BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Herkez bil(eye)mez, bizimki ince sanat

İrfan Özfatura
Facebook

Geçen Eminönü’ne ineceğim. Berber arkadaş “sana bir makas versem” dedi, “Bileyletebilir misin acaba?”

- Elbette, bunun bir yükü yok bana.
- Çok iyi olur ya, günlerdir gidecek birini arıyordum, dükkânı da bırakamıyorum.
- Amaaan altı üstü biley değil mi buralarda da yaparlar. Hatta bir ihtiyar var “bileyci geldi hanım” diye dolanıyor sokaklarda.
Güldü “Eğer nacak bıçak olaydı mesele yoktu da bu makasa on haftalığımı vermiştim zamanında.”
- Yok ya!
- Evet onu ancak erbabı bileyler, şimdi sen bi zahmet Zaza Han’a uğra, Atakan Usta diye sor, göstersinler sana.

***
Gittim, makası uzattım, “Ooo Japon ha” dedi, “Güzel makas!” Tabure gösterdi, çay söyledi, “Otur Abi” dedi “İşimiz bitesiye bi’ soluklan.”
Sordum “Bunları herkes bileyliyemiyor mu usta?”
- Bileyler de o kadar. Türkiye’de manikür penslerini ve saç makaslarını hakkıyla bileyleyecek 20 kişi çıkmaz, iyilerinin sayısı da beştir anca. Bak yaşım kaç oldu, mesleğin en genci benim hâlâ.
- Yetişmiyor demek.
- Meraklı ve istekliyse niye olmasın?
Sabredecek ama.
- Öyle ya, sabırla koruk helva...
- Bak bizim meslek erbabı da ikiye ayrılır. El bileyi yapanlar, makine kullananlar.
- Peki sen?
- Ben el bileyinden yanayım, zahmetlidir ama pensler makaslar küçülmez, ömrü uzar, tercihe şayan.
- Bu sanat babadan mı kalma?
- Yoo hayır.
- Peki, nereden geldi aklına?
- Seyyar olarak kuaförlere malzeme satıyordum, çeliği tanıyordum biraz. Yolum tecrübeli bir sanatkâr olan Sabahaddin Usta’yla sıkça kesişiyordu. Türkiye’de bir numara. Gezici bileyciydi, kuaförlerden çağırırlar. Oturur bir cam kenarına çayını kahvesini içer, manikür penslerini, makasları elden geçirir ustura gibi yapar.
Bir gün abi dedim, bu sanatı öğretebilir misin bana?
- Senin gibi en az 100 kişi geldi ama hiçbiri sebat etmedi. Zamane gençleri çok tuhaf, işi bugün öğrenip yarın para kazanmaya bakıyorlar.
- Beni biliyorsun abi. Zaten satış yapıyor, harçlığımı çıkarıyorum. Bu işi cidden öğrenmek istiyorum. Sabırsa sabır, yormam, üzmem, ayağına takılmam.
Hoşuna gitti, “Tamam öyleyse Atakan” dedi, “Seyretmekten sıkılmayacaksan mesele yok, denemekte fayda var.” İki günde bir arıyorum “Abi neredesin?”
- Bakırköy’de filan salonda.
- Gelebilir miyim?
- Haydi, gel, atla.
İki gün sonra yine açıyorum “Abi neredesin ?”
-Cennet Mahallesi’nde şu kuaförde.
Bekliyorum ha.

HERKES BİLE(YE)MEZ BİZİMKİ İNCE SANAT

Zaman zaman yolum Sabahaddin Usta’yla kesişiyordu. Türkiye’de bir numaraydı bu sahada. Bir gün abi dedim, bu sanatı öğretebilir misin bana? Haftanın üç günü işimi yaptım üç gün de yanına takıldım. Bıkıp usanmadan izledim. Bana şöyle yapacaksın böyle yapacaksın demedi asla. Bu hissetme işi. Eğeyi pensin içine vurunca bir yol var, onu bulup yürürsen ne âlâ, kâğıt gibi temiz pürüzsüz çıkar.
Aradan belki altı ay geçti. Hiç unutmam Bahçeşehir’deydik. Ansızın bir pens uzattı. “Al bakayım bile şunu!” Önce onun gibi göbeği sıktım, sonra eğeyle çalıştım, cilaladım. İnceden inceye gözden geçirdi. “Eğer” dedi “Bütün pensleri böyle yapacaksan ben mesleği bırakıyorum. Diyecek hiçbir şeyim yok, emeğim helal olsun sana.” Sözünde durdu, elini eteğini çekti, müşterilerini de devretti bana.
Zaten aileden zengindi, kafası rahat, keyifle çalışır, kendini sıkmaz.
İnanın bu çok önemli, eğer birisiyle tartıştıysan takıştıysan evden kavgalı çıktıysan tutulur kalırsın. Eğe yolunu bulamaz asla. Bir işi ne kadar çok yaparsan elin o kadar kırılır.
Düşünün on senedir bilfiil çalışmama rağmen eksiklerim var hâlâ.
Aletler standart değil, her biri ayrı marka, kiminin ucu bozuk, kiminin arkası açık, kimi kör kesmiyor. Hepsine ayrı kafa yoracaksın nereden başlasam acaba? Kuaförlük sıkıntılı meslek, kılı tüyü geç, akşama kadar kapris çekiyor, geriliyorlar ve aletler yere düşüyor.
Çeliğin en büyük düşmanı da bu, ağzı bozuldu mu elden geçmeli mutlaka.
Bizim işte malzemen iyi olacak, İsviçre malı eğeleri tercih ediyor, on misli ödüyoruz icabında. Bir eğeyi bir hafta kullanıp atıyoruz, paranın gittiğine değil işinin bittiğine bakacaksın bu sanatta. Bayan maniküre başladığı zaman tırnağı çizmemesi lazım ve keserken eli koşacak, hız katacak hızına. Onun için üzerinde çapak kalmamalı. İşte ustalık da burada. Pens konusunda Almanlar iyidir. Solingen diye bir şehir var, çeliği ve işçiliği on numara. Ancak %90 Pakistan hâkimdir piyasaya. Alman malı 13 avroysa, bunlar üç avro.
Çelik kalitesi olarak pek fark yok ama işçilik başka. Ha parayı azıcık yükseltirsen Pakistanlı da itina ile yapar. “Kardeşim bana üç değil, 5 avroluk mal hazırla” de, Alman’dan aşağı kalmaz.
- Fabrikaları mı var?
- Yoo basit atölyeler, önlerinde makinalar, ayaklarını kıvırıp oturuyor, çok da iyi iş çıkarıyorlar.
- Peki Çin?
- Manikür grubunda hiç şansı yok, asla alınmaz. Saç makası hadi bir yere kadar.
- Abi senin sol kolunda niye kıl yok?
- Çünkü üzerimde tecrübe ediyorum, makas ustura gibi olduysa tamam. Manikür aletlerini de elimde dener, etimi keserim mutlaka.
- Sorması ayıp manikür ne işe yarıyor?
- Tırnakların arkasındaki ölü etleri kaldırıyorlar. Oje düzgün görünmez yoksa.
- Oje için et mi kesiliyor?
- Evet bir miktar. Ayaklara yaparlarsa pedikür diyorlar.
-Gelelim saç makaslarına?
-Bazı makaslar yüz güldürmez hiç uğraşma. Japon makasları pahalıdır ama verdiğini hak eder fazlasıyla. Kasho, Joewell, Matsuzaki, Togiya, Tondeo’lar berberi yormaz, saatlerce makas sallamak kolay değil yoksa... Biz taş değil zımpara biley yapıyoruz. Bunlar hususi zımparalar, Japonya’dan getirtiyoruz, 800 kumdan başlar, bin, iki bin, üç bin kuma kadar. Rakam büyüdükçe inceliği artar, iz bile bırakmaz... Cila da atınca, yeni gibi olur, vitrine koyabilirsin pekâlâ... Nasıl manikür aletlerinde el eğesi kullanıp malzemeyi yemekten kaçınıyorsak yüksek kaliteli makaslarda da keskinliği ve sessizliği korumaya çalışıyoruz. Bunun için iç kısmı ayna gibi olacak.
- Burayı iyi bulmuşsunuz, Tahtakale’de dükkân aslanın ağzında.
- Önce ikinci katta bir yer tutmuştuk arkadaşımla. Onun başka işleri vardı, bileyden uzak kaldım, bunaldım. O gün helalleştik, ayrıldık, çıktım iniyorum aşağıya. Merdivende bir dost çevirdi “Yaa Atakan” dedi, “Gül gibi sanatın var, sen bileyini yapsana.”
- İstiyorum da ortak dükkânda olmuyor.
Kulağıma eğildi: Bak şu çakmakçı var ya, boşaltacak haberin ola. Gittim; “Devretmeyi mi düşünüyorsunuz?”
-Evet. Öyle bir niyetimiz var. Söylediği rakam beni aşıyordu. Altımda bir arabam var o kadar.
-Böyleyken böyle, durumum ortada.
-Abi bir sorayım babama.
Pazartesi aradı “Gel Atakan o iş tamam!”
Hemen arabayı sattım, parayı saydım.
Rüyamda görsem inanmazdım. Rabb’im istediğim yerde dükkân bahşetti bana. Biliyor musun berberlerin ayakları zaten buralarda. Geliyor, pensleri makasları bırakıyorlar, alışverişlerini yapıyor, dönerken tertemiz alıp gidiyorlar, vakitleri onlara kalıyor.
-Çırak yetiştirdin mi hiç?
-Nerdeee? Eleman arıyorum ama yeni nesil dükkâna bağlı kalmak istemiyor, itibar etmiyor kapalı mekâna.

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
628254 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-ozfatura/628254.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT