BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

"Gel yaramaz kızım gel nefes nefese kaldım..."

Osmanlıyı, çoktan kendi aralarında taksim etmişler akıllarınca, yani paylaşmışlar da kimsenin haberi yok.
 
Dedesi, gülerek Elif'e takıldı:
 - Haha haaa! Seninle de baş edilmez ki Elif kızım. Tamam sustum ve kaldığımız yere dönüyorum. 
 Gülüşürlerken dede birden ciddileşti, asıl mevzuya geldi. Yeniden boğazını temizler gibi sesler çıkardı, bir yudum su içti. Demek anlatılacak şeyler hem çoktu, hem de o kadar mühimdi.
 - Osmanlıyı, çoktan kendi aralarında taksim etmişler akıllarınca, yani paylaşmışlar da kimsenin haberi yok.
 - Utanmazlar! Hainler!
 - Hahha! Çok fenasın güzel kızım! Hain düşman! Adı üstünde hiç utanır mı?
 - Doğru dersin dedeciğim… Onlarınki ne var ne yok milletin elinden alıp sömürmek…
 - Aynen öyle kızım. O dönem sınırlarımız dikiş tutmuyor. Sık sık el değiştiriyor. Huduttan hududa at koşturulmuyor, serhat boylarına akınlar düzenlenemiyor artık. Bir zamanlar sınırlarımız doğuda Hazar Denizi’ne dayanmışken geri çekile çekile Erzurum’a kadar gerilenmiş. Yani bizim, Türk milletinin "kara günler" dediği dönemler. Ordularımızın büyük bölümü Yemen’de, Afrika’da, Balkanlarda… Bir kısmı da doğuda ve Erzurum civarında… Ezeli düşman Uruslar, aç kurtlar gibi üzerimize üzerimize geliyor dur durak bilmeden.
 - Herhâlde Ruslar diyecektin dedeciğim.
 - Hah ha hah! Elif kızım deden ihtiyar ama henüz bunamış değil. Biz o dediklerine öyle hitap ederiz. Tabii ki sizin söylediğiniz daha doğru… Neyse devam edelim… Uruslar tabyalara dayanır.
Dedesinin Erzurum şivesine bir türlü alışamayan Elif, güldüğü belli olmasın diye oradaki bir yastığı yüzüne kapatıp güldüğü, vücudunun sarsıntısından belli oluyordu. Durumu anlayan Abdullah dede, torununu güldürmek için iyice abartılı konuşmaya başladı.
 - İlahi Elif'im. Bizden bu kadar. Bu yaştan sonra nenen de ben de konuşmamızı değiştirecek değiliz ya!
 - Tamam dedeciğim... Haklısın. Sen beni boş ver. Eee…
 - Muhasara tabii sizin anlayacağınız şekilde söylersek kuşatma devam ederken kış da gelir çatar.
 - Dün babaannem “Zemheri de kapıya dayandı” demişti. Çok gülmüştüm. Meğer kış iyice yaklaştı demek istiyormuş. Eee siz bu ihtiyarlar yok mu?..
 Abdullah Dede, “seni gidi seni” diyerek torununu pataklar gibi yapıp sarıldı, Elif, kaçtı evin içinde tatlı bir kovalamacada çocukla baş edemeyeceğini anlayınca yerine oturdu.
 - Gel yaramaz kızım gel nefes nefese kaldım. Ben seninle nerede baş edeceğim. Hem çokbilmiş sen şu kelimelere takılmazsan olmaz değil mı?
 - Bu kadarcık müsaade et dedeciğim. Başka konuya geçmek yok tamam mı? Ee sonrası… 
 - Başka mevzuya geçmeyeceğim, tamam. Ordumuz çetin şartlar altında muhasarayı, yani kuşatmayı kırmak, biraz da kuvvetlenmek için ağırdan alır, kıt imkânlarıyla hazırlıklar yapar. Yalnız Erzurum ve köylerinde sadece hastalar yaşlılar çocuklar ve kadınlardan başka Ermeni çetelerine karşı masum, savunmasız halkı korumak için çok az yiğit kalmıştır. DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
621654 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/621654.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT