Bir zamanlar devlet büyüklerine ara ara sorardık;
“Efendim derin devlet diye bir şey var mı?
Varsa nasıl bir yapı ve kimler yönetiyor?”
Onlar da dalga geçer gibi cevap verirdi;
“Var da diyemem, yok da…”
---
Bu, aslında şu demekti;
“Siz sıradan vatandaşlarsınız, elitlerin bilebileceği böyle şeyleri kurcalamayın.
Sandığa gidin, oyunuzu verin, yeter.”
Öyle ya !
Nasılsa oy vereceğimiz insanları da onlar belirliyordu…
Şahane bir demokraside mutlu-mesut yaşıyorduk.
Bizi gerçekte kimin yönettiğini bilmenin faydası neydi?
Yüzde 99’u Müslüman dediğimiz bu ülkede, en çok baskı kime yapıldı?
Tabii ki dindarlara…
İronik ama, öyle…
Siz hiç Hristiyan toplumlarında, dinlerine bağlılar diye Hristiyanlara baskı yapıldığını duydunuz mu?
Bizde oldu…
Çünkü;
Asker ya da sivil…
Ülkeyi yönettiğini sandıklarımızın çoğu kuklaydı ve onları oynatan eller de dışarıdaydı…
Biz kendi memleketimize sahip çıkamamışsak, elin gavuru bize mi acıyacaktı?
---
(Buraya bir parantez açayım;
Şimdi çıkar birileri, yine “Türkiye Cumhuriyeti’nde Müslümanlara ne baskısı yapıldı?” der…
O zaman ben de sorarım;
Sırf şapka devrimine muhalefet etti diye kaç Müslümanı astınız?
Kur’an-ı Kerim okumayı kaç defa yasakladınız?
Ezanı niye Türkçe okuma mecburiyeti getirdiniz?
Bunu aslına çeviren Menderes’i neden ipe çektiniz?
Kız öğrencilere niye başörtü yasağı uyguladınız?
Dahası, Ayşelere, Fatmalara her resmi bayramda neden zorla şort giydirdiniz?
Hadi uzağa gitmeyelim…
28 Şubat daha dünkü mesele…
Askerlerin brifinglerinde, siyasetçilerin dilinde (buna Devlet Bahçeli de dahil), gazetelerin manşetlerinde o gün dindarlara öfke ve nefretten başka ne vardı?
28 Şubat’ın kudretli paşası, “Bu toplumun yüzde 40’ı olmasa n’olur?” derken neyi kastediyordu?
AK Parti döneminde bile “411 El Kaosa Kalktı” manşeti neden atıldı?
Filmlerinizde, gazetelerinizde neden hep Müslümanlar aşağılandı?
Daha sayayım mı?)
***
Dindarlar bu ülkede Kemalistlerden çok baskı gördü…
Bu sebepledir ki, Recep Tayyip Erdoğan’a sımsıkı sarıldı.
Erdoğan da bu millete hiçbir zaman hayal kırıklığı yaşatmadı.
Allah’ın yardımı, milletin desteğiyle kar topu gibi büyüye büyüye bugünlere geldi.
Bugün doğum sancılarını yaşadığımız Yeni Türkiye’de rejimin sahibi millet oldu.
***
Bir ülkede darbeyi kim yaparsa, rejimi kim kurarsa, o ülkeyi onlar yönetir…
İlk defa bu ülkede MİLLET darbe yaptı…
Karşı darbe girişimlerini ilk kez geri püskürtmeyi başardı.
Eskiden devlet içinde derinden yürütülen savaş, bir ilk olarak, görünür biçimde açığa çıktı.
Ve devlet, içindeki safraları atmaya başladı.
Bakınız, bugün kimse “Derin devlet var mı?” diye sorma gereği bile duymuyor.
Artık böyle meraklarımız kalmadı.
Çünkü başta Cumhurbaşkanımız, ne varsa açık açık, rejimin gerçek sahibi olan halkın önüne koydu.
“Derin devlet var mı, yok mu?” sorusunun cevabını almak bir yana, faaliyetleri açıkça görünür oldu.
Önce yerleşik yapının bağları çözüldü…
Onlar zaten biliniyordu…
Muhtıralar, darbe girişimleri, kapatma davası gibi hamleler boşa çıkarıldı.
Ama o günlerde kimse, asıl yapının muhafazakarlar içinde gizlendiğini fark etmiyordu.
Hatta bu halk darbesine liderlik eden Erdoğan bile…
O da dindar bir insandı sonuçta…
“Alnı secdeye giden” insanların, dinlerini rahat yaşamalarının yolunu açan biri olarak, kendisine ihanet edebileceğini aklının ucundan bile geçirmedi.
Hatta, ne istedilerse verdiği bir grubun gizliden gizliye altını oyacağını, en büyük hayallerinin ise koluna kelepçe takmak olacağını nasıl düşünebilirdi…
Ama oldu…
Asıl derin devlet (eğer hepsi bu kadarsa tabii), muhafazakarların yıllarca kol kanat gerdiği, yerleşik düzenin saldırılarından korumaya çalıştığı yapı çıktı…
***
Asıl düşmanın, farkında olmadan onca sene müdafaa ettikleriniz olduğunu görünce, hayal kırıklıkları da büyük oluyor elbet…
Kırılma çok derinden ve gürültülü…
Karşılaştığımız acı gerçekler, aklımızın almakta zorlandığı boyutlarda…
Onca yıldır ailesinin rızkından kesip yardım ettiği, çoluğunu çocuğunu teslim ettiği yapının iç yüzünü görenler şimdi derin bir öfke ve mahzunluk içinde…
Bir Müslümanın asla yapmayacağı, bırakın yapmayı, akıl dahi edemeyeceği şeytani planlar ve oyunlara farkına varmadan alet olan, bilmeden finanse eden insanların bunu hazmedebilmesi kolay olmayacak.
Oysa bunlar daha başlangıç…
Bu mücadelenin bir siyasi, bir de dini tarafı var…
Malum yapının oynadığı bir çok oyunun kapağı açılmadı daha…
Özellikle de dini bozma hususunda…
Mesela camilere kilise düzeni sandalyeleri kim koydu?
İmamlara eğitim için sazla ezan okutma sapkınlığını örgütleyen kimdi?
Camilerin içine ve dışına ekranlar koyup, cemaati buna uydurma günahını kim teşvik etti?
Bunlar henüz gündeme bile gelmedi…
***
Allah’ü Teala, Kur’an-ı Kerim’de “Bu dini ben indirdim, ben koruyacağım” buyuruyor.
Rabbim bu millete acıdı ve merhamet etti de, zarar daha fazla büyümeden, bu kirli yapının gerçek yüzü ortaya çıkmaya başladı.
Suret-i haktan görünüp, dinimizi bozulmadan kıyamete kadar taşıyacak olan Ehl-i sünnet vel-cemaat yoluna saldıran yapı, kendisini en güçlü hissettiği, “Artık bize bir şey olmaz” dediği bir dönemde ters yüz oldu.
Bunca şeye rağmen, bu yapıyı müdafaa etmeye devam eden Anadolu’nun saf, temiz çocukları da bir gün uyanır inşallah…
Aslında biraz durup düşünseler, işi güya dini öğretmek olan bir yapının siyasetin bu kadar içinde ne işi var diye, oradan bile çok şeyi çözecekler…
Daha önce de yazmıştım…
Yazık oldu bu nesillere…
Şimdi bunlara, İslamiyet’in nakil dini olduğunu ve bugüne kadar bu şekilde korunarak geldiğini nasıl anlatacaksın…
Haşa din kendisine gönderilmiş gibi “Bana göre…” diye söze başlayan vaizlerden, hocalardan aslandan kaçar gibi kaçmak gerektiğine nasıl ikna edeceksin…
Ülkeye, dine ihaneti açıkça ortaya çıkmış bir yapıyı, canhıraş şekilde müdafaa etmeye daha ne kadar devam edecekler?
Şimdi bu satırları okuyanların, “Yolsuzlukları niye yazmıyorsun?” dediğini duyar gibiyim.
İyi de, bu sizin iddianız…
Bırakın Ergenekon’u, Balyoz’u; dinler arası diyalog projenizi eleştirdi diye din adamlarını nasıl içeri tıktırdığınız, yapının iç yüzünü anlatan kitap yazdı diye bir emniyet müdürüne bile nasıl sahte delil ürettiğiniz ortada…
Ayrıca, 17-25 Aralık operasyonlarında gözaltına aldığınız sadece bakanların çocukları değildi ki…
3. köprüyü, 3. Havaalanını, Kanalistanbul’u yapan müteahhitler niye torbadaydı?
Hem de Gezi’de “bu projeler yapılmasın” diye açık açık söylenmişken…
K. Irak petrolünden dolayı Halkbank göstere göstere ABD’nin hedefine konulmuşken, siz bu operasyonda niye bu bankayı vurdunuz?
Açtığı İmam Hatipler sizin yurtdışındaki okullarınıza rakip olduğu için mi TÜRGEV’i hedef tahtasına koydunuz?
17-25 Aralık operasyonlarında yolsuzluk yapıldığı iddia edilen rakam neydi, sizin bu operasyonlarla bu ülkeye verdiğiniz zarar ne oldu?
O günlerde operasyonu irdelemeye kalkan bütün yayınlara karşı neden saldırıya geçtiniz?
Bu operasyonları yürüten savcılar, Erdoğan’ın sözlerini yayınlayan gazetelere bile niye soruşturma açtı?
Türkiye’de daha Başbakan bile soruşturmadan haberdar değilken, kendi televizyonunuzda saatlerce yayınladığınız görüntüleri nasıl elde ettiniz?
“Dönemin Başbakanı” yazan fezlekeye açıklamanız ne?
Önce bunları bilelim…
Ve hepsinden önemlisi…
Sizin bir cemaat olarak böyle bir göreviniz var mı?
Türkiye’deki hangi cemaat olursa olsun, hepsi için geçerli bu durum…
Devlet içinde yapılanma, (olsa bile) gizli saklı şeyleri ortaya dökme sizin vazifeniz mi?
Cemaat bu mu demektir?
Size bu hakkı, bu yetkiyi kim verdi?
Parti misiniz; yargının, emniyetin resmi bir kolu mu?
Şecaat arz ederken, sirkati söylemiş olmuyor musunuz?
Yıllarca bu milletten topladığınız paralar çok mu meşruydu?
Cebinize koyduğunuz her kuruş yasal mıydı?
İş adamlarına baskı yaparak yüklü paralar alırken, Titan benzeri menfaat ağı oluştururken, kamudaki, iş dünyasındaki gücünüzü menfaatleriniz için kullanırken, size en ufak laf söyleyeni en aşağılık suçlar isnat ederek hapse tıkarken çok mu dürüsttünüz de şimdi akıl satıyorsunuz.
Önce siz bunların cevabını verip bu halkı ikna edin, onlar sonra bu iddiaların gereğini yapacaktır zaten…
Ama unutmayın; bir an için bu iddianızın doğru olduğunu kabul bile etsek…
Şeriatta hırsızın eli kesilir, hainin boynu…

