BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

“Böyle ulu orta yazmamalıyım, bu iş aceleye getirilmemeli!.."

Eli kalem tutarken bir güç parmaklarını geriye doğru itiyor gibi hissediyordu. Oysa, içinde biriktirdiği o kadar çok şey vardı ki...
 
Kendi kendine hareket edemeyeceğine inandığı kalem, kâğıdın üzerinde öylece kalakaldı Ali... En basit cümleleri dahi kuramıyordu. Oysa yazarsa rahatlayacaktı.
Başını ellerinin içine aldı, sayfaya odakladı bakışlarını. Yaprakların üzerinde, devamlı bakmaktan oluşan karmaşık renklere kaydı bakışları. Büyük harflerle rastgele bir cümle karaladı: “KALBİM SUSTUĞUNDA KALEMİME SARILIP KELİMELERE DÖKÜYORUM BENDEKİLERİ, KALEMİM SUSTUĞUNDA BAKTIĞIM HER YERDE GÖRÜYORUM, YÜREĞİMDEKİ CIVIL CIVIL RENKLERİ...”
Eli kalem tutarken bir güç parmaklarını geriye doğru itiyor gibi hissediyordu. Oysa, içinde biriktirdiği o kadar çok şey vardı ki... Bunların öyle yük olarak kalmasını istemiyordu. “Son bir hamleyle…” diyerek defalarca zorladı parmak uçlarını. Beynine, eline ve zayıf parmak uçlarına söz geçirmeye çalıştıkça onu durduran gücün tesiriyle mecali kalmıyordu. Ah, bir yazabilseydi! Ne çok şeyler yazacağını biliyordu. Bugün yaşayacaklarını hissetmiş olmanın verdiği sıkıntı ve acı, beyninin bütün zerrelerinde dolaşıyor, eli o acıyı yazmaya yeltenemiyordu. Bu sefer de kendisi yazmamak için direniyordu.
“Böyle ulu orta yazmamalıyım, bu iş aceleye getirilmemeli, asla kötü olmamalı…” kelimeleri dudaklarından dökülürken… parmaklarını kalemden çekmeye karar vererek içindeki bugüne dair yaşayacağı yoğun birikintiden uzaklaşmaya çalışıyordu. Yazmalıydı… ama yazarsa; kalp ile gerçek çekişmesinin beynine verdiği zararı nasıl telafi edebilirdi? “En iyisi susmak” diyerek, saçma sapan bu günün telaşına doğru, kendini ve beynini bırakmaya karar verdi.
Hep susacak ve sadece gelişmeleri takip edecekti. Belki de eli kalemin tutmak için defalarca gidip gelecek… kendini tutabilmek için beynine hükmetmeye çalışacaktı…
            ***
 Ders zili çaldığında ne yapacağını bilmeden arkasına doğru yaslanıp sessizce beklemeye başladı Ali. Biliyordu ki bu bekleyiş uzun sürmeyecekti. Az sonra, hissettiklerinin ortaya çıkışını düşünerek kendi hâlini gözlerinin önüne getirdi, usulca doğruldu yerinden... Sınıfa yeni girmiş hissi vermek istedi, kara tahtaya bir kuş resmi çizmeyi denedi, beğenmedi ki tebeşiri yerine bıraktı.... Ayaklarını, kimseye hissettirmeden sürükledi, tekrar oturdu yerine...
Kocaman odayı kaplayan anlaşılması zor bağrışmanın içinde hafiften ısınan bedeninin sakinleşmesiyle gözlerini kapatıp gün boyu yaşadıklarını düşünmeye başladı…
Rüzgârın uğultusunu hissetti... O gün boyu ağaçları devirircesine esen rüzgârın ardından gelen yağmurun sesi ise zaten içinde olan ağlamaklığın yansımasıydı.
Hep sustu… Ağlamadı da... Dinledi yüreğindeki sağanağın yağışını… Gözyaşlarına yürümek isteyen yağmurlara mâni olmak için kalbine emirler yağdırdı... Tıpkı kısa vakitte ısınmak için verdiği çaba gibi…
Tam belli değildi; soğuktan mı, hüzünden mi bilinmez; karnında gurultulu bir hareketlilik hissetti. Demek ki pek acı çekiyordu…
DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
621125 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/621125.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT