BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Acem oyunu

Osman Sağırlı
Facebook

ANALİZ HABER

ABD’nin düzenlendiği suikastle Kasım Süleymani ve Ebu el Mühendis’i öldürmesinin ardından 9 Ocak’ta İran Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC), ABD askerlerinin yer aldığı Ayn el-Esad hava üssüne ve Irak’ın Erbil şehrindeki ABD askerî karargâhına füze saldırıları düzenledi. Kendisi emin olamasa bile dünya, İran’ın ABD’ye ders verdiğini, ABD ise olayın kontrollü bir saldırı olduğunu hissettirerek “acımadı ki” tarzında bir üslupla geçiştirdi.

EN UCUZ BEDEL
Saldırıdan 20 saat sonra kameraların karşısına geçen ABD Başkanı Donald Trump konuşmasında “Üslerimizde herhangi bir askerimiz ölmedi, can kaybımız yok” diyerek, 9 Ocak’taki olayı izleyici için bir zafer olarak resmetmeye çalıştı. Süleymani’yi şeytanlaştıran ABD ‘bir numaralı teröristi’ öldürdükten sonra çok küçük bir bedel ödedi. ABD, füze saldırısının görünüşte İran’ı tatmin eden büyük bir eylem olmasına rağmen gerçekte zayiatsız atlatılmasını, önceden pazarlıkların yapıldığını, saldırının sınırlarının belirlendiğini ve kabullenilebilir bir eylem olduğunu hissettirdi. 

HABER VERİLMİŞ SALDIRI
ABD Başkanı Trump “Erken uyarı sistemimiz sayesinde can kaybımız yok” dese dahi aslında İran’ın saldırıyı haber verdiğine dair bilgiler ayyuka çıktı. Bir nevi iç kamuoyunda yükselen intikam beklentisini baskılayacak aynı zamanda ABD’nin tekrar cevap vermesini engelleyecek bir eylem olmalıydı. Ki öyle de oldu; İran’ın, ABD askerlerinin üslerden çekilmesi için Irak hükûmetini, Tahran’daki İsviçre elçiliği üzerinden resmi olarak uyardığı, bununla da yetinmeyip Katar aracılığıyla ABD’ye başka bir mesajın gönderildiğine dair raporlar da var. Yani hedeflenen yapıldı ve İran’ın da “tokat” olarak açıkladığı saldırıyı ABD pazarlıklar sonucu kabullendi.

SEÇİM YATIRIMI
Trump’un bu konuşması sinmiş, İran’dan korkmuş bir ABD profili çiziyor gibi gözüküyor olabilir. Ancak ABD, kendisini ‘İran saldırganlığına’ rağmen müzakere etmeye hazır bir ‘barışçıl güç’ olarak gösterdi. Beyaz Saray’ın eylemlerine ve karşıtlarının tepkisine bağlı olarak, Trump yönetimi yaklaşmakta olan başkanlık seçimleri için destekçilerini motive etmek ve yeniden oylarını almak için bu stratejiden başarıyla yararlanabilir. Bu durumda Trump, kendisini ABD’yi başka bir kanlı savaşa çekmesine izin vermeyen bir ‘barışçı’ olarak tanıtacak.

TERÖRLE MÜCADELE EDİYORUZ
Trump, konuşmasında özellikle ABD’nin petrolünün kendisine yettiğini söyleyerek, Orta Doğu’da başta Irak ve Suriye olmak üzere varlık sebebinin terörle mücadele olduğu şeklinde algı yönlendirmesi yaptı. Operasyonla öldürdükleri Kasım Süleymani için “çok kötü bir adamdı. O bir teröristti” diyen Trump, aslında onu ortadan kaldırılan DEAŞ lideri Bağdadi ve El Kaide lideri Ladin ile eşit değerde göstererek dünya kamuoyuna “terörle mücadele eden ülke” profili sergiledi.

İRAN’IN GÜCÜ TEST EDİLDİ
ABD-İran arasında yıllardır “büyük şeytan” tanımlamasından ve karşılıklı tehditlerden öte geçmeyen hesaplaşma pazarlıkla dahi olsa test edilmiş oldu. İran ilk defa ABD’ye saldırdı ve İkinci Dünya Savaşından bu yana ilk defa ABD kendisine yapılan bir saldırıya karşılık vermedi. ABD, İran’ın savaş kabiliyetini test etmiş oldu, İran da ABD’yi nereye kadar tehdit edebileceğini görmüş oldu. Fakat, ABD kayıplarının olmamasının sebebi ne olursa olsun, İran ABD’ye ve dünyaya birkaç önemli şey gösterdi:
İran, Orta Doğu’nun herhangi bir yerinde herhangi bir ABD askeri tesisini vurabiliyor ve bu eylemlerle etki oluşturabilir.
İran füzeleri ve elektronik savaş sistemleri (çoğunlukla Rusya tarafından sağlanan) ABD füze savunma sistemlerini (hem kısa hem de orta menzilli varyantlar) kolayca aştı. ABD füze savunması bir defa daha başarısız oldu. ABD yapımı hava savunmasının önceki tam ölçekli başarısızlığı 2019 yılında Suudi Arabistan’daki Aramco ve Riyad saldırılarında gözlendi.

İKİ ÜLKEDE DE SEÇİM VAR
İran, Süleymani suikastinin intikamının alındığı, bundan sonra saldırı olmaması durumunda askeri yöntemlere başvurmayacağı açıklayarak bir nevi “ABD’ye ders veren rejimin zaferi” havasına büründürüyor. Böylelikle 21 Şubatta yapılacak seçimde aykırı sesleri bastıracak bir tablo oluşturduğunu düşünüyor. Aynı durum ABD için de geçerli Kasım’da yapılan başkanlık seçimlerine Beyaz Saray’ı kaptırmak istemeyen Trump ise İran ile ilgili vaatlerini sıralıyor. ABD’nin aciz olmadığını İran’ın dünya meselesi olduğunu belirterek olabilecek baskıları şöyle öteliyor:
ABD askeri tedbirlerle cevap vermeyecek. Bunun yerine Washington İran rejimine derhal ek cezalandırıcı ekonomik müeyyideler uygulayacak. Bu güçlü yaptırımlar İran’ın davranışını değiştirene kadar kalacak. İran’ın nükleer anlaşması bitti, ancak İran’ın nükleer hırslarından vazgeçmesi gerekiyor. ...Ve hepimiz, dünyayı daha güvenli ve daha huzurlu bir yer hâline getirmek için İran’la bir anlaşma yapmaya birlikte çalışmalıyız. ABD ordusu güçlüdür ve hipersonik olanlar da dahil olmak üzere birçok füzesi var...

BİR TAŞLA BİR KAÇ KUŞ
Süleymani’nin birçok bilgiye vakıf olduğu ve artık ortadan kaldırılması gerektiği seslendirilmese de gerek İran, gerekse hem Afganistan Herat operasyonu hem de Tikrit ve Musul operasyonlarında birlikte çalıştığı için övgü dolu teşekkür eden ABD tarafından biliniyordu. Dolayısıyla yaşarken kahraman pelerinine büründürülen Süleymani’den öldürüldüğünde bile faydalanmak en mantıklı iş olsa gerek. Kesintiye uğrayan ABD-İran mutabakatı onun sayesinde yeniden başlayacak. İran, onun cenazesi ile sokaklarda eylem için toplanan ve rejimi tehdit eden yüzbinleri rejim için buluşturdu. ABD, İran tehdidi sebebiyle Irak’tan bir süre daha ayrılmayacak böylece şahin kanadın Orta Doğu’dan çekilme kararı verdiği için Trump’a olan öfkesi dindi.

NELER OLABİLİR?
Bütün bunlardan sonra ne olur? İran ABD’yi dize getiren bir güç edasıyla kendi içinde bir nefes alır. Suriye ve Yemen’de direkt sahada görünmeyebilir. İran’ın Irak’taki gücü Haşdi Şabi DEAŞ benzeri eylemler için hücre yapılanmasına çekilir. Irak’ta rejim tehlikeye düştüğünde ya da İran baskılarına karşı sesler yükseldiğinde eylemler yapabilir. İran’ın Irak’taki mutlak hâkimiyeti için gerekli her türlü zemin oluşturulur. 
Sonuç; İran’da herkesin bildiği bir şey var ki mollaların, siyasilerin, askerlerin iki çeşit söylemi vardır: Bir mesele üzerinde konuşurken, vaatte bulunurken, kavga esnasında hep üst perdeden konuşur yakar, yıkar bol keseden atarlar. Sonuç söyledikleri gibi olmayınca da mevcut tabloyu kabullendirmek için müthiş başarı öyküleri anlatırlar, din vurgusu ile süslerler. 

BÖLÜNME ÇAĞRISI
İran-ABD arasında yaşanan karşılıklı ve anlaşmalı minyatür savaşın yansımaları şimdilik olmasa da orta vadede Irak’ta bölünmeye yol açacak. Zira Saddam sonrası hem ABD hem de yönetime ele geçiren ve İran’a kontrolüne giren Şiilerin Sünnilere ve Kürtlere yönelik izolasyon, yok etme politikaları son İran’ın ABD üslerine yönelik füze saldırılarında bir kez daha yüzünü gösterdi. Seçilen hedeflerin ABD İran arasında pazarlık sonucu belirlendiğini iddia eden Sünni gruplar, Kürtler ve İran yanlısı olmayan bazı Şii gruplar hem Kürtlerin en önemli şehri Erbil’in hem de tamamı Sünnilerden oluşan Anbar’ın hedeflenmesinin kasıtlı olduğunu iddia ediyor. ABD’den intikam alınacaksa tamamı Şii olan ve en çok ABD askerinin bulunduğu Tacin’in neden seçilmediğini soran Sünni aşiretler önümüzdeki günlerde içinde bölünmenin de olduğu eylemler için harekete geçecek.


VURULAN AMERİKAN ÜSLERİNDE CİDDİ HASAR BULUNMUYOR

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
611672 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/osman-sagirli/611672.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT