BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Kuvayımilliye İmamı Kemal Kılıçdaroğlu

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun son fantezisi aslında ilk okumaları yapılmakta olan bir tiyatro oyununa benziyor.
Baktılar ki ABD’ye satılmışlıkları, FETÖ ve PKK ile iş birlikleri günbegün daha çok ortaya çıkıyor ve flu gölgeler giderek netleşiyor, baktılar ki Muharrem İnce Memleket Hareketi ile birlikte tabanda FETÖ ve HDP-PKK iş birliğinden hoşnutsuzluk iyice artıyor ve parayla tuttukları kamuoyu araştırma şirketleri pandemiye rağmen istenen sonucu vermiyor; hemen yeni bir mizansenin sahneye konmasına karar verildi:
Kemal Kılıçdaroğlu, bağımsızlıkçı ve ABD ile AB’ye karşı dik duruş sergileyen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın rolünü çalıp antiemperyalist bir Kuvayımilliyeci rolü sergilemeliydi.
PKK’nın siyasal uzantısı HDP’ye payandalığının, Doğu Akdeniz, Ege, sınır ötesi harekâtlar ve Azerbaycan-Ermenistan savaşında kendisi ve CHP yöneticilerinin kolonize edilmiş köle tutumunun tabanda ciddi bir erozyona sebep olduğunu görüyorlardı. Hele FETÖ’ye teslimiyetlerinin tam bir hayal kırıklığına sebep olduğu da aşikârdı.
Gelgelelim bizim bu çakma ve imitasyon 'Kuvvacı'nın inandırıcı olabilmesi için bir sıkıntı vardı ortada.
Her konuda aynı görüşte oldukları emperyalizmle hangi konuda çatışmalılardı ki aynı zamanda halkın sıkıntısını da kaşımış olsunlar?
Sonunda buldular.
Bingo!
Mülteciler bittabiii!..
Gerçi ilk provalar sırasında bazı acemilikler yapıp ırkçı bir söylem tutturdu ama baktım son videosuna durumu toparlamış.
AB’ye “Seni memnun edeceğim diye Afgan mültecileri burada tutmak zorunda değilim. Bana bunu parayla yaptıramazsın. İstemiyorum o parayı” diye efeleniyor.
Ah canım benim. Sanki AB’den kendine destek dilenen o değil.
Ardından da “Ben Kuvayımilliyeciyim ne kadar para verirseniz verin satmam ülkemi” derken yakaladım asıl derdini.
Bu tüyo almış, AB Türkiye’deki mülteciler için 3 milyar avro yardım yapacakmış yeniden. Aslında 6,5 milyar avro da neyse. Bu para girmesin istiyor Türkiye’ye.
Şeytan’ın aklına gelmez diyeceğim ama sufle aldıkları odakları düşününce şaşırdım dersem yalan olur.
 
Zaten vardı bir bit yeniği.
Kılıçdaroğlu’ndan, verdiği izlenim dikkate alındığında ancak Kuvayımilliye İmamı olur.
Burada Kurtuluş Savaşı sırasında cephedeki Kuvvacı imamları kastetmiyorum, yanlış değerlendirilmesin.
Anladınız siz beni.
Kimin kimlerle iş tuttuğu ortaya çıkacak mutlaka.
Şimdiden başladı bile satılık medyalarıyla.
Elbet göreceğiz o günleri.
 
 
 
 
BDDK’ya çağrı; Türkiye tek bir derecelendirme kuruluşuyla itibar kaybetmemeli
 
Pandeminin dayattığı şartların etkileri ortadan kalkarken ekonomideki büyümenin ve düzelmenin ilk haberleri geliyor.
En büyük derdimiz yabancı yatırımcılar ve şirketlerimizin kredibilitesi.
Hükûmet dünyadaki modeli aldı ve çok güzel bir sistem kurdu. Şirketler artık Türkiye’deki bağımsız kredi derecelendirme kuruluşlarından “GEÇER NOT” almadan bankalardan kredi talep edemeyecek.
Kredi derecelendirmesi bir şirketin kredi itibarının belirlenmesi anlamına geliyor. Yani, bu iş bankalardan kredi talep eden potansiyel borçlunun borcunu geri ödeyebilme yeteneğinin hesaplanıp değerlendirilmesi anlamına geliyor. Ama bunun için şirketlerin tüm hesapları şeffaf biçimde incelemeye tabi tutuluyor.
Türkiye’de 5 derecelendirme kuruluşu var. Onlar zaten SPK’dan onaylı. Ancak kredi değerlemesi yapabilmeleri için BDDK’dan yetki almaları gerekiyor. Gelgelelim BDDK yalnızca bir şirkete yetki verdi. O da Japon derecelendirme kuruluşu JCRÜç derecelendirme kuruluşu ise bekliyor. Üstelik aralarında yıllardır bu işi yapan yetkin ve itibarlı kuruluşlar olmasına rağmen... Japon kuruluşu olan JCR’ın ortaklık yapısı ise değiştirilerek yüzde 40’a varan oranda kamu kuruluşları ortak edildi. Japonya’nın ortaklık payı yüzde 15’te kaldı. Bu durum hem ulusal, hem de uluslararası alanda ekonomik yapımızla ilgili tereddütlere sebep oluyor.
Düşünün ABD’de bile S&P, Moody's ve Fitch'in egemenliğine son verildi. ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu SEC’nin  Kredi Derecelendirme Ofisi aralarında JCR’ın de olduğu tam 9 kuruma şu anda izin vermiş durumda.
Çin’de de benzer bir durum yaşandı. Dagong adında tek derecelendirme kuruluşu vardı ama Dagong'un verdiği notlara kimse güvenmiyordu. Sonunda, Çin hükûmeti bir yıllığına Dagong'un tahvil reytingi vermesini bile yasakladı. Çok ciddi suçlamalarla hem de.
Türkiye de aynı yoldan geçmek zorunda mı? BDDK bu “tekliğin” şirketler açısından ciddi bir haksız rekabet oluşturduğunu görmezden gelebilir mi?
Kaldı ki “katı rejimler” olarak dile getirilen Çin ve Rusya’da bile 3-5 arası yerli ve millî derecelendirme kuruluşu mevcut. Ama bakıyoruz ülkemizde yerli ve millî olup, 10-15 yıl kıdemi haiz üç adet derecelendirme kuruluşunun başvurusu hâlâ BDDK’da beklemede.
Bu ülke insanının girişimcilik ruhunu öldürüp, gençleri umutsuzluğa düşürmek istemiyorsak rekabetçi sistemi desteklemek gerekir.
Rekabetçi sistem yalnızca ekonominin itibarını değil politika yapıcılarına duyulan güveni de pekiştirecektir.
 
Fuat Uğur'un diğer yazısı
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
619926 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-ugur/619926.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT