BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Güldür Güldür'e itirazım var: Bu eleştiri değil hakaret!..

Show TV'de yayınlanan "Güldür Güldür" isimli programda Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati'ye dair bir skeç yayınlanacaktı.
Tanıtım yapılmasına rağmen yayınlanmadı.
Bunun üzerine kanala baskı uygulandığı yönünde dedikodular çıktı.
Araştırdım, Bakan'ın hiçbir dahli olmamış.
Mevzu, kanal yönetimiyle yapımcı şirket arasında cereyan etmiş.
Söylentiye göre; bayramda reytinglerin düşük olduğu dolayısıyla skecin bir hafta ertelenmesinin iyi olacağı değerlendirilmiş.
Tabii kanal yönetimi, dedikoduları fırsata çevirdi.
Cumartesi gecesi dönüp dolaşıp evirip çevirip o skecin tanıtımını yaptılar. Acayip de reklam aldılar.
Bakan Nebati ise "Keyifle izledim, güldüm ve eğlendim ama gözlerimdeki ışıltıyı göremedim" diyerek esprili bir yorumla, dedikodu bulutlarını dağıtıverdi...
          ***
Benim dikkatimi çeken ve asabımı bozan başka bir skeç oldu.
Bir çift markete giriyor. Fakat ürünlere sürekli zam geliyor. Görevliler etiketleri güncellemekten helâk oluyor.
Sonra kadın, gazete reyonuna uzanıp konuşuyor:
"Bilal'im biz bunları yaşarken gazetelerin başlıklarına bak. 'Panda Semi yavruladı'. 'Ekonomide altın çağ'. 'Almanya bizi kıskanıyor'. Tuvalet kâğıtlarına gerek kalmadı, bunları kullanabiliriz..."
Basının görevi eleştirmektir. Ama basının kendisi de eleştiri konusu olabilir. Nitekim söz konusu programın geçmiş bölümlerinde bir haber toplantısı skeci yayınlanmıştı, oturup hep birlikte gülmüştük.
Ancak bu tuvalet kâğıdı benzetmesi çok ağır, tahrik edici ve rezilce.
'Ne oldu, üzerine mi alındın' demeyin, yakın tarihli arşivimiz pahalılık manşetleriyle dolu. Mesele o değil.
Yalanı, çarpıtmayı, karalamayı, algı oluşturmayı alışkanlık hâline getirmiş kimi muhalif gazeteler için de aynı benzetme yapılsa gönlüm razı olmaz.
Bir gün Bedii Faik'e okurları çok kızmış. Gazeteye mektup yazmışlar, "Senin yazılarınla bundan böyle kıçımızı sileceğiz" demişler.
Üstat ertesi gün köşesinde cevabı yapıştırmış:
"Yakında kıçınız beyninizden daha fazla çalışırsa şaşırmayın!"
O misal!
Yazarlara skeç yazmadan önce bir gazete okuyun derim.
Ömrümüzü harcadığımız mesleğimizi, üç paralık skeçlerinize aşağılıkça malzeme yapamazsınız! Buna haddiniz de olamaz hakkınız da...
Meslek kuruluşlarımızı tepki vermeye davet ediyorum.
 

Kaplanlar ve tilkiler
 
Sözcü yazarı Deniz Zeyrek, "İktidar zorda. Her şey muhalefetin lehine. Ancak biz muhalefeti tartışıyoruz. Neden? Çünkü iktidar propaganda gücü kadar muhalefetin iletişim ve propaganda zaafı var. Özellikle ana muhalefetin iletişim kadrolarında ciddi bir kapasite eksikliği söz konusu. AK propaganda 10 kaplan gücünde" diye yazdı.
Deniz Zeyrek, bir süre önce Kemal Kılıçdaroğlu'nun basın danışmanı Ömer Topsakal ile takışmıştı.
Topsakal'ın "Sen kimsin, geri zekâlı" diye korumasıyla üzerine yürüdüğünü ifade etmiş, "Muhalefetteyken bunu yapanlar, iktidara gelse neler yapmaz" mealinde dert yanmıştı Zeyrek.
Dolayısıyla yazarın ana muhalefeti iletişimde beceriksiz görmesinin altında duygusal sebepler de yatıyor.
Ancak, AK Parti'nin propagandada üstün olduğu fikrine katılmıyorum.
Bakın bayram tatili boyunca mülteci meselesini konuştuk. Kim gündeme taşıdı, kim köpürttü? Tabii ki muhalefet...
Kemal Kılıçdaroğlu, SADAT'ın kapısına dikildi, terörist ilan etti... Bütün muhalif medya kanalları SADAT'ı hedefine koydu. Oysa söz konusu kuruluşu gündeme getirecek bir dava, iddia, rapor, açıklama vs. hiçbir şey yoktu...
O gün herkes, İstanbul'da bazı ilçe belediyelerinin terör örgütü DHKP-C'ye yardım yapmasını; savcı katili Şafak Yayla'nın Sarıyer Belediyesinin otobüs tahsis etmesini değil de SADAT'ı konuştu...
AK Parti'ye gelince...
Son dönemde tuhaf bir 'koordinasyonsuzluk' durumu var.
EYT, 3600 ek gösterge, asgari ücret ve emekli zamlarıyla ilgili farklı farlı açıklamalar yapılıyor.
Grup Başkanvekili açıklamada bulunuyor, parti sözcüsü "Partiyi bağlamaz" diyor...
 
 
Hani o kamplara ne oldu?
 
Madem söz SADAT'tan açıldı.
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, 2018 başında enteresan açıklama yapmıştı.
AK Parti'nin SADAT'a Konya ve Tokat'ta silahlı eğitim kampları kurdurduğunu; burada eğitimden geçirilenlerin seçimde rol alacaklarını, bunların sandık başını tutacaklarını iddia etmişti... Savcılık çağırıp ifadesine başvurmuştu.
Aradan dört yıl, iki seçim geçti... O kişiler ortaya çıkmadı. Hatta AK Parti, sandığa sahip çıkamadığı, kimi yerde çoluk çocuğa teslim ettiği için İstanbul'u kaybetti. İddia da tabii ki fos çıktı...
Anlaşılan şimdi aynı filmi Kemal Bey sergilemeye çalışıyor.
 
 
Zorlama misal
 
CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu'na siyasi yasak getirildi.
Cumhurbaşkanına küfrettiği, iftira attığı, "devlet katil" dediği için ceza aldı.
Sözcü gazetesi, "Siyasi yasak getirmek siyasilerin önünü açıyor" manşetiyle çıktı.
Neymiş, geçmişte Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan, Süleyman Demirel, Alparslan Türkeş, Recep Tayyip Erdoğan'ın önü kesilmiş ama iktidar olmuşlar.
Canan Kaftancıoğlu da aynı yoldan gidecekmiş...
Haberi okuyunca gülmekten kendimi alamadım.
Bir defa Kaftancıoğlu, CHP için bile marjinal, 'molotofçu' bir tip.
Avrupa'da "Türk vekil" denilen ancak Türk'le, Türklükle alakası olmayan göçmen vekiller gibi...
Ona getirilen yasağın Figen Yüksekdağ'a getirilen yasaktan hiçbir farkı yok.
Dolayısıyla ondan olsa olsa en fazla dönüşen CHP'ye Genel Başkan olur. Ona da Kemal Bey izin vermez...
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
627114 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fatih-selek/627114.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT