Kaydet
a- | +A

Hane-i saadetlerine geç döndü Doğan Bey. Karınca gibi tarafını belli etmişti.

Fedakâr yiğitlerin gür sesleri peş peşe yankılanıyordu: “Ben de varım, ben de…” sesler de sayısı da gittikçe artarak büyüyordu.

Neredeyse bir saat bile sürmeden onlarca genç yiğit toplandı. Niyet ve gayretleri bir nameye yazıldı ve Yıldırım Han’a ulaştırılmak üzere en yakın beye teslim edildi.

Hüsn-ü niyet, samimiyet, kalpten, ihlâsla olmanın karşılığı cesaretlerini çok artırmıştı.

Mübareklerin; “Ne kadar verdiğin, yaptığın mühim değil, nasıl, niçin verdiğin mühimdir” sözü yankılanıyordu kulaklarında.

Dünyadaki en güzel şey belki de KARINCA misali küçük bir fedakârlık ve yapılabilecek bir iyilikti…

***

Seherde Mevlâ’ya açılır elim,

Kötü söz etmeye, varmıyor dilim,

Kur’ân-ı kerimde, övülür ilim,

Bilenle bilmeyen, bir olmaz elbet!

Adalet yok ise, millet küskündür,

Zâlimin kılıcı, gayet keskindir,

Kendi hâlindedir, mazlum miskindir,

Zâlim ile mazlum, bir olmaz elbet.

Her işin başıdır, Allah korkusu,

Hak aşkıyla yanar, gelmez uykusu,

Geceyi ihyadır, onun tutkusu,

Âbid ile zâhid, bir olmaz elbet.

Ortalık bozuktur, insanlar şaşkın,

Duygular azgındır, arzular taşkın,

Kimisi dünyaya, paraya düşkün,

Dünya ile ahret, bir olmaz elbet.

Kimisi saklamaz, esas fikrini,

Düşürmez dilinden, hakkın zikrini,

Kimisi nimetin, bilmez şükrünü,

Nankör ile zâkir, bir olmaz elbet.

Hain her fırsatta, zehrini kusar,

Kimisi konuşur, kimisi susar,

Bazısı hep verir, bazısı kısar,

Cimri ile cömert, bir olmaz elbet.

DOĞAN Bey şeytanı sanma çok uzak!

Sana pek yakındır, kurar pek tuzak,

Düz yolda kaydırır, olursun kızak,

Tuzak ile kızak, bir olmaz elbet.

***

YILDIRIM HAN BÜYÜK DÜŞÜNÜYOR

Hane-i saadetlerine geç döndü Doğan Bey. Karınca gibi tarafını belli etmişti. Şimdi sıra vazife almaya gelmişti.

Şu dünya bir binektir, taşır binersen seni;

Bilmezsen binmesini, taşıttırır kendini!

Arı kovanını andıran sokağın bir köşesinde yüzü ekşimiş vaziyette yürüyordu. Arkadaşlarından birini gördü, selâm verdi, hâl hatır sordu. Yorgun, fena terlemiş gözüküyordu. Belli ki ilerideki dergâha gitmek istiyordu ama tereddüt ediyordu. “Hadi gel beraber gidelim…” dedi koluna girdi Doğan Bey. O ise “şimdi değil” deyip müsaade istedi, ayrıldı.

Gayriihtiyari o da yoluna devam etti. Nereye gideceğini sorsalardı vereceği cevabı yoktu. Ayakları öyle bir noktaya taşımıştı ki kendi bile şaşırdı.

DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...