Kaydet
a- | +A

“Kendimize itimadımız elbette tamdır yiğidim! Lakin düşman ‘ben geliyorum’ diyerek delikanlıca karşımıza çıkmıyor, çıkmaz da!"

Dinleyenlerden biri fazla dayanamayıp söz istedi:

“Efendim! Öyle bileğimizi bükebilecek kuvvetli kimler var ki? Etrafımızdaki küffarın cümlesini de tanıyoruz! Gelecekleri varsa görecekleri de vardır!”

“Kendimize itimadımız elbette tamdır yiğidim! Lakin düşman ‘ben geliyorum’ diyerek delikanlıca karşımıza çıkmıyor, çıkmaz da! Onlar sinsi, alttan, hatta içimizden birilerini kandırarak saldırma hazırlığındalar. Yakında Sultan’ımızın fermanını duyarsınız."

“Her halükârda hazırız efendim.”

“Şüphemiz yoktur yiğidim! Gafil avlanmayalım kâfi!”

“Peki efendim!”

“Bakın size ne nlatacağım?”

“Dinliyoruz efendim!”

“!!!”

Süleyman Çelebi, meraklı dinleyicilerine aşağıdaki ibretlik hadiseyi anlattı.

***

NE YAPACAKSAN ŞİMDİ YAP!

Para ve kıymetli eşyalarının bulunduğu odanın kapı önünde bir elinde kılıcı, diğerinde tesbih, sönük bir lamba ışığında tetikte beklermiş adamın biri. Odanın içi karanlık bir dehlize benziyormuş, etrafta birtakım acayip şeyler varmış gibi görünüyor, oradan oraya uçuşan sineklerin seslerinden başka bir ses duyulmuyormuş. Yerler hasırla kaplıymış, yürüyenlerin ayak sesleri rahat hissedilebilsin diye. Evin hanımı mutfakla bu garip oda arasında; bir ayağı içeride, bir ayağı dışarda gidip geliyormuş. Pencereden sızan güneş hüzmeleri esrarengiz bir görünüm oluşturuyormuş.

Evde iki günden beri olağanüstü zamanlara has bir hâl varmış. Bayram mı? Hayır; çünkü hiç kimse yeni elbiselerini giymemiş. Düğün varmış da biri mi evleniyor? O da değil. Yalnız evde herkes işini gücünü bırakmış, şurada burada, hemen hemen gizli diyebileceğimiz birtakım fiskoslu konuşmalarla meşgul… Sonra umumi bir gevşeklik, bir kendinden geçiş, gözlerde hiç görülmeyen pırıltılar ve endişeler…

Çok zengin, fakat bir o kadar da cimri olan adam, böyle kasvetli bir havanın hâkim olduğu gece oğlunu yanına çağırmış. Belli ki mühim bir sır söyleyecek. Oğlunu karşısında görünce;

“Evladım, malumunuz artık ihtiyarladım, üstelik hastayım da, er geç ahirete göçeceğim.

“Öyle deme babacığım!”

“Demesem de o gün gelip vedalaşma olacak! Eğer ben ölürsem sana vasiyetim şu; malımın üçte birini ayır, fakirlere ver!” deyince oğlu çok şaşırmış. Babacığının üzerine titrediği, ne kadar servetinin olduğunu bilmeyen oğluna “en sevdiği malını fakir fukaraya ver” diyormuş. Olacak şey değil! Bunda bir terslik vardı ama neydi? diye düşünen oğlu, babasını konuşturmaya başlamış.

“Tövbe babacığım! Canından daha kıymetli ne var, ne ölümü ne dağıtması?"

“Güneş balçıkla sıvanmıyor evlat, geç de olsa bu hakikati çok iyi anladım!"

“!!!”

“Babanın son talebini sakın reddetme!”

DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...