Kaydet
a- | +A

“Gençler, sakın unutmayın! Yıldırım Han’ımızın büyük hedefleri var! Ya onlara layık olur ya da hepten ziyan olup gideriz!.."

Süleyman Çelebi konuşuyor, kalabalık dinliyordu.

“Gençler, sakın unutmayın! Yıldırım Han’ımızın büyük hedefleri var! Ya onlara layık olur ya da hepten ziyan olup gideriz. Fırsatları kaçırmamak lazım, bir daha ele geçmeyebilir! O ne derse onu yapmak için yarış içinde olmalısınız!"

Gazaya katıldık bir nice zaman,

Sayısız engeli aşarak geldik.

Kan verilen toprak, edildi vatan,

Fezada çağladık, taşarak geldik.

Verirken kurbanlar, yılmadık asla,

Kanların içinde, yüzerek geldik.

Hakikati bulduk, çetin savaşla,

İnancı mermere yazarak geldik.

Beş deniz, üç kıta, eyledik sefer,

Zulmeti kabında boğarak geldik.

Rahmet bulutuna el etti çöller,

Göklerden gürledik yağarak geldik.

Tarihin içinde bir altın yaprak,

Tuğrayla yeniçağ açarak geldik.

Düşündün mü niçin kızıl bu toprak,

Çünkü kanımızı saçarak geldik.

Devran bizim idi Han’lar kükredi,

Kılıç gibi devlet olarak geldik.

Yıpranmayan şekil yer gök süsledi,

"Ölümsüz" sevgiyle dolarak geldik

***

Doğan Bey, buraya gelmekle iyi etmişti, pek mesut görünüyordu, tâ ki ilk hocası, amcası Süleyman Çelebi önünden geçene kadar. Dalgın olmalıydı ki onu görmeden bir gölge gibi yanından geçti. Solmuş bir cübbe sırtında, öylesine emaneten duruyor gibiydi. Dar kapı eşiğindan geçerken eteklerini toplayıp üzerinden atladı, yüzüne mânâ veremediği bir ifade hâkimdi. Kalabalığa yaklaşınca herkes ayağa kalktı. “Lütfen oturun!” derken zoraki tebessüm etti. Temiz ve geniş odanın hâkim yerinde en sevdiği ceviz rahlenin, güneşte kurumuş bir kopyası duruyordu.

Selâm verip yerine oturur oturmaz söze başladı:

“Tam Hicretten bu yana 797-800 sene geçmiş. Osmanlı Devletimiz, Rabbimizin müsaade ve inayetiyle kuruluşunu tamamlamış, şimdi yükselişe geçmişti. Rumeli’de olduğu gibi Anadolu’da da hızla büyüyor elhamdülillah! Düşmanlara korku, dostlara güven veriyoruz!

Hızından, hareketliliğinden, cesaret ve gözü karalığından dolayı 'Yıldırım' lakabı takılmış padişahımızın büyük idealleri var. Bunların başında İstanbul’u fethetmek geliyor. Bunun için de Boğaz'ın en dar yerine Anadolu Hisarı’nı yaptırdı. Değişik zamanlarda muhasara etti. Her seferinde içte ve dışta çıkan daha büyük hadiselerden dolayı muhasarayı yani kuşatmayı kaldırmak mecburiyetinde kaldı.

Gelişmekte, büyümede mâni tanımayan Yıldırım Han’ımız, serdengeçtilerini, akıncılarını, Avrupa içlerine salmıştır. Her biri birkaç lisan bilen, çok iyi ata binen, kılıç kullanan ve ok atan bu cengâverler, aynı zamanda birer gönül adamıdır. Onların iyi hâllerini, güzel ahlâkını gören nice insaflı tekfur, şövalye, tüccar, esnaf, çiftçi seve seve Müslüman oluyor, maddi ve mânevi yardımlarını esirgemiyorlar bizden.

Osmanlının büyümesi ve kitleler hâlinde Müslüman olanların artması birçok kral, din ve devlet adamını da korkutmuş, tedbir üzerine tedbirler almaya sevk etmiş! Kaba kuvvet dâhil her yola başvuruyorlar, daha da kinlenerek üzerimize üzerimize gelecekler! Muvaffak olamayınca da içten yıkmanın yollarını deneyecekler! Çok uyanık olalım çok!..” DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...