Amerika İran’ın askerî hedeflerinden ziyade altyapısını vuruyor. Uluslararası hukuka göre savaşta ülkelerin altyapısını hedef almak sözde yasak. Ama bu yasağı dinleyen kim? Tam aksine Trump açık açık ilan ediyor!..
ABD İran’da umduğunu bulamamanın öfkesiyle hiçbir kaide-kural tanımadan saldırıyor… İran’a saldırının ilk günü olan 28 Şubat’ta, Minab şehrindeki bir kız okulunu füzelerle vurarak yaşları 07-12 arasında değişen 168 kız öğrenciyi ve en az 16 görevliyi vahşice katletti… O günlerde sorulan ısrarlı soruları, her defasında “BİLMİYORUM, KONU SORUŞTURULUYOR…” şeklinde savuşturan Trump, bir keresinde hiç utanmadan, “Belki de İran’ın kendisi yapmıştır…” diye cevap vererek tam bir rezalete imza attı. Ona göre, okulu vuran Tomahawk füzeleri, çok satılıyordu ve bunlardan İran da satın almış olabilirdi!.. Trump’ın pişkince yüzü kızarmadan söylediği yalanı kimse yutmadı tabii. Çok geçmeden vahşi saldırının görüntüleri de ortaya çıktı. Bu korkunç cinayetin faili çok net biçimde ortada idi. Öyle ki, sansürlü yayınlarıyla kanıksanmış olan Amerikan medyası dahi bu olayı inkâr etmemiş, fail olarak düpedüz ABD silahlı kuvvetlerini işaret etmişti...
Bu vahim olayın üzerinden 35 gün geçti. Hâlâ ABD ilgili makamlarından bir ses, cevap yok. Konuyu doğrudan unutulmaya bıraktılar… Aynı ABD ordusu, İsrail’in Gazze’de en barbar şekilde uyguladığı; hastane bombalama savaş suçunda da Siyonist Tel Aviv Yönetiminin yolunda gitmekten geri durmadı. Evet, hastane de bombaladı… Daha da öteye ilaç deposunu bile bombaladı. Öyle ki, savaş suçu işlemekte ikili birbiriyle yarışıyor!.. İsrail Tahran’ın göbeğindeki yakıt tanklarını vurarak, bütün şehir halkını toptan zehirleyebilecek bir teşebbüste bulunmuştu. Aynı şekilde su arıtma tesislerini hedef almıştı. Siyonist İsrail’in peşinden sürüklenen ABD, altyapıyı hedef almakta ısrarlı görünüyor. Kereç Bölgesi ile Tahran’ı birbirine bağlayan inşaat hâlindeki bir köprüyü hedef alarak imha etti. Ve devamında, iyice saldırganlaşan Trump İran tarafını, sivil hayatı felç edecek bir saldırı ile tehdit ediyor. Elektrik sistemlerini imha ederek "sizi taş devrine geri göndereceğiz!" diyor! İsrail’in Gazze’de yaptığı korkunç yıkımı bu defa İran’da ABD yapmakta. Avrupa ülkeleri, başta Fransa, İngiltere; İtalya olmak üzere, Trump’ın gayrimeşru savaşına katılma çağrısını reddettiler. İspanya zaten en başında bu haksız saldırıya mertçe karşı çıkarak çok net bir tavır ortaya koymuştu… Ancak Avrupa, Amerika’nın İran’da işlediği savaş suçlarına karşı şu ana kadar hiçbir tepki koyamadı.
Hâl böyle olunca, ABD-İsrail’in saldırıları tek kelimeyle insanlık suçuna dönüşüyor. Gelgelelim bu suçun tespitini yapıp faillerini hesaba çekecek bir mekanizma yok. İsrail’in kuyruğuna takılarak İran bataklığına saplanan Amerika, düpedüz yalnızları oynuyor. Ve bu yalnızlık içinde İran’ı istediği noktaya çekemeyince de büsbütün canavarlaşıyor. Bu atmosferde Trump’ın ayarları iyice bozulmuş durumda. ABD Ordusu içinde de ciddi fikir ayrılıkları yaşanıyor ve görevden almalar da dikkat çekiyor. Fransa Devlet Başkanının özel hayatını diline dolayan Trump’a, Macron’dan çok ağır bir cevap geldi. Resmen kendisini seviyesizlikle itham etti. Fakat Trump o kadar sıkıntılı bir durumda ki, şahsına yönelen ağır eleştirilere kulak verecek mecali yok. Daha göreve başlarken, dünya için hiç de insani değerleri savunacak niyette olmadığını esasen ortaya koymuştu. Bu manada başka ülkelerin topraklarına ve kaynaklarına zorla el koymak gibi bir haydutluk beslediğini gizlememişti. Kanada’yı ABD’nin 51. eyaleti yapmak, Panama Kanalı'na çökmek, Grönland Adasını ilhak etmek vs. Bu hedeflerine henüz ulaşmış değil… Ancak Venezuela’nın petrollerine çöktü! Şimdi de Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı üzerinde kirli hesaplar yapıyor. “Hürmüz Boğazı'nı alarak büyük bir servete konabiliriz…” diye resmen niyetini dışa vuruyor. Peki, bu şartlar altında savaşı kim durduracak, nasıl durduracak? Dünya büyük bir felakete doğru gidiyor!..
Bu arada Siyonist İsrail, İran’da asıl işi ABD’ye ihale ederek, Lübnan’ın güney ve doğu bölgelerini işgal etmek için son sürat saldırıyor… İsrail, Litani Nehri üzerindeki en önemli köprüyü imha etti. Böylece, ABD’nin Orta Doğu’daki en yüksek köprü olan, İran’ın B1 köprüsüne saldırmasına bir nevi kılavuzluk etti. Şimdi de geriye kalan iki köprüyü havaya uçurmakla tehdit ediyor. Bunu yaptığı takdirde, Lübnan Litani Nehri'nin kuzeyindeki topraklarından fiilen kopmuş olacak. Ne çare ki, İsrail bu konuda kararlı. Göz göre göre bağımsız ve egemen olduğu tescilli bir ülkenin topraklarına çökerek, ilhak etmeye çalışıyor. Düşünebiliyor musunuz, İsrail; Lübnan topraklarının bir kısmını resmen insansızlaştırmak için, bütün evleri yıkarak, yerlerinden ettiği yaklaşık altı yüz bin kişinin geri dönmesine set çekiyor… Lübnan topraklarının güney ve doğu kısmında tampon bölge oluşturuyor. Ve bütün bunlar olurken, dünyadan lafta bile olsa, bir tepki gelmiyor. İşte buradan günümüzde nasıl bir "orman kanunu" işlediği çok çarpıcı şekilde anlaşılıyor. İsrail daha önce de Lübnan’da aynı şeyi yapmıştı. 1982-2000 yılları arasında, tam on sekiz sene boyunca Lübnan’ın güneyinde tampon bölge oluşturmuştu. Bu zaman zarfında da Litani Nehri'nin sularını askerî gücünün gölgesinde çalmaya devam etmişti… İsrail’in oldum olası gözü Litani Nehri'nin sularında. Ve maalesef Lübnan Devleti de topraklarını koruma noktasında çok güçsüz ve çaresiz! Dünyanın hâli çok kasvetli...

