Kaydet
a- | +A

Görünmez devletler Osmanlıya harp mi ilan etmişlerdi de kimsenin haberi yoktu? Bu hadiseler ne mânâya geliyordu?

Büyümüş gözlerle etrafına baktı, tanımadığı niceleri de hareketsiz ve hissiz öyle taş kesilmişlerdi. “Az değil sayısız yerlerinden bıçaklamışlar, baldıran zehiri içirmişler, aç ve susuz bırakmışlar…” dedi, orta yaşlardaki biri.

Acaba bu yaralar sarılabilecek miydi?

Nasıl ve ne şekilde yardım edebilirdi?

Görünmez devletler Osmanlıya harp mi ilan etmişlerdi de kimsenin haberi yoktu?

Bu hadiseler ne mânâya geliyordu? Nerede duracaktı ve nasıl neticelenecekti?

Suâl çok cevap azdı veya sınırlıydı. Kafalar karışıktı, bu yüzden olsa gerek herkes bir şey soruyordu tanımadığı adama. Konuştuğuna bin pişman olmalıydı ki adam “Ağlamanız için değil, tedbirli olmanız için anlattım… Devletinize, milletinize sahip çıkın, bedenen ve zihnen her türlü tehlikeye hazırlanın, en mühimi de bozguncu olmayın!” deme ihtiyacı duydu...

Ah! Ah!” diyen Doğan Bey, içi boş ceplerini yokladı. Seferden dönen bir arkadaşı daha dün eline bir name sıkıştırmıştı. Onda da şarktaki fitne ateşinden bahsediliyordu. Demek ki mesele büyüktü, mevzu aynıydı. Ne yapacağına dair henüz bir şey düşünmemişti. “Hin-i hacette lazım olur…” diye emin bir yerde saklayacaktı mektubu.

Anında beyninde şimşekler çaktı. Anlatılan anaların feryadı, çocukların ağlaşmaları kulaklarında yeniden yankılandı. Hiç tereddüt etmeden atına atladı, en yakın arkadaşının evine doğru dehledi. “Bu işte ben de varım! Bir değil bin Doğan feda olsun! Kılıcım, okum, yayım, işte canım… her şeyimle buradayım. Aziz vatanım, şanlı milletim, mukaddes dinim, yüce devletim için… Haydi ne güne duruyorsun Doğan?” diyecek, Yıldırım Han’dan vazife talep edecekti. İç âleminde nice muharebelerle cebelleşirken arkadaşı dışarı çıktı.

“Hayırdır Doğan!

“Hayırdır da…”

“Niçin telaşlısın?”

“Duyduklarım doğruysa, telaşım az bile!”

“Dünyada ne zaman tam sulh oldu ki, bugün olsun!”

“İyi ya harp için geldim! Ben de her durum ve şarta hazırım, karınca misali demek istiyorum!”

“Herkes kuvveti miktarınca elinden geleni yapsa maksat hasıl olur.”

“Anacığım, karınca kıssalarını boşuna anlatmadı.”

“Anaların hisleri kuvvetlidir. Bütün yiğitler senin gibi düşünüyor!”

“Anacığıma yardım edecektim. Lakin iş değişti. Daha mühimi çıktı. Önce zaruri olandan başlamalı! Diğerleri tehir edilebilecek cinsten. Sokaklarda, mahalle aralarında konuşulanları, sağda solda olup bitenleri görünce bu katliamdan yaralı kurtulan kardeşlerime, çam sakızı çoban armağanı kabilinden hediyem olsun istedim bu canım. Gönülden vereceğim! Bundan daha mühimini göremedim!”

“OLUP BİTENLERİ BİLMEYENİMİZ YOK!”

“Duyunca hemen atladım geldim. Uzun zamandır işsizim! Şimdi işim de oldu elhamdülillah!

“Ya öyle mi?”

“YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE!” diyen Doğan Bey’in sesini başka bir yiğit kesti “Ben de varım…” dedi ve ilave etti “Canımın yarısını burda bırakacağım yarısıyla zalimlere kan kusturacağım!”

DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...