BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Güneş’imizi kaybettik!..

Hem iyi bir gazeteci hem de müthiş bir televizyoncuydu Güneş Tecelli… Üslubu ve esprileriyle mest ederdi…

Meslektaşımdı, sırdaşımdı, kardeşimdi; yarım asırdan fazla oluyor, dostumdu, arkadaşımdı; Güneş Tecelli!..
Mustafa Salihoğlu kardeşimin Ankara’dan telefonu geldiğinde, “anlamıştım” bir “acı haber alacağımı”; zaten “Öcal, kötü bir haberim var” dediğinde, yüreğim “cızzz” etti; “Güneş’i kaybettik!..”
Taaa, 1950’lerin sonlarına doğru, “Yenigün gazetesine kardeşim Hıncal bulmuş getirmiş” ve Genel Yayın Müdürümüz olan M. Ali Kışlalı da “Tamam, spor servisimizde başlasın” demişti.
Spor servisinde kardeşim Hıncal vardı, rahmetli Ahmet Taner Kışlalı vardı, rahmetli Oktay Kurtböke vardı, “ağabeyleri” ben vardım ve o “gencecik” Güneş, haberde de, yazıda da “bizimle yarışa başlamıştı”; müthiş bir sezgisi ve “mizah dolu” kalemi vardı. “Abuzittin’e mektuplar” başlığı ile yazdığı yazılar, “güler yüzlü” mizahtan, “Kara” mizaha kadar uzanan üslubu ile sadece sporun değil, ülkenin tatlı / acı gerçeklerini okutmakta “tiryakilik yapacak” haber / eleştiri hazinesiydi.
Haberciliğine gelince… Zamanın Gençlik ve Spor Müdürlüğü’nün il müdürlüklerine ve federasyonlara gönderdiği “gizli” duyuru ve mektuplar, kapısı kilitli bir odadaki teksir makinesinde kâğıda dökülürdü. O makinaya duyurunun yazıldığı “yağlı ve mürekkepli” ana kâğıt takılır ve… “Gereken sayıda mektup” çıkardı.
Sonrasında… O duyurular, mektuplar daha müdürlüklere ve federasyonlara gitmek için yolda iken, Güneş Tecelli’nin haberi gazetemizde yer alırdı!..
Genel Müdürlük’te soruşturmalar açılır, Genel Müdür çılgına, bizler şaşkına döner ve Güneş’in “en gizli haberleri, kimden, nasıl aldığını” soruşturup, dururduk.
Çok sonraları, Güneş’in, genel müdürlük binasının çöplüğünde “teksir makinasının mürekkepli ana kâğıdını arayıp bulduğunu ve ondan en gizli duyuruları ve mektupları haberleştirdiğini” öğrenmiştik!..
Güneş’le Ankara’nın Babıali’si Rüzgârlı Sokak’ta Öncü ve Son Baskı gazetelerinde de beraber olduk. O, Hıncal’la beraber “son sayfada kalmış”, benle Oktay “birinci sayfaya” sıçramıştık. 
Rüzgârlı’dan  “yeni kurulan” TRT’ye geçti, Cenk Koray’la ekranda “müthiş” bir ikili oldular, Hıncal’ın hazırladığı programlarda yer aldılar. “Esprileri ile” ekranın vazgeçilmezleri, “gülmek isteyenlerin” gözdesiydiler!..
Sonra, TV’cilikten de bıktı ve eşi ile beraber Marmaris / Datça arasında bir tatil yeri yaptılar. Bir dünya cennetiydi; deniziyle, azmağıyla, deresiyle, kanolarıyla, bungalovlarıyla “Amazon Kamping!..”
Eşi vefat edince, oğulları ve gelinleriyle, ikinci eşiyle orayı yaşattı. Kendisi de, azimle ve başarıyla yıllardır “o melun hastalıkla” mücadele ediyordu ve yenmiş gibiydi de…
Birkaç senedir, çok istememe rağmen” gidemedim, Amazon’a; “bahara, sonbahara, yaza, seneye” derken…
İşte, sonunda acı haber geldi. Kafamı duvara vurdum, son telefonundaki sesi kulaklarımda çınlayıp durdu; “Öcal Abi, gene gelmedin. Seneye mutlaka bekleriz!..”
Artık buluşma, bir başka yerde, sevgili Güneş; mekânın cennet olsun, nurlar içinde yat!..
Yeğenlerim başta, bütün Tecelli ailesine, dost ve arkadaşlarına, meslektaşlarımıza sabır ve başsağlığı dilerim.

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
612080 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ocal-uluc/612080.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT