BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Yalan söylemeyen çocuk ve eşkıyalar

Abdülkadir Geylani hazretleri buyurdu ki: “Asla yalan söylemedim. Yalanı kâğıda bile yazmadım ve hiç yalan düşünmedim..."
 
Dilimizin âfetleri -17-
Bir gün Gavs-ül-a'zam Abdülkadir Geylani hazretlerine “Bu işe başladığınızda, bu yola adım attığınızda, temeli ne üzerine attınız? Hangi ameli esas aldınız da böyle yüksek dereceye ulaştınız?” diye sordular. Buyurdu ki:
“Temeli sıdk ve doğruluk üzerine attım. Asla yalan söylemedim. Yalanı kâğıda bile yazmadım ve hiç yalan düşünmedim. İçim ile dışımı bir yaptım. Bunun için işlerim hep rast gitti... Çocuk iken maksadım, niyetim, ilim öğrenmek, onunla amel etmek, öğrendiklerime göre yaşamaktı... Küçüklüğümde bir Arefe günü çift sürmek için tarlaya gittim. Bir öküzün kuyruğundan tutunup, arkasından gidiyordum. Hayvan dile geldi ve dönüp bana;
“Sen bunun için yaratılmadın ve bununla emrolunmadın” dedi... Korktum, geri döndüm. Evimizin damına çıktım. Gözüme, hacılar gözüktü. Arafat'ta vakfeye durmuşlardı. Anneme gidip;
“Beni Allahü teâlânın yolunda bulundur. İzin ver, Bağdat'a gidip ilim öğreneyim. Sâlih zatları ve evliyayı bulup ziyaret edeyim” dedim. Annem sebebini sordu, gördüklerimi anlattım. Ağladı, kalkıp babamdan miras kalan seksen altının yarısını kardeşime ayırdı. Kalanını bana verip, altınları elbisemin koltuğunun altına dikti. Gitmeme izin verip, her ne olursa olsun doğruluk üzere olmamı söyleyip, benden söz aldı. “Haydi Allah selamet versin oğlum. Allahü teâlâ için ayrıldım. Artık kıyamete kadar bir daha yüzünü göremem” dedi...
Küçük bir kafile ile Bağdat'a gitmek üzere yola çıktım. Hemedan'ı geçince, altmış atlı eşkıya çıkageldi. Kafilemizi bastılar. Kervanı soydular. İçlerinden biri benim yanıma geldi. “Ey çocuk! Senin de bir şeyin var mı?” diye sordu. “Kırk altınım var” dedim. “Nerededir?” dedi. “Koltuğumun altında dikili” dedim. Alay ediyorum zannetti. Beni bırakıp gitti. Bir başkası geldi, o da sordu. Fakat, o da bırakıp gitti. İkisi birden reislerine gidip, bu durumu söylediler. Reisleri beni çağırttı. Bir yerde, kafileden aldıkları malları taksim ediyorlardı. Yanına gittim. “Altının var mı?” dedi. “Kırk altınım var” dedim. Elbisemin koltuk altını sökmelerini söyledi. Söküp, altınları çıkardılar. “Neden bunu söyledin?” dediler. “Annem, ne olursa olsun yalan söylemememi tembih etti. Doğruluktan ayrılmayacağıma söz verdim. Verdiğim sözde durmam lazım” dedim... Eşkıya reisi, ağlamaya başladı ve;
“Bu kadar senedir ben, beni yaratıp, yetiştiren Rabbime verdiğim sözü bozuyorum” dedi. Bu pişmanlığından sonra tevbe edip, haydutluğu bıraktığını söyledi. Yanındakiler de;
“İnsanları soymakta, yol kesmekte sen bizim reisimiz idin, şimdi tevbe etmekte de reisimiz ol” dediler...
Sonra, hepsi tevbe ettiler. Kafileden aldıkları malları sahiplerine geri verdiler. İlk defa benim vesilemle tevbe edenler, bu altmış kişidir.”
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
621231 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/hasan-yavas/621231.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT