BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Başımıza gelenlerin suçlusu liberalizm mi?

Prof. Dr. Emre Alkin
Facebook

Tarih tekerrürden ibarettir derler. "Şu anda yaşanan ekonomik zorluklar acaba daha önce hangi zamanda yaşanmıştır" diye geriye dönüp baktığımda, eldeki tüm bilgiler 1970'leri gösteriyor diyebilirim. Ancak meselenin evveliyatı var elbette. 

19. yüzyılda başlayan liberalizm rüzgârları, ticari faaliyetleri ve finansman hareketliliğini alabildiğine hızlandırırken, hükûmetler tekelleşmeyi önleyen adımlar atmaya başlamışlardı. Şikago Üniversitesi ya da "Avusturya Okulu" olarak tanımlanan bu akımın önde gelen isimleri Friedman, Stigler, Hayek gibi sosyoekonomik felsefeye damga vuran kişilerdi. İddiaları şuydu: "Ekonomik faaliyetlere değer katan girişimciliğin önündeki tek engel devlet müdahalesidir." Tabii bu tanımlama bugün her türlü hak ve özgürlük için de kullanılmakta. İşin özünde "bireyler kendileri için doğru olanı bilirler" yaklaşımı var. Bunu tam 19. yüzyılda John Stuart Mill o zamanın şartlarına uygun şekilde, dikkatli bir üslupla altını çizmişti.

Gerçekten de hızlı gelişme ve yepyeni keşiflerin devletin kısıtlayıcı değil bireylere cesaret verici şekilde yaklaşmasıyla beraber arttığı bir süreç yaşandı. Latin Amerika ve ABD'de bankacılık ve borç krizleri bu rüzgârı yavaşlatsa da FED'in 1908 yılındaki kuruluşuyla beraber seyre devam etti. Ancak 1929 Dünya Buhranı ile beraber devletler piyasalara daha fazla müdahil olmaya başladılar. Bir yandan serbest piyasa ekonomisi yola devam ederken "sosyal devlet" anlayışıyla kamu iktisadi faaliyetler içindeki payını artırdı. Borçlar da büyüdü elbette. 

İkinci Dünya Savaşından sonra neredeyse 30 yıl süren büyüme dönemi Orta Doğu'daki çatışmaların ardından hızla yükselen petrol fiyatlarıyla sekteye uğradı. Enerji dâhil tüm girdilerde fiyat yükselişleri enflasyonu patlattı, büyümeler yavaşladı. Gelişen ülkelerde borç krizleri yaşanırken, hiperenflasyonların peşi sıra yüksek işsizlik baş gösterdi. Şunu ilave etmem gerekiyor: O dönemde "kriz olmasın" diye aşırı mevzuatlanmış sektörler asıl krizi tetikleyen unsurlar oldu. Bu arada dünyanın her yerinde kamu iktisadi teşekküllerinin zararları borçlarla fonlanıyordu. Bu sistem bir süre sonra çöktü elbette. 

Bugün "bu özelleştirmeler neden yapılmıştı" diye soranlar var. Bunun cevabını vermek için mutlaka 1970'lerdeki sıkıntılara bakmaları gerekiyor. Liberalizm "varmış gibi" uygulanıp, kaynaklara siyasi amaçlarla yüklenilince çöküş kaçınılmaz oldu. 

O dönemin uygulamalarındaki yan etkiler Margaret Thatcher; Ronald Reagan ve Turgut Özal'ın özelleştirme ateşini yakmasına sebep oldu. Kamu İktisadi Teşekküllerinin iktisadi rasyonelin dışına çıkarak sosyal faydaya bile zarar veren hâle gelmesi, devletin piyasa ekonomisine her koldan karışması bir "deregülasyon" dalgası oluşturdu. Yani sadece devletin elindeki şirketlerin değil elindeki hakların da özel sektöre devri başladı. Bu hâl ve şirketlerin satışlarından muazzam gelirler elde edildi ama çoğu zaman arzu edilen sonucu oluşturamadı. Mesela Meksika gibi ülkelerde devlete ait tekelleri satın alanlar, kanunlarla korunan "özel tekeller" oluşturdular. Özetle sonuç değişmedi. Fayda yerine zarar oluşmaya başladı. Ne vatandaşlar ne devlet ne de sektör değer oluşturamadı. 

 

Neoliberalizm ile liberalizm aynı şey değil...

 

O zaman, şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Liberalizm özünde kalite ile ölçek bağlamında arz ve talep dengesine göre piyasalarda adaleti sağlamaya çalışırken, devletin mevzuat yoluyla bu amacı koruması gerekirdi. Zaman içinde ortaya çıkan rahatsızlıkları bahane ederek, devletin aşırı müdahalesine zemin hazırlayacak adımlar atmamak en doğrusuydu.

Kimse kusura bakmasın, özelleştirmeler neticesinde arzu edilen sonuç meydana getirilememiş veya vatandaşa rasyonel fiyata doğru hizmet verilememişse bunun kaynağını dönüp dolaşıp devletin müdahalesinde buluyorum. Rekabet yoluyla fiyatların düşmesini sağlama amacı güden liberal politikaların karar alıcılar tarafından bilerek ya da bilmeyerek sağa ya da sola çekiştirilmesi, fiyat tavanları ya da tabanları belirlenmesi, fiyatların piyasada değil düzenleyici otoriteler belirlenmesi gibi uygulamalar "adaletsizlik oluşturuyor" şeklinde itham edilen liberal ekonomik anlayışın hem tersinedir hem de söylenenden daha fazla adaletsizlik oluşturmaktadır. 

Bir de şunu hatırlatarak bitirmek istiyorum: Ortaya çıkış sebebini net olarak tarif ettiğim liberalizm ile şu an uygulamada olan neoliberalizm arasında hiçbir alaka olmadığını da görmekteyim. Liberalizm bireylerin kapitalizm sebebiyle uğradıkları adaletsizliğe panzehir olabilme ihtimali taşırken, neoliberalizm grupların menfaatini gözeten şekilde geliştiği için adaletsizliği körükler hâle gelmiştir. Bu hâliyle eşitlik, adalet ve demokrasiden uzak olduğu da görülüyor. Aksi takdirde Çin ve Rusya gibi ülkelerde demokrasinin eksikliğine rağmen serbest piyasa kurallarıyla büyüme mümkün olmazdı. 

Özetle, demokrasi olmadan serbest piyasanın var olacağını söyleyen ve bu doğrultuda bazı kişi ve gruplara ayrıcalık tanıyarak ahengi bozan liberalizm değil bizzat neoliberalizmdir desem yanlış olmaz. Maalesef yeni muhafazakârları yani neoconları besleyen neoliberalizm olmuştur. Liberalizm ne sağ ne de sol tarafından rağbet görmemiştir ama siyasi amaçlar için manipüle edilmiştir desem yanlış olmaz.

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
627306 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-emre-alkin/627306.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT