BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Aaaa ne olmuş be!

Kemal Abinin Haftalığı
Kemal Belgin
Facebook

Geçtiğimiz cuma günü gazetemi okuduktan sonra, şöyle bir internete gireyim dedim. Dolaşırken Hıncal Uluç Ağabey’in yazısına baktım. O da ne? Yazının büyük bir bölümü TFF ile Kulüpler Birliğinin yaptığı toplantıya ayrılmış... Ne toplantısı yahu? Hiç haberimiz olmadı. Ne ekrandan, ne de gazete sütunlarından... Bravo! Aynen devam! Körlerle sağırlar birbirini ağırlar derlerdi. Şu eskiler var ya, gerçekten de muhteşem...

Real Madrid ayıp mı etti?
Bizde savunmaya birikme, tabii ki takım hâlinde, “Bu ne rezalet savunma” olarak nitelendirilir. Başta Hıncal Uluç Usta’m tarafından... Pekâlâ, Real Madrid-Barcelona maçını izlediniz mi? Nedir o koca Real Madrid'in top Barcelona'ya geçtiğinde Benzema dâhil topun arkasına geçip kendi sahasına kademeli olarak yığılması... Maçın sonucu mu? Belli! Artık çağdaş oyun anlayışına, daha doğru bir tanıtımla, rakibin özelliklerine göre oyun tezgâhlamayı öğrenin lütfen!

Panye, pota nedir, öğrenin be!
Basketbol maçlarını anlatan, yorumlayanlar çok önemli bir yanlışın üzerinde âdeta ısrarcı davranıyorlar. Belli ki bilgileri eksik... Arkadaşlar; Panye çembere verilen Fransızca bir isimdir. Yani “Panier...” Pota da bu panyenin asılı olduğu eskiden tahtaydı, şimdi başka bir maddeden yapılıyor... Tamam mı?

Yayıncı kuruluş kimlere teslim?
Rizespor-Trabzonspor maçını izliyorum. Yayıncı kuruluş, belli ki yenilerden, spikeri Afobe'nin Trabzonspor için önemli eksik olduğunu vurguluyor. Yapmayın arkadaşlar! O oyuncu yedek bile olamaz da, neyse... Devamla, Larin'in attığı gol Kanada yapımı imiş. Pası veren de oralı ya... Yapmayın yahu! Hani Brezilya deseniz idare eder de, Kanada kim futbol kim?

Mustafa Başkan mı?
“Haysiyetinizi ve şerefinizi düşünün” çıkışında kullanılan kelimeler ağırdır. Tamam ama G.Saray takımında oynayan futbolcuların da giydikleri tarihsel formaya hizmetleri başka olmalıdır. Ne yazık ki, tarihî bu “Üç Büyük” kulübümüzün yapıları ciddi biçimde yara almaya başlamıştır. Para alamadan oynayanlar sporcular ve elektrik, su parası ödemek için nelere katlandıklarını bildiğim başkan ve yöneticiler vardır tarihte...

Hey gidi Sakıp Sabancı Usta!
Ülkenin toprağına çok önemli harçlar atan Sakıp Sabancı Usta geçtiğimiz hafta vefatının 17. yılında anıldı. Ben de andım tabii ki... Çünkü Sakıp Usta, ben kendisine öyle hitap ederdim. Bendenizin, takımlarımızın başta Galatasaray olmak üzere, Avrupa'da oynadığı önemli kupa maçlarında birlikte heyecanlandığım dostumdu. Hatta Monaco'daki 1-0'lık galibiyet önceki akşamı birlikte dışarıda yemek de yemiştik. Nurlar için yat!

Can Bartu'yu andık!
Futbolumuzun dünya çapındaki yıldızlarından Fenerbahçeli, Fiorentinalı, Laziolu, Venedikli Can Bartu'yu vefatının ikinci yılında özlemle andık. Gerek TRT Spor'da, gerekse de FBTV'de hatırlatmalar yapıldı. Ama ben burada bunların hepsinin bilmediklerini özetle anlatayım. Bartu, 17 yaşında iken Bostancı sahasında (Toprak ve 7 kişilik) bir maçta 7 gol atmıştı. Maçı izleyen Gündüz Kılıç hemen Galatasaray teklifini sunmuştu. Cevap mı? "Hocam, vallahi beni eve de almazlar, mahalleye de sokmazlar..." Oysa validesi Şeyma Hanım G.Saraylı idi ama baba has F.Bahçeli... Sonra mı? Manchester City'nin elendiği maçın devre arasında Molnar, Bartu'yu genç Erdinç ile değiştiriyordu ki, Genel Kaptan K. Fikret (Kırcan), "Sakın ha, Erdinç daha çocuk, sen sahaya dön Can" demişti. Sonra mı? Rakibin hocası maç sonu şöyle yakınmıştı; “Bu Bartu bize ikinci yarıda topu vermedi. UEFA bu işlere mâni olmalı...” Sonra mı? Topu neden erken bıraktı? Çünkü o lig sonu Fenerbahçe, Bartu'yu satış listesine koyup bütçeyi doğrultmak istemişti. O da, "Beni satamazsınız. Ben de, ısrarcı iseniz futbolu bırakıyorum" şeklinde tepki göstermişti.

Emre Hoca’nın ilgi çekici formülü!
Anlaşılan o ki, Emre Hoca “Top bizde kalırsa savunma yapmak sıkıntısı ya da geriye yardım yetiştirme gibi fazla efor isteyen işlere de gerek duyulmaz...” diye düşündü. Tek santrfor ve beş oyun kurucu gibi, topla kontrolü iyi yapan ve götürüp verenlerle oynamak... Karşıda da iyi pas yapan bir rakip varken hele... Ama ya değişiklikler? Tam fiyasko! Bu süreçte kale ağzından kurtulan 5 net gol pozisyonu var... Hani hatırlatalım dedik.

Balon gibi uçmak!
Arada bir burada siyasete de dalıyoruz ya... Hah işte, geçtiğimiz salı günü mecliste Engin Altay (CHP milletvekili) bir uçtu bir uçtu ki, Allah'tan meclis toplantı salonunun tavanı yüksek de içeride kaldı.

Kaleci skandalları
Erzurumspor kalecisi o topu sol eliyle ile dışarı tokatlamalıydı. Çünkü bloke etmeye kalkışmak kale direğini de yakalamak demek idi, zaten ceza kesildi. Beşiktaş için yukarıda yazmıştım. O toplar tokatlanarak öne alınır, rakip varsa yumrukla çelinirdi. Ya Altay? Tuttuğu topu resmen kendi kalesine attı. Yani bu üç gol rakiplere değil kalecilere aittir...

Cenk giderken...
Beşiktaş her türlü zorluğu yaşadığı Erzurum'dan 4 gol atarak kazançlı çıktı. Sergen Hoca, Cenk'i 3-2 öne geçtikten sonra kenara almalıydı. Dorukhan dışındaki orta alan ve ileri uç değişiklikleri Cenk hariç, yerinde idi. Ama Ersin gibi genç bir yeteneğin göğüs kafesi üzerine gelen topu bloke etmeye niyetlenmesi inanılmazdı. Oralardan lider dönmek mutlu son için ilk adım sayılmalıdır.

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
618495 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/kemal-belgin/618495.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT