BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Marketten aldım 10 TL, köyde çürüyor 1.000 tane!

Ömer Faruk Bingöl
Facebook

Pandemi gibi hayatı durdurma noktasına getiren derin küresel krizler ancak "para basma" ve "negatif faiz" gibi tedbirlerle aşılabiliyor. Krizi aşıyorsunuz ancak her ilacın yan etkisi olduğu gibi "bol para" dönemlerinin kaçınılmaz yan etkisi "yüksek enflasyon" oluyor.

Dünyanın üç büyük rezerv para bölgesi olan ABD, Avrupa ve Japonya'da toplam parasal bilanço büyüklüğü 20 trilyon dolara ulaşmış durumda.

Bunlardan sadece ABD 8,7 trilyon dolarlık bir bilançoya sahip. 2008 küresel krizi öncesinde bu miktarın ABD'de 1 trilyon doların da altında olduğunu hatırlatalım.

Gelinen noktada para bolluğunun ne kadar arttığını da anlamış oluruz. Bu kadar para karşılığında altın ya da mal, hizmet üretemezseniz -ki bu mümkün değil- mevcutların fiyatı artar ve enflasyonu tutamazsınız.

Sadece ABD'ye bakınca, son açıklanan enflasyon rakamı (orası için oldukça yüksek olan) yüzde 6,8'e ulaşmış. Son 39 yılın zirvesi!.. Dünyanın her yerinde durum benzer.

Türkiye'de de aralık ayı enflasyonu aylık bazda yüzde 13,58, yıllık bazda yüzde 36,08 olarak açıklandı. Bu rakamın önümüzdeki aylarda yüzde 40-50'leri görme riski var. 

Her şey "salgında çarklar durur, arz azalır, gıda ve temizlik ürünlerini alıp stoklayalım" mantığıyla başlamıştı. Bugün geldiğimiz noktada dünya halklarının tamamında "param daha fazla değer kaybetmesin", "alım gücüm daha fazla düşmesin" reaksiyonu gelişiyor. İhtiyacı olsun olmasın herkes mala, mülke saldırıyor.

"Talep çok, satma sıkıntısı yok" piyasasında, karşımıza her gün artan fiyatlar çıkıyor. Bu talep enflasyonu bir süre sonra maliyet enflasyonuna dönüşüyor.

Ham maddelerden enerjiye ve navluna kadar fiyatlar artıyor. Çünkü bunlar da talebe yetişemiyor. Enflasyon, zincirleme bir reaksiyona dönüşüyor.

Buna sebep olan halklar, bir süre sonra hayat pahalılığını protesto için sokaklara dökülüyor! Kazakistan'da da "görünen sebepler" itibarıyla yaşandığı söylenen bu!..

Sonuç olarak devletler nasıl para musluklarını açarak pandemiye müdahale ettiyse, yüksek enflasyona da öyle müdahale etmek zorundalar.

Bu öyle faizle olacak bir iş de değil, öncelikle psikolojiyi düzeltmeliyiz. "Fiyatlar artık daha fazla artmayacak" algısını zihinlere kazımalıyız ki, gereksiz aşırı talep ortadan kalksın, ihtiyaç kadar tüketime dönülsün... 

Böylece kaynakları da bir anda kurutup, dönüp kendimizi vuran eğilimlerden de vazgeçelim. Özellikle gıda konusunda bir türlü kurulamayan sağlıklı zincir, yüzde 40'lara varan zayiat, israf...

Enflasyonu da hissedilir derecede yükseltiyor. Anadolu'daki bağlarda, bahçelerde mevsim meyvesi olan narın, ağaçlardan toplanmayarak yerlere döküldüğünü duyuyoruz, görüyoruz. Büyükşehirlerde markette 1 tane nara 10 TL'ye varan fiyat ödemek zorunda kaldığımızı da maalesef yaşayarak test ediyoruz. Böyle örnek çok... Dönelim piyasalara...

- 2022'de büyük merkez bankalarının frene basacak olması sebebiyle ABD, Avrupa ve Japonya'da toplam 2 trilyon doların piyasadan çekilmesi öngörülüyor.

- Özellikle ABD tarafında faiz artışlarının da buna eşlik etmesi bekleniyor. FED yetkilileri, odak noktalarını istihdamdan enflasyona çevirmiş durumda, ilk faiz artışı martta bekleniyor. O tarihe kadar dolarda küresel anlamda güçlü duruş bekleniyor. (Haftaya en kritik veri, ABD'de açıklanacak aralık ayı enflasyonu olacak.)

- Son üç haftada kurda 18,35 TL zirvesini ve 10,16 TL dibini gördük. Bugün bu iki seviyenin neredeyse orta seviyesi olan 13,87 TL'deyiz. TCMB'nin 20 Ocak'taki toplantısı ve 14 TL seviyesi belirleyici olacak. Dolar 11-12 TL bandında iken kur korumalı hesaplara geçenler, bugün daha avantajlılar. 

- Dolarda faiz artışı, zayıf 'ons' demek. Bu sebeple altının 'ons'u 1.800 dolar üzerinde tutunamıyor. Ama fazla gerileme de yok, mart ayındaki FED baskısı ortadan kalkarsa 'ons'un üzerindeki bulutlar da dağılabilir. Dolayısıyla gram altına mevcut şartlar altında 'ons'tan fayda yok gibi görünüyor. 

- Kriptolar da FED korkusuyla geriledi. Gösterge niteliğindeki Bitcoin, Ağustos 2021'den sonra 40 bin doların altına gerilememiş. Şu anda da o desteğinde tutunmaya çalışıyor. Bu bölge aşağı kırılırsa satışların hızlanma riski var. 

- Yüzde 25'e yaklaşan tahvil ve mevduat faizleri ortamında, borsada "riske girerek kazandım" diyebilmek için, yılda en az yüzde 30 ve üzeri kâr elde etmelisiniz. Bu durum, hisse ve sektör bazlı hareketlerle mümkün olabilir ancak. Sanayide, ihracatçı sektörlerde, petrokimyada ve perakende de, destek seviyelerinden bu tarz fırsatlar gelebilir. Ulaştırma ve turizmde de beklentiler pozitif...

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
622283 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/omer-faruk-bingol/622283.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT