BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Yorgun gözleri yol kenarındaki büyükçe bir boşluğa kaydı...

Kafasındakileri topluyor, çıkarıyor, çarpıyor, bölüyor ama problemlerini bir türlü çözemiyordu Yusuf...
 
“Ne kadar hoş bir insandı, nur içinde uyu…” dedi, yürüdü...
Evlerine bir an evvel varabilmek için hızlı adamlarla yoldan geçen ihtiyar, genç, çoluk çocuk, kadınlar!.. Durmak nedir bilmeyen motor gürültüleri. Görünmeyen, şarkı, türkü, feryat, figan ağlama, acı acı bağırma, gülüşme ve akşam ezanı sesleri bir uğultu hâlinde İstanbul ambiyansı olarak şehrin üzerine üzerine yağıyordu! Etrafını seyrederek kafasındakileri topluyor, çıkarıyor, çarpıyor, bölüyor ama problemlerini bir türlü çözemiyordu Yusuf. Yorgun gözleri yol kenarındaki büyükçe bir boşluğa kaydı. İleride bir fabrika veya atölye olduğunu tahmin ettiği iş yerinin önünde rastgele park edilmiş kamyon, minibüs, taksiler vardı. Bir köşede şömine tarzı eğreti bir ocak, dumanı göklere yükseliyor. Ağaçlardan rastgele kopartılmış uçları yakılıp kızarmış dallar; uzaktan bakılınca tutuşmuş alev alev yanan bir tandırı hatırlatıyordu. Sağda solda koşup havlayan, atılıp uluyan köpekler! Hızla açılıp kapatılan araba kapıları! Kısa kısa emirler! Karşılıklı birbirine söz duyurmaya çalışanlar, gidip gelişler! Yüksek binaların ardında sini gibi yükselen, maviden gümüşe geçen dolunay! Gittikçe karanlığı yırtarak büyüyen, ay ışığı! Küt küt atan yürekler! Kabaran nefisler!
Yakınından geçtiği amelelere dikkat kesildi. Bir kamyonun üzerine kocaman bir makineyi yüklemeye çalışıyorlardı. İnsan gücüyle, bilek kuvvetiyle olacak şey değildi. Beceremeyeceklerini anlayınca, yardım edebilmek için selâm verdi.
- Arkadaşlar, ben bu çeşitten işlerde çok çalıştım. Tecrübeliyim. İsterseniz yardımcı olayım.
- Git be başımdan! Akşam akşam! Neyine yardımcı olacakmışsın, bir üfürüklük canın var? Bu iş kuvvet işi hemşerim, çocuk oyuncağı değil!
- Olsun! “Âlet işler, el övünür” diye bir ecdat sözümüz var, duymuş olmalısınız. Fikrimi söyleyeyim, beğenmezseniz yapmayın, ne zararı var?
- Zararı, vakit kaybettirmen! Anamız ağlamış zaten! Görmüyor musun hâlimizi hemşerim?
- Gördüğüm için dedim! Yine de siz bilirsiniz…
İşçilerden biri, bu lüzumsuz reddetmeye fazla dayanamadı, söze karıştı: "Mustafa, sen de bir âlemsin yani! Ne var? Adamı bir dinlesek, ne kaybederiz? Şimdiye kadar ne çektiysek sizlerin bu inatları yüzünden çektik! İşiniz gücünüz sade laf, laf! O zaman tut kaldır, ne duruyorsun, hadi yapsana?” deyip kızınca işin seyri de değişti.
- Madem o kadar mahirsin gel hemşerim! Sen olsaydın ne yapardın?
- Bir kere şunu iyice kafanıza koyun; bu demir yığını böyle kalkmaz arkadaşlar. Şurada kalaslar var, iki kişi alıp getirsin.
- Durmuş Usta, Osman Nuri Çavuş, hadi ne duruyorsunuz? Vaktimiz az, patron bizi bekliyor. Elinizi çabuk tutun! deyip arkadaşlarını kalas almaya gönderirken Yusuf da kamyonu biraz ileri aldırdı…
Getirilen kalasların birer ucunu, ön kısmından makinenin altına sokturdu. Açıkta kalan uçlarından kaldırmalarını söyledi. Kalaslar, kaldıraç vazifesi gördüğünden, demir yığını makineyi çok rahat kaldırıyordu. DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
619958 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/619958.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT