"Tarafımı belli ediyorum efendim! Ben ateşi söndürmek isteyenler tarafındayım. Diğer tarafta ise yılan ve onun gibiler var" dedi karınca!
Karınca da hiç beklemeden şu cevabı vermiş:
‘Efendim, duymadınız mı? Nemrut denilen bir zalim hükümdar İbrahim aleyhisselâmı ateşe atmış!’
‘Cümle âlem duydu duymasına da elden ne gelir? Ben duâ ediyorum acizane!’
‘Sen duâna devam, ben de duâ ile beraber su taşıyacağım ateşi söndürmek için!’
‘Bu cüssenle mi? Yaklaşamazsın bile, dağlar kadar ateşin yanına, hem bu suyla o devasa ateş söner mi?’
‘Sönmez elbette! Sönmeyeceğini ben de biliyorum, minnacık cüssemi de...’
‘Peki, niye taşıyorsun?’
‘Tarafımı belli ediyorum efendim! Ben ateşi söndürmek isteyenler tarafındayım. Diğer tarafta ise yılan ve onun gibiler var. Onlar da devamlı ateşi büyütmek için üflüyorlar! Yılana diyorlar ki: Sen ne yapıyorsun böyle? O da: İbrahim yanacak, ateşi daha büyüsün, kurtulmasın diye üflüyorum. Var kuvvetimle ateşi körüklüyorum! Bu şekilde vazifemi yaparak tarafımı belli ediyorum! Ben Nemrut tarafındayım. Zulmedenler, zehirleyenler tarafındayım!.. O habis YILAN cibilliyeti icabı ZALİMLERDEN yana oluyor ve bunun için gayret gösteriyor da ben niçin masum MAZLUMLAR yanında olmamayım? Herkes mizacına münasip olanı yapıyor.’
“Uzun söze ne hacet haklısın!”
Aldanma dünyanın sakın varına!
Düşmeye gör onun ahu zarına!
Bugünkü işini koyma yarına!
Gün doğmadan neler doğar demişler?
***
HARP Mİ VARDI?
Mahallenin misafir odasına geldiğinde arkadaşlarının halka şeklinde dizilmiş birini dinlediklerini gördü. Bir köşeye çömeldi sessizce.
Daha yirmisindeydi Doğan Bey. Mütebessim yüzüne bakan sağlıklı ve huzur dolu olduğunu kolay anlardı. İtimat edilir, yanındakiler rahat ederdi. Eski püskü olmasına rağmen kılığı kıyafeti, saçı başı kusursuzdu. Simasının tazeliği, elbiselerinin temizliği, düzgünlüğü dikkatlerden kaçmazdı. “Fakirlik elimde değil ama temiz olmak elimde…” derdi. Cebinden kendine has güzel kokular saçan ince, keten mendilini çıkardı, boncuk boncuk terlerin biriktiği ve o pak alnını sildi.
Ne yazık geride kaldı bilenler,
Rağbet gördü günahına gülenler,
Eskiden beridir; dağdan gelenler,
Bağda olanları kovar demişler!
***
Pürdikkat kesilmiş insanlar, şark tarafında Müslümanlara yapılan zulümleri ağlayarak anlatan görgü şahitlerini dinliyorlardı. Feci şekilde öldürülen tıfılların, dağa kaldırılan kadınların, kızların içler acısı vahim durumlarını ve buralara gelirlerse olabilecekleri konuştukça hıçkırıklar göğe yükseliyordu. Bu elim gelişmeler karşısında uyanık olmak lazım geldiği, maddi ve mânevî yardım istendiğinde tereddüt etmeden padişahın yanında olmanın ehemmiyetine dikkatler çekiliyordu.
Genç Doğan Bey “Yine aynı mesele!” dedi, yutkundu. Duydukları karşısında dili tutulmuştu sanki… sadece dinliyor ve pek heyecanlanıyordu da.
DEVAMI YARIN

