Başlıktaki soru haklı bir soru! Çünkü ABD ile İran arasında ateşkes ilan edilmiş olmasına rağmen, İran’ın Lavan ve Siri adalarında yine kaynağı belirsiz patlamalar oldu… Lübnan’da ateşkes söz konusu bile olmadı!..
Her şeye rağmen, ABD ve İsrail-İran savaşının kırkıncı gününde, bir ateşkes kararı alınmış olması çok önemli gelişme. Ancak daha da önemlisi ateşkesin kalıcı olarak sağlanabilmesidir… Trump ve idaresinin uluslararası ilişkiler anlayışı ve yaklaşımı, bunun önündeki en büyük engeldir! Zira Trump’ın anlayışı düpedüz haydutça!.. Bağımsız ülkelerin zenginlik ve tabii kaynaklarına çökmek niyetinde olduğunu hiç saklama gereği duymuyor! Bakar mısınız şu Trump’ın laflarına: “Bana kalsa, İran’ın petrolünü almak isterdim. Ancak Amerikan halkı askerimizin eve dönmesini istiyor…” Bundan daha haydutça bir şey olabilir mi? Hiçbir meşruiyet argümanına ihtiyaç duymadan ve uluslararası hak ve hukuk kurallarını kale almadan; sırf kaba gücüne dayanarak, gözüne kestirdiği devletlerin servetlerine çökmek de ne demek? Tabii ki eşkıyalık ve soygun yani haydutluk demek. Koskoca Amerikan Başkanı utanmadan sıkılmadan bunu dillendirebiliyor. Böyle bir başkanın sözlerine ne derece güvenilebilir ki? Trump’ın ateşkes sonrasında da İran’a karşı devam eden tehditlerinin yarısı gerçek ise yarısı abartı ve palavradır. Hakeza Trump’ın en az kendisi kadar sapkın savaş bakanı da dün yaptığı basın açıklamasında, zafer sarhoşluğu içinde, İran’a en ağır ve çirkin ifadelerle saldırmaktan geri durmadı. Ateşkesle birlikte müzakere sürecinin başladığı bir ortamda, barışa giden yolu açmak ve kolaylaştırmak yerine şeytani bir kibirle tam aksi yönde şartları zorlamak ancak güç zehirlenmesinin eseri olabilir… ABD cenahında yaşanan tam olarak budur. ABD ile İran’ın askerî gücü mukayese kabul etmeyecek raddede farklıdır. Buna rağmen Amerika beş buçuk haftalık sürede, üstelik savaşı en üstün olduğu hava sahasında yürüttüğü hâlde epeyce bocalamıştır. Bu sebepledir ki, düşürülen uçağındaki iki pilotu sağ olarak kurtarmasını büyük bir zafer olarak sunup döne döne aynı hikâyeyi tekrarlamakta. ABD bugünün şartlarında rakipsiz askerî gücüne rağmen, izlediği emperyalist politikalar dolayısıyla çok büyük oranda hegemonik güç aşınmasına maruz kalmıştır. Ve bu son olaylarla birlikte, dünya nazarında tahminlerin çok ötesinde itibar ve güven kaybı yaşamıştır. Şüphesiz ABD bunun faturasını ödeyecektir…
Tekrar ateşkes kararına dönersek… Trump’ın açıklamasına göre, İran’dan on maddelik bir plan teklifi aldıklarını ve bunun müzakere için uygulanabilir bir temel olduğunu öğrenmiş bulunuyoruz. Fakat tekrar belirtelim ki, Trump bu!.. Hangi sözünün gerçekleri yansıttığını anlamak kolay değil!.. Yine onun ifadesine göre, kendilerinin daha önce ortaya koyduğu on beş maddelik planın çoğu İran tarafından kabul edilmiş durumda. Bu noktada İran cenahından daha farklı açıklamalar geliyor. Doğrusu İran’ın açıklamaları da çoğu kere teyide muhtaç. Savaş hâlinde tarafların yaptığı açıklamalarda psikolojik harp taktiklerinin yer alması tabiidir. Ama bunun da bir ölçüsü var!.. Ateşkes konusunda bir başka çok problemli konu var. İsrail meselesi… ABD ile İran arasında, ara bulucu ülkelerden biri olan Pakistan’ın açıklamasına göre, ateşkes kararı Lübnan’ı da içine alıyordu. Hatta ateşkes kararını desteklediğini belirten İsrail de bu hususu kabul ettiği intibaını vermesine rağmen, akabinde daha şiddetli biçimde Lübnan’a saldırmaya devam ediyor. Dolayısıyla ateşkesin en kırılgan unsuru İsrail’in bizatihi kendisidir!.. Daha önce de iki kere, müzakere süreci devam ederken saldırıya geçen ve ABD’yi de çatışmanın içine girmeye mecbur bırakan provokasyonları işi bu noktaya kadar getirdi. Bu sebeple "ateş hakikaten kesilecek mi?" diye sormak gayet normal. Her şeye rağmen Trump’ın muhtemel barış için daha ılımlı görünen beyanları bir ümit teşkil ederken, İsrail’in saldırı ve sabotajları meseleyi çıkmaza sokuyor. Dünkü saldırılarda, Lübnan’da çok büyük bir yıkım ve katliam yaşandı. Anlayacağınız Siyonist İsrail her yerde ve her noktada çıbanbaşı! Trump ateşkese İsrail de uyacak diyor, ama İsrail bildiği gibi hareket ediyor. Bu şartlar altında, cuma gününden itibaren başlayacak müzakerelerin iki hafta içinde olumlu bir sonuca varması hiç de kolay olmayacak…
İran tarafının bu müzakerelerde işi çok zor!.. Bir tarafta yaşanan büyük yıkım, diğer yandan ABD ve İsrail’in kabulü mümkün olmayan istekleri… Her zorluğa rağmen şimdiye kadar sıkı durdu diyebiliriz. Trump’ın şımarık savaş bakanı; “İran ateşkes için bize yalvardı” diye böbürleniyor. Fakat en az İran kadar ABD’nin de ateşkes ihtiyacı içinde olduğu ortada… ABD iç kamuoyu baskısı Trump’ı bunaltmıştı. Yabancı basındaki analiz ve yorumlar ile Trump’ın bu konudaki açıklamalarına bakılırsa, İran’ın ateşkes kararına yanaşmasında Çin’in önemli etkisi oldu. Şöyle ki, Çin hâlihazırda İran’ın sattığı petrolün yüzde 90’nı alıyor. Yani ambargolar etkisiyle, neredeyse tek müşterisi!.. Binaenaleyh Çin’in kendi enerji tedarik hatlarında problem çıkmaması için İran’ı ikna etmesi zor değil. Zira Çin zamana oynuyor. Ve bu zaman zarfında, özellikle enerji tedariki ve teknolojik gelişmeyle birlikte, ABD’yi hizada tutacak askerî güç kapasitesini geliştirme noktasında gayet sabırla ilerliyor… ABD, yükselen Çin karşısında, yakın bir gelecekte, bugünkü tek başına kabadayılık konumundan pek uzağa düşmüş olacak!.. Bunu bir kenara yazınız. İran savaşında, Amerika ve İsrail’in savaş suçu niteliğindeki vahşi bombardımanının sonuçları çok farklı şekilde tezahür edecektir...

