ve akademisyenler aracılığıyla…

Selefiliği mezhep olarak din dersi kitaplarına koydurmayı başaran aklı çözemezsek, FETÖ gibi AK Parti’nin ve Cumhurbaşkanı’mız Erdoğan’ın başına da bela olacakları muhakkak.

“Kim Ehl-i sünnetin dışına çıkıyorsa FETÖ ile aynı amaca hizmet eden ahtapotun öteki kollarıdır” diyoruz, diyoruz kimseye laf anlatamıyoruz.

Çünkü mesele FETÖ metö meselesi değil…

Arkada daha derin bir akıl çalışıyor ve hepsi aynı hedefe hizmet ediyor.

***

Sözde ‘cihatçı’ bu örgütlerin Irak’ta, Suriye’de ve başka isimler altında girdikleri diğer ülkelerde camileri bombaladığına, İslam büyüklerinin kabirlerini yıkıp tahrip ettiklerine şahit olduk.

Bunlar, Osmanlıyı Arap coğrafyasından atmak ve İslam dünyasından Ehl-i sünnetin izlerini silmek için Batı tarafından kurulup büyütülmüş, kanlı diktatörlüklerin maşaları.

Bugün İsrail’e hizmetkâr oldukları daha aşikâr görünen Suudi Arabistan, BAE gibi ülkelerin, İslam coğrafyasını fikrî alanda da zehirlemek için istihbarat örgütleri kanalıyla ellerinden geleni yaptıkları muhakkak.

Son birkaç asırdır coğrafyamızda dönen dolapların devamıdır izlediğimiz…

***

Bir tarafta gençleri dinden uzaklaştırmak, Marksist terör örgütlerinin kucağına, böylece Batı’nın ve İsrail’in uşaklığına sürüklemek için yürütülen çalışmalar…

Öbür tarafta sözde din adına örgütlenen, ancak yine Batı’nın ve İsrail’in uşağına dönüştürülen yığınlar.

Karşımızdaki akıl, böylesine sinsi, böylesine tehlikeli…

Problem şu ki, biz bu tehlikenin ne kadar farkındayız ve bunun önünü kesmek, özümüzü korumak için ne yapıyoruz?”

***

İşte 6 sene önce yazdığımız satırlar ve bugün konuştuğumuz tablo…

Asıl soru ise şu; elin oğlu farklı maskeler altında tarlamızı sürerken, biz ne yapıyoruz?

Maalesef öyle çorak bir zamandayız ki, bunu anlayacak insan sayısı da, anlatacak âlim sayısı da çok az…

İyi olan ise son yıllarda tehlikeye dikkat çekip doğruları çok daha yüreklice anlatan din adamlarının, akademisyenlerin, gazetecilerin sayısının artması…

Bunu görmek memnuniyet verici olsa da, yeterli değil.

Daha çok dava adamına, daha çok dava şuuruna sahip gençliğe ihtiyacımız var.

Bizim boşlukta bıraktığımız her gencimizi kötülük ahtapotunun bir kolu kapıyor çünkü…

Yücel Koç'un önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR