Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Kime göre neye göre lüks? "Ruj Etkisi"nin analizi....
0:00 0:00
1x
a- | +A

Ekonomik krizler, bireylerin tüketim davranışlarını köklü şekilde değiştirebiliyor. Bu dönemde sıkça dile getirilen "Ruj Etkisi", insanların büyük harcamalar yapmakta zorlandıkları zamanlarda küçük lükslere yönelme eğilimlerinin bir yansıması. Ruj, kaliteli bir kahve veya özel bir çikolata; bunlar, belirsiz bir ekonomik ortamda bireylere "hayatımda hâlâ kontrol edebildiğim şeyler var" hissini veriyor. Ancak bu psikolojik durumun altında yatan dinamikler, çok daha karmaşık ve derin...

Psikologlar, ekonomik stres altındaki bireylerin sembolik ve uygun fiyatlı ürünlere yönelmelerini doğal bir davranış olarak değerlendiriyor. Psikologlar "Küçük lüksler, bireylerin ruhsal durumlarını iyileştirmeleri için bir yol sunar" derken, "Ruj Etkisi"nin görülmesine yönelik örnekler de geçmişteki krizler ile günümüzdeki ekonomik durumdan besleniyor. Özellikle 2008 ekonomik krizinde, kozmetik markalarının ciro ve kârlılıklarının arttığına dair veriler, bu psikolojik tezi destekler nitelikte. Aynı şekilde, COVID-19 pandemisi sırasında kozmetik ve benzeri ürünlerin satışlarındaki artış da bu teorinin güçlü kanıtlarını sunuyor.

Ekonomistler ise meselenin daha geniş bir çerçeveden ele alınması gerektiğini savunuyor. Nobel ödüllü ekonomist Paul Krugman, "Küçük lüksler, krizin ekonomik etkilerini hafifletebilecek bir tampon oluşturur" diyerek, büyük harcamaların düştüğü dönemlerde, "küçük lükslerin" perakende sektörünü ayakta tuttuğunu belirtiyor. Yani, aslında bu küçük kaçamaklar, ekonomide bir dengeleyici rol oynuyor. Örneğin, ekonomik belirsizlik dönemlerinde tüketicilerin küçük lüks ürünlere yönelmesi, perakende satışlardaki düşüşü kısmen yavaşlatıyor. Bu durum, aynı zamanda bireylerin ekonomik kaygılarının ortasında bile kendilerine "küçük mutluluklar bulma" çabalarını da gösteriyor.

Ancak bu psikolojik kaçışın eleştirilen yönleri de mevcut. Davranışsal iktisatçı Richard Thaler, "Bu tüketim biçimi, bireylerin temel sorunlarından kaçmasını sağlıyor ve uzun vadeli krizlere yol açabiliyor" diyerek bu durumu eleştiriyor. İnsanlar, kredi kartı borçları birikirken bile sıradan küçük lükslere para harcamayı seçebiliyor. Bu, finansal disiplini zayıflatarak, uzun vadede kişisel krizleri derinleştirebilme potansiyeline sahip bir durum. Dolayısıyla, bireylerin bu psikolojik rahatlama arayışındaki hayalleri, bazen gerçeklikten daha başka bir yere sürüklenmelerine sebep olabiliyor...

Toplumsal boyutta ise sosyologlar, "Herkes kendine bir ruj alabilir" algısının, derin gelir adaletsizliklerini örtbas edebileceğine dikkat çekiyor. Düşük gelirli ailelerin kozmetik harcamaları için temel ihtiyaçlarından kısmasının, bu durumu gözler önüne serdiği belirtiliyor. Araştırmalar, sosyoekonomik durumları kötü olanların, görünüşlerini geliştirmek için harcamalar yaparken, temeldeki sıkıntıların daha da büyüdüğünü göstermekte. Bu noktada, küçük lükslere yönelmenin zarureti, toplumda eşitlikçiliği sorgulanabilir hâle getiriyor.

Sürdürülebilirlik uzmanları da bu tartışmalara katılmakta. "Duygusal tüketim" alışkanlığının kaynak israfını teşvik ettiğini vurgulayan uzmanlar, bu alışkanlıkların çevresel etkilere sebep olduğunu belirtirken, fast fashion ve kozmetik atıklarındaki artışın bunun en somut örnekleri olduğunu kaydediyorlar. Sürdürülebilir bir geleceği hedefleyen bireylerin, harcama alışkanlıklarını sorgulamaları ve daha bilinçli tüketim yapmaları gerektiği bu tartışmaların merkezinde yer alıyor.

Tüketim alışkanlıklarındaki bu ikili yapı, bireylerin psikolojik rahatlamadan toplumsal sorumluluklara kadar geniş bir yelpazede düşünmeleri gerektiğini gösteriyor. Küçük keyifler, ekonomik kriz dönemlerinde kişisel psikolojik sağlığı koruma aracı olabilir; ancak bu durum, daima bilinçli bir seçimle birlikte yapılmalıdır. Ekonomist Joseph Stiglitz, "Tüketim kararları, yalnızca bireyler için değil, toplumun sağlık ve refahı için de kritik öneme sahiptir" diyerek bu anlamda bireylerin rolünü vurguluyor. Bireysel bütçe disiplininden taviz vermeden kendimizi küçük lükslerle ödüllendirmek, sağlıklı bir denge sağlayabilir.

Sonuç olarak, "lipstick etkisi" veya "ruj etkisi" gibi kavramlar, tüketim psikolojisi araştırmalarında dikkat çekici bir alandır. Ancak bu konuda ciddi bir sorgulama ve derinlemesine analiz yapılması gerektiği aşikârdır... Yazının başında belirtildiği gibi, sadece ekonomik krizlerin bir sonucu olarak ortaya çıkan bu eğilim, bireylerin tüketim alışkanlıkları üzerinde kalıcı etkilere sahip olabilir...

Yeni neslin tüketim anlayışı, geçmiş nesillerle kıyaslandığında oldukça farklı bir boyut kazanmış durumda. Özellikle sosyal medyanın etkisiyle, gençler deneyim odaklı harcamalarını önceliklendiriyorlar. Bunun yanı sıra, "Elde mevcut olanın dışında bir dünyanın olduğunu biliyorum ve bunun peşinden koşmak istiyorum" diyen gençlik, daha kısa süreli ve anlamlı harcamalar yapmayı tercih ediyor. Uzun vadede mortgage ödemesi yapmak yerine, seyahat etmeyi, farklı deneyimler yaşamayı ve hayat kalitesini artırmayı öne alıyorlar. Bu durumu “rasyonel insan” kavramıyla açıklamak, artık bu yüzyılın gerçeklerine karşı sığ kalıyor. Harcama tarzlarının değişmesi, bireylerin değer yargılarını da yeniden şekillendiriyor.

Aynı zamanda, genç neslin lüks anlayışında değişen dinamikler göz önünde bulundurulduğunda, finansal sorumluluk taşımanın yanı sıra sosyal ve çevresel sorumluluklar da ön plana çıkıyor. İnsanlar artık, "sadece sıradan bir tüketimden ziyade, satın alma kararlarını çevresel etkilere göre vermeye de özen göstermekte" diyerek, satın alma davranışlarının ardındaki sebepleri sorguluyorlar. Bu durum, tüketim alışkanlıklarının toplumsal ve etik boyutunu da gündeme getiriyor.

Ancak yine de iktidar ve kaynak dağılımındaki dengesizlikleri gözden kaçırmamak gerekiyor. Sosyologlar, "Ekonomik sıkıntılarla boğuşan bireyler, küçük lükslerle kendilerine bir nevi kaçış alanı oluşturuyor olabilir" diyerek bu durumu eleştiriyor. Ekonomik sıkıntılar, sadece bir psikolojik rahatlama arayışı değil, aynı zamanda toplumsal eşitlik sorunlarını da peşine düşürüyor...

Sonuç olarak, tüketim davranışlarımızı anlamak ve şeffaf bir şekilde sorgulamak, yalnızca bireysel psikolojimiz açısından önemli değil, aynı zamanda toplumsal refahımız açısından da kritik bir konudur. "Ruj Etkisi" gibi kavramlar, bize yalnızca bireysel mutluluk arayışımızın bir yönünü göstermiyor; aynı zamanda toplumun genel ekonomik sağlığı üzerindeki etkileşimlerini de gözler önüne seriyor.

Ekonomik krizler, bireylerin küçük lükslere yönelmelerinin bir mecburiyeti hâline gelirken, bu durumun toplumsal ve kişisel sonuçlarında daha geniş bir perspektif geliştirmemiz gerekiyor. Küçük mutlulukların peşinde koşarken, uzun vadeli finansal anlayışımızı göz ardı etmemek ve ekonomik eşitsizlikleri doğrudan sorgulamak, bireyler olarak sorumluluğumuzdur.

Bu tür bir yaklaşım, gelecekteki nesillere daha adil, dengeli ve huzurlu bir dünya bırakmak için atılan önemli bir adım olacaktır. "Kime göre neye göre lüks?" sorusu, ruhsal bir tatmin arayışının ötesinde, daha dengeli ve adil bir ekonomik yapının da temeli olmalıdır. Bu düşünceler ışığında, bireylerin ve toplumun daha sağlıklı bir tüketim biçimini benimsemeleri, hem kişisel hem de toplumsal düzeyde büyük önem taşımaktadır.

Prof. Dr. Emre Alkin'in önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR