BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Kartı veren düdüğü çalar

İrfan Özfatura
Facebook

Geçenlerde yabancı soyguncu bankaya giriyor, silahını çıkarıyor ama aldığı bilgi şaşırtıcı. “Ne kasamız ne de kasadarımız var, İsveç’te artık nakit kullanılmıyor.”

Napolyon Bonapart (Napoléon Bonaparte) “Para, para, para” demiş, beş on sene sonra çocuklarımız soracak “Para da ne baba?” “İşte kâğıt, metal filan” diye anlatacaksınız bir mana veremeyecek generalin zaafına.
İskandinav ülkeleri mangır banknot taşımaz oldu, dilenciler bile POS makinesi uzatıyor.
Güney Kore 2020 itibarı ile nakdi bitirmeyi planlıyor, ihtimal bizim de gelecek başımıza.
Artık “Ey hancı” diye savurduğunuz kesenin içinde çil çil liralar değil kartınız olacak. Yamak cihaza okuturken “Hesabınıza bereket Bey’im” diyecek, “Yolunuz açık ola!”
Peki ya altın ve gümüş?
Onlar zaten yaratılıştan para, kıymetleri azalmıyor asla.

AK AKÇE
Evvel zamanlarda takas hâkimdir piyasaya, onun benim armuduma ihtiyacı var, benim de onun elmalarına. Eee kolay o zaman, al takke ver külah.
Dönem dönem arpa, buğday ve tuz da bedel olarak kullanılıyor. Maaşını almışsın beş kantar tuz, bozdur bozdur harca!
Sart Çayı (Manisalılar bilir) kum çakılla birlikte altın gümüş de taşır, eleğini kapan minik külçeler bulur bulanık suda.
Üç bin sene evvel ticaret bu parçalar üzerinde döner. İyi de ne kadar has? Isırıp anlarsınız kolayca.
İşte Lidya Kralı Alyattes düzen getiriyor olaya. Belli bir ağırlıkta (168 buğday) kestiriyor, üstüne bir aslan, kartal bastırıyor. Oldu mu sana sikke, sürüyor piyasaya.
Sonra gelen medeniyetler de bu yolda ilerliyor.
Dinar, dirhem, drahmi, şekel, danek, habbe, kırat, fels, kiyye, miskal. Özleri bir, miktarları değişiyor. Bilahare bakır kuruşlar da katılıyor halkaya.
Sikkelerin değeri itibari değil, o miktar maden zaten para. Ama kâğıdın hiçbir kıymeti yok, gücünü temsil ettiği hükûmetten alıyor. Siyasi buhranlarda pul oluyor anında. Savaş yıllarının enflasyonu gibi. Bir sene evvel han hamam aldığın paraya çay içiyorsun anca.

UYGUR KEŞFİ
Tarihçilere göre ilk banknotu Uygurlar basıyor (ipekli kumaşa). Matbaayı da onlar keşfediyor malum, çok köklü medeniyet Asya’da.
Çin başdüşmanları ama taklitten de geri kalmıyor. Düşünün, Kubilay askerlerin maaşını basılı deri parçalarıyla veriyor.
Marco Polo çok şaşırıyor, birkaç numune alıp Venediklilere gösteriyor. Lüzumsuzun teki soruyor “şimdi bunun değeri ne?”
- Yaklaşık 50 altın.
Kesesinden çıkarıp bir altını ateşe atıyor “Bak bir şey olmadı”, parayı atıyor yanıp gidiyor. “Ne yani şimdi ben 50 altın mı yaktım?”
Marco ne anlatsın sana?

BAS BAS PARALARI...
Avrupa’da ilk kâğıt para basan ülke İsveç (1661). Amerika’da ise perdeyi Massachusetts hükûmeti açıyor (1690). Halk önceleri ihtiyatla yaklaşsa da alışıp gidiyor zamanla.
Bir ara çivisi çıkıyor, para basan basana. Bankalar, posta teşkilatları, demiryolu acenteleri kendi makbuzlarını sürüyor piyasaya. Sonra tek elde topluyor ve dolar diyorlar adına.
O günlerde dolarını bankaya götüren, üzerinde yazan miktarı altın olarak alabiliyor. Nixon’dan itibaren dolar boş kâğıt. Karşılıksız basılıyor, dipçikle dayatılıyor.
Dolar basma salahiyeti 8 bankerin (FED) elinde: Amerika’dan Rockefeller, Goldman Sachs, Lehman Brothers, Kuhn Loebs aileleri. Avrupa’dan Rothschild, Warburg, Lazard ve Moses Seifs.
Bunlar ya Yahudi ya Mason. Düşünün devlet kendi parasını basamıyor, ağalardan borç alıyor ve her yıl 500 milyar dolar faiz veriyor.

KANLI KATLİAMLAR
Dolar patronları tavizsiz. Lincoln ve Kennedy tezgâha çomak sokmak isteyince acımıyor, ipini çekiyorlar. Saddam ve Kaddafi başka parayla petrol satmaya kalkınca başlarına gelmeyen kalmıyor.
Avrupa’da da para, iltimaslıların elinde. Mesela İngiltere’de sterlin ‘Goldsmiths’ler tarafından basılıyor.
Osmanlı kâğıt para işine mesafeli duruyor. İlk defa Tanzimatçılar “Kaime-i Mutebere-i ve Evrak-ı Nakdiye”yi sürüyor. Ne zaman? 1840 yılında.
Bir nevi borç senedi aslında… Karşılığı altın. Zaten kaime, ikame edenden (yerine geçen) geliyor. Halk arasında kayme diye kalıyor o başka.
Savaş yıllarında dış borçlarımız artıyor, ipin ucu kaçıyor. Paramızı Bank-ı Osmani basmaya başlıyor (1856). Osmani deyince bizden sanmayın, İngiliz ve Fransız sermayesi var arkasında.

Bİ’ TIK ÖTEDE
Kredi kartı bir Amerikan keşfi. İlk defa 1914 yılında Western Union tarafından dağıtılıyor. Ardından General Petroleum Co. müşterilerine kartla benzin alma imkânı sunuyor (1924).
Kartlar yayılıyor ve faizi mukabilinde “kredi” vermeye başlıyor.
1946’da “Charge it” programı devreye giriyor. Müşteri banka kartıyla alışveriş yapıyor; tüccar, fişleri bankaya götürüyor, hesabına para yatıyor. Bu karışık işten kazanan banka, kasasında daima sıcak para oluyor.


1950 Diners Club ilk seyahat kartını çıkarıyor. 1958 Bank of America “Bank Americard” ve Amexco “American Express” adı altında uluslararası kredi kartı düzenliyor.
Yıl 1965. ABD’nin doğu eyaletlerindeki bankalar, Americard’a karşı, Interbank şemsiyesi altında toplanıyor. Batı eyaletlerinin bankaları da Mastercharge programına dâhil oluyor. BANCO ve VISA!
Artık insanlar yanlarında para taşımıyor, olmayanı harcıyorlar rahatlıkla. Banka dokuz taksit yapıyor, süre tanıyor. Oh keyfe bak, sanki bedava!
Lakin bir aksama olursa! Derinizi yüzüyorlar bağırta bağırta.

BEDAVA MI SANDIN?
Yıl 1998. Belgradlı gençlerin izlemeyi çok istedikleri bir basket müsabakası var, biletler tükenmek üzere. Bir akademisyen (Drazen Pralec) talebeleri “kartlılar” ve “nakitçiler” diye ikiye ayırıyor, maç bileti için teklif vermelerini istiyor. Cebinden para çıkaranlar tutuk ve donuk, kart sahipleri ise yağdırıyor. Ki bire altı gibi inanılmaz bir fark çıkıyor ortaya.
Müteşebbislerin gözleri ışıldıyor, “işte bu” diyorlar ve yeni bir ayar geliyor piyasaya.
Ekibe Elon Musk da dâhil oluyor. İnsanları eBay sayesinde PayPal ile tanıştırıyorlar. Derken İnternet çarşı pazarı evimize taşıyor, motor yağından tutun ayakkabı bağına.
Peşinden iPhone giriyor topa. Ve 2014 yılında kartlı harcamalar, nakdi geçiyor. Artık ne koysan gidiyor, artistlerin çiğnediği sakızlar bile uçuk rakamlara müşteri buluyor.
Dünya ticareti Amazon, Apple, Facebook, Google, Microsoft’un elinde. Kim ne alırsa alsın, kim ne satarsa satsın onlar kazanıyor.

KARTINIZLA BAŞBAŞA
Aslına bakarsanız halka kredi kartı dağıtmak diyabetliye şeker vermek gibi bir şey. Şimdi bunu bir adım öteye taşıyor parayı tamamen kaldırmayı planlıyorlar.
Hükûmetlerin de işine geliyor, sermaye akışını takip ediyor, fırsat tanımıyorlar kayıt dışına. Sistem güvenli mi peki? Henüz değil. Terör örgütleri, uyuşturucu kartelleri, bilgisayar korsanları delinmez sanılan zırhları tuzla buz ediyor.
Her cep telefonu bir dinleme cihazı aslında, nitekim hayat tarzınız, meraklarınız, endişeleriniz, korkularınız çakalların eline geçiyor. Buna “veri madenciliği” diyorlar ve mal gibi alınıp satılıyor. Herkesin zokası ayrı, kim neyle ilgileniyor? Neden ürküyor?
İnsanlara yön veriyor, seçimlere bile tesir ediyorlar.
Peki Huawei ve Alibaba, ABD’li çeteye rakip olabilir mi? Zaten bütün savaş onun etrafında dönüyor.
2016’da ortalama ABD ailesinin 16 bin dolar kredi kartı borcu varken, bu yıl 40 bin dolar. Sayelerinde gayrisafi millî hasıla yükselmiş gibi görünüyor, hükûmetler de bunu başarı olarak sunuyor.
Kart kullananlar sadece bir hafta nakit harcasalar, aşmak zorunda kaldıkları dağların farkına varacaklar oysa.

 

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
611532 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-ozfatura/611532.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT