BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

IŞİD'e karşı kaosu yönetebilmek için Ankara'ya kulak verme zamanı

Prof. Dr. Çağrı Erhan
Facebook
Yaklaşık bir sene evvel Diplomatik Muhakeme'ye ara verirken, bunun bir süreliğine olduğunu ifade etmiştim. Bu günden itibaren yine haftada bir birlikte olacak, küresel sistemde ve Türk dış politikasında öne çıkan gelişmeleri değerlendirme imkânı bulacağız... 
Ayrı kaldığımız 12 ayda bölgemizde öylesine önemli değişimler yaşandı ki, bu ilk yazımda içinden geçmekte olduğumuz olağanüstü döneme dair görüşlerimi paylaşarak başlamak istiyorum...
Her şeyden önce, kimilerinin "ikinci Soğuk Savaş" demeyi tercih ettiği bu dönemin hak ettiği niteleme kaostur. Zira Soğuk Savaş döneminin bile kâğıda dökülmemiş kuralları vardı. Tarafların, hangi olaylar karşısında nasıl tepki verebileceği aşağı yukarı tahmin edilebiliyordu. Dahası, tarafların kim olduğu açık ve seçik belliydi; bir yanda Batı diğer yanda Doğu blokları vardı.
Bir de karşı karşıya kaldığımız şu tabloya bakın: Irak ve Suriye'de kimin kiminle müttefik, kiminle düşman olduğunu bir çırpıda söyleyebilecek bir babayiğit var mı? IŞİD'in hangi gruplardan oluştuğunu, asıl amacının ne olduğunu, bugüne kadar kimler tarafından yönlendirildiğini, bugün kimler tarafından kullanıldığını net olarak görebiliyor muyuz?
Düne kadar birbirleriyle hasım olan ABD ve İran'ın, IŞİD'e karşı resmiyete dökülmemiş bir dayanışma içine girmelerini sadece "düşmanımın düşmanı dostumdur" yaklaşımıyla izah etmek mümkün mü? Ya Kırım meselesi yüzünden aralarında buz gibi rüzgârlar esen AB ve Rusya'nın, yine IŞİD karşısında kerhen bir iş birliği başlatmalarına ne demeli? Esad yönetimine ağır yaptırımlar uygulamaktan kaçınan Fransa'nın, "IŞİD mevzilerini bombalayacağım" açıklaması, IŞİD'in Paris'te Baas'tan daha tehlikeli bir düşman olarak algılandığını mı gösteriyor sadece?
Suriye depreminin öncü sarsıntıları başladığı günden bu yana, "Esad'ın uluslararası iş birliğiyle durdurulması", "insani dramın önüne geçilebilmesi için tampon bölge oluşturulması", "Irak'taki mezhepçi siyasetin önüne geçilmesi" gibi birbiri ardına son derece haklı ve yerinde öneriler getiren ama her seferinde yapayalnız bırakılan Türkiye'nin, bugün bazı yabancı basın organlarında olup bitenlerin müsebbibi gibi karalanmaya çalışılması beceriksizliğin faturasını başkasına kesme çabası mı? Yoksa bu büyük kaosun ortaya çıkışını engelleyemeyenler, Türkiye'yi de içine alacak şekilde bölgeyi yeniden yapılandırmanın peşine mi düştüler?
Günümüzdeki karmaşık küresel ilişkilerin bölgemize yansıması olan IŞİD bulmacası, sonucunun nereye gideceği belli olmayan ve onu doğuran sebepleri ortadan kaldırmayı amaçlamayan çok yönlü stratejiler olmadan çözülemez. Bu türden stratejiler ise ancak çok taraflı platformlarda oluşturulabilir. Akla hemen Birleşmiş Milletler geliyor değil mi? Ama orada da durum vahim.
New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmalarında ne kadar ele alındı/alınacak bilemeyiz ama Orta Doğu'daki kaosu önleyemeyen bu örgütün, hâlihazırdaki yapısıyla, bölgeye düzen ve istikrar getirmesinin mümkün olmadığı da apaçık ortadadır. Suriye'de en az 100 bin insan hayatını kaybetmişken, milyonlarca Suriyeli ve Iraklı yerlerinden edilmişken ve sınırlarımızın hemen güneyinde devlet otoritesi tamamen çökmüşken, beş daimi Güvenlik Konseyi üyesinin insafına terk edilmiş "uluslararası barış ve güvenliğin korunması" işlevi yerine getirilememektedir. Daha açık bir ifadeyle, Birleşmiş Milletler kaosu önleyemediği gibi, sona da erdirememektedir.
Türkiye'nin önerileri dikkate alınmış olsaydı elbette bu manzarayla karşı karşıya kalmayacaktık. Filmi geriye saramayacağımıza göre, en azından bu andan itibaren Ankara'ya kulak verilmeli ve şu üç alanda uluslararası adımlar atılmalı.
Birincisi, insani sorunların giderilebilmesi için, uluslararası bir barış gücü tarafından denetlenecek tampon bölgeye ve insani koridora daha fazla gecikmeden ihtiyaç vardır.
İkincisi, Suriye'deki Baas yönetimi IŞİD kadar büyük bir istikrarsızlık kaynağıdır. Bölgeye huzurun gelmesi, IŞİD çökertilirken, Suriye'de yeni ve demokratik bir yapının inşasıyla mümkün olabilir.
Üçüncüsü, Irak'taki mezhep ayrımcılığına derhal son verilmeli ve tüm Irak vatandaşlarına eşit mesafede duran bir yönetim anlayışı hakim kılınmalıdır.
Bugüne kadar Ankara'ya kulaklarını tıkayanların, devasa boyutlara ulaşan sorun karşısında tavır değiştireceklerini umuyorum. Çok mu iyimserim?

 

ÇATIŞMA VE KAÇIŞ...
PYD güçleri, IŞİD'le sınırımızda çatışmaya devam ederken bir genç, yaşanan gelişmeleri izliyor. Diğer yandan sınırımızdan son bir haftada 160 bin civarında sığınmacı ülkemize giriş yaptı.  
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
582473 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-cagri-erhan/582473.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT