BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

ABD’de seçim güvenliği ne âlemde?!.

3 Kasım’daki başkanlık seçimlerine sayılı günler kaldı. Fakat seçimlerin emniyetli şekilde yapılıp yapılamayacağı, Donald Trump’ın sonuçları kabul edip etmeyeceğine dair tartışmalar gırla gidiyor!..
 
 
Kendisini “Dünyanın en büyük demokrasisi” diye lanse eden ve bu alanda diğer ülkelere her vesileyle nasihat vermekten geri durmayan ABD’de, halkın mevcut düzene olan güven ve itimadı esasen çoktan beridir tartışılıyor. Öncelikle çeyrek asrı aşkın zamandır, ABD başkanlık seçimlerine halkın katılımının çok düşük seviyede olması (Kimi zaman bu oran yüzde ellinin altına düşmekte…) tabii olarak beraberinde meşruiyet tartışmalarını getiriyor. Ancak ABD’deki siyasi düzenin oturmuşluğu ve başkanlık sisteminin getirdiği istikrar ile ABD halkının, bu türden politik tartışmalara katılmakta pek de istekli olmaması, seçimlerin meşruiyetinin irdelenmesi konusunda fazla bir tazyik oluşmuyor… Ancak seçim sırasında yaşanan birtakım durumlar, bazı zamanlarda ciddi ihtilaflara yol açıyor ve sonuçların kesinleşmesi ayları bulabiliyor… Mesela 2000 yılı Kasım seçimlerinde, Demokratların adayı olan (eski başkan yardımcısı) Al Gore, Cumhuriyetçilerin adayı George W. (Oğul) Bush’tan daha fazla oy aldığı hâlde, çok şiddetli tartışmalar sonucunda, Yüksek Mahkemenin 4’e karşı 5 oyla verdiği karar neticesinde, Bush kazanmış oldu. Seçim sonuçları ancak bir ay gecikmeyle ilan edilebildi! Çok hararetli tartışmalar yaşandı. Eski dışişleri bakanları James Baker ve Warren Chritopher iki partinin âkil adamları olarak, âdeta devletlerarası görüşmelere benzer uzun uzun müzakereler yaptılar…
Bir önceki seçimlerde de benzer bir durum yaşandı… Yine Demokratların adayı olan Hillary Clinton, Trump’tan 3 milyon fazla oy aldığı hâlde, ikinci seçmen (Electoral College) denilen delegelerin tercihiyle başkan seçildi. ABD’de bu sonuçlara yol açan, eyaletlere “Salıncak eyaletler” deniliyor. Bunlar Ohio, IOWA, Indiana, Michigan gibi, iç göç bakımından çok hareketli Orta Batı Eyaletleri. Florida güneyde olduğu hâlde, iç göç bakımından hareketliliği sebebiyle aynı kategoriye giriyor… Bu eyaletler hem seçimlerin sonuçlarının önceden kestirilmesini zorlaştırıyor hem de yukarıda işaret ettiğimiz ikinci seçmen bakımından sonuca tesir etmeleriyle tartışmalara sebep oluyor...
ABD seçimleri üzerindeki etkenler bu kadarla bitmiyor. Mesela haftalardır, Donald Trump’ın seçimleri kaybetmesi hâlinde sonuçları kabul edip etmeyeceği konuşuluyor. Hatta o kadar karamsar senaryolar yazılıyor ki, Trump’ın Beyaz Saray’dan asker marifetiyle çıkarılması bile telaffuz ediliyor!.. Çok garip değil mi? ABD’nin bazı Afrika ülkelerinde yaşanan durumlara maruz kalması… Dünyanın en büyük demokrasisi bu durumlara düşer miydi? Neyse, Trump’a sonuçları kabul edip etmeyeceği soruldu ve o da biraz dolambaçlı ifadelerle kabul edeceğini ifade etti. Fakat hâlâ durum net değil. Yani beklenmedik gelişmeler yaşanabilir. Çünkü mektupla oy kullanma oranı bu seçimlerde hayli yukarılara çıktı ve bu durumdan Trump oldukça rahatsız…
Diğer taraftan Trump’ın birinci başkanlık dönemi, Rusya’nın onun lehine seçimlere müdahalede bulunduğu iddia ve soruşturmalarıyla geçti. Hatta bu konuda, Trump’a sadakat göstermeyen FBI direktörü (James Comey) ve başka bazı bürokratlara görevden de el çektirildi. Ve bu meselede soruşturmaların bir kısmı hâlen devam ediyor. Neyse ki, bir önceki dönemle ilgili Trump lehine karışmış olma iddialarını reddeden Rusya Lideri Putin, bu defa seçimlere müdahalede bulunmayacaklarına dair garanti verdi!.. O garanti verdi, ancak Amerikalıların içi hiç de rahat değil. İki gün önce ABD’nin Federal Soruşturma Bürosu (FBI) Direktörü Chris Wray ve Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (DNI) Şefi John Ratcliffe Washington’da bir basın toplantısı yaparak, İran ve Rusya’nın 3 Kasım seçimlerine müdahaleye çalıştığını açıkladı. Ratcliffe, İran ve Rusya’nın seçmenlere ait bazı bilgileri elde ettiklerini tespit ettiklerini belirterek, bu verilerin yabancı aktörler tarafından kayıtlı seçmenlerde kafa karışıklığı ve kaosa yol açma ve Amerikan demokrasisine güveni sarsacak biçimde kullanılabileceğini ifade etti. Yani durum oldukça ciddi!.. Ne yani ABD güven içinde bir seçim yapmaktan aciz mi kalacak?  
Evet, kendi resmî açıklamalarına bakılırsa, dünyanın süper gücü ve ‘en büyük demokrasisi’, artık kendi ülkesindeki başkanlık seçimlerinin güvenliğini yeterince sağlayamama durumu ile karşı karşıya… Eh, bu da ABD’nin hegemonik gücünü ne denli kaybettiğine dair, bir çarpıcı gösterge değil midir? Hatırlayınız, Obama döneminde de; ABD, isim vermeden ama âdeta nokta adresi göstererek, Çin’in siber saldırılarının kendileri için ulusal güvenlik meselesi olduğunu, bu türden bir saldırının vaki olması hâlinde, tereddütsüz nükleer silah kullanmaktan kaçınmayacaklarını ilan etmişti...
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
615892 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ismail-kapan/615892.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT