BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Yükselen ev fiyatları için çözüm

Geçen yıl 1 milyon 492 bin konut satılmış. Kredi ile satışlar geçen yıla göre yüzde 48,6 oranında azalarak, ağırlıklı nakit ödemeyle gerçekleşmiş.

“Millette para var abi” diyebilirsiniz ama orta alt gelir gruplarının ev satın alma ihtimalleri giderek düştü. Türkiye’de kirada oturanların oranı yüzde 7 civarında artmış. Pandemi döneminde konut yapılamaması ve konut sayısının artmaması, inşaat maliyetlerinin füze gibi fırlaması, hem konut fiyatlarını hem de kirada oturanların sayısını artırdı. Yüksek gelir grupları, ortaya çıkan ranttan istifade ederek paralarını yeniden kıymetlenen konuta yatırmaya başladı. Çünkü aynı zamanda kiralar da yüksek. Bu yüzden 93 yaşındaki dede kira artırmayan kiracısının kapısını baltayla kırabiliyor.

Ama öte yandan ev sahipleri de satışa koydukları evlerinin fiyatlarını döviz artmasa da durduk yere artırıyorlar. Çünkü talep patlaması yaşanıyor.

Yeni yapılan konutların maliyetlerine gelince.

Konut maliyet endeksine göre 2022 yılında inşa edilecek konutların maliyet hesaplamaları tartışmaya sebep oldu.
Örneğin lüks inşaatlar için maliyet metrekare başına 4025 lira belirlenmiş. Yani 100 metrekare inşaat 402 bin 500 lira. Buna en abartılı biçimde 500 bin lira arsa bedelini eklerseniz fiyat 902 bin 500 lira oluyor. O hâlde diyor vatandaş, neden bu tür lüks evler 2,5-3 milyon liraya satılıyor?
Haklı soru. Diyelim ki binaların konumu, semti, sosyal donatı alanları da eklendiğinde en fazla 1 milyon 600 bin lira olsun ama bu uçuk fiyatlar neyin nesi?

Hatta maliyet endeksine göre birinci sınıf inşaatlarda 100 metrekare ev 266 bin liraya mal oluyor arsa payı dışında.

Çözüm ne?

Aslında devletin geçmiş yıllarda olduğu gibi bu işe yeniden el atmasında fayda var. Öyle anlaşılıyor ki TOKİ’nin hızlı ve ucuz konut üretimine yeniden geçmesi gerek. Artan nüfus ve talebin karşılanması, kiraların dengelenmesi ancak bu yolla mümkün olabilecek. Aynı zamanda sosyal devletin gereklerinin yerine getirilmesi anlamına geliyor bu.

Türkiye’yi diğer ülkelerden ayıran özelliği bu. Yoksa pandemi döneminde yalnızca Türkiye’de değil, Avrupa’da da ev fiyatları yüzde 200’lere varan artışlar gösterdi. Zaten Almanya ve Hollanda’da bırakın ev satın almayı, satın alacak ev bile yok...

 


 

Gözlerime inanamadım; bunun adı hayvanseverlik değil!

 

Olmadık hakaretler, aşağılamalar, aklınıza ne gelirse hepsini işitebiliyorsunuz. Topluca saldırabiliyorlar, tehdit ediyorlar.

Tarafıma gelen saldırılardan ve hakaretlerden söz etmiyorum bu kez. Onlarca vardı ve salı günkü yazımda da belirttiğim gibi çoğu kadındı.

İçimden “Ne oluyor bu ülkenin kadınlarına?” diye sormadan edemedim doğrusu. Şiddete uğrayan ve kadın cinayetleri gibi bir olguyla en çok tehdit altında yaşayan kadınlar nasıl oluyor da başıboş sokak köpeklerinin saldırısına uğrayan insanların acılarına ve yaşadıklarına karşı kayıtsız kalıyor hatta “Ölseniz daha iyi” diye yazabiliyorlardı?

Evet, kendilerine “Hayvansever” diyen ama benim tanımımla “Köpek tapınakçıları” olan mizantropistlerden söz ediyorum.

Önceki günkü yazımda onlardan söz ederken 'mizantropi’nin ne anlamada geldiğini de anlatmıştım. Mizantropi, insana, insanın doğasına ve eylemlerine nefret beslenmesi olarak tanımlanıyor. Mizantropistler insanın dünyada merkeze alınmaya layık olmadığına inanıyorlar ve bu yüzden doğadaki diğer canlıları insandan daha üstün görüp, insansız bir dünyanın daha iyi olacağını düşünüyorlar. Kısaca psikopatolojik bir durum.

Bu arada yazılarımı okuyanlar bana öyle tweetler gönderdi ki gözlerime inanamadım.

Salı günkü yazımın daha dumanı üstündeyken Antalya’da 2 Pitbull cinsi köpeğin saldırısına uğrayan bir kadın, âdeta ölümden döndü. Ayağının kangren olma ihtimali var.

İnsanlara bu acıları yaşatmaya kimsenin hakkı yok.

Manisa’da bir anne, yanındaki çocuğuna saldırma girişiminde bulunan bir sokak köpeğini savuşturmak için çantasını köpeğe doğru linç ve tehditlere maruz kaldı.

 

“ÇOCUĞUNUZ ÖLSÜN, NET”

 

İnanılmaz ama gerçek. Bir "köpek tapınakçısı" aynen bu ifadeleri yazdı çocuğunu savunan kadın için:

“Çocuğunuz ölsün, bu net!..”

 

 

Bir başka “Hayvansever” paylaşımında “sizin gibi insanların sokakta gezmesi bile lütuf” derken bir diğeri “Keşke vuran herkesi ısıra ısıra komalık etseydi o… çocukları. S… gidin bu ülkeden” diye yazdı.

 

Dikkat ettiyseniz bunları yazanların çoğu kadın. Üç kadın daha var, bakın neler yazıyorlar:

Bir de ünlü tarihî şahsiyetlere atıfta bulunarak hayvan sevgisi paylaşımları yapmıyorlar mı insan şaşırıyor doğrusu. Onlardan biri olan Ömür Gedik “Bir ülkenin gelişmişlik ve uygarlık düzeyi o ülkenin hayvanlara davranış biçimiyle ölçülür. Gandhi ne doğru söylemiş” diye yazmış. Ne güzel de gelgelelim Gandhi’nin böyle bir lafı yok bu bir. İkincisi de Gandhi köpek sorununun çözümü için ötanaziyi ve itlafı bile benimsiyormuş. Ben de bilmiyordum, öğrenmemek ayıp değil Ömür hanım. Bu konudaki kaynak da “Başıboş köpek sorunu” hesabından paylaşıldı ve referans linkler verildi:

https://www.hindustantimes.com/chandigarh/gandhi-s-hoax-quote/story-g3tWx6HSo9UECeW4j1TymO.html

https://www.hindustantimes.com/punjab/wild-buzz-gandhi-s-dislike-for-stray-dogs/story-R2zyPBLL5hmAi8nN9svSvJ.html

Tekrar yazmakta fayda var. Hayvanları Koruma Kanunu’nun 6. Maddesi değişmeli ve başıboş, sahipsiz köpeklerin barınaklara alınmasıyla ilgili hüküm eklenmeli. Yoksa bu gemi azıya almışlık hâli devam edecek gibi görünüyor.

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
622428 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-ugur/622428.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT