BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

HÂLBUKİ BUGÜN BAŞKA BİR YAZI YAZACAKTIM!..

Bugün okuyacağınız makalemin ismi “Yeni Bir Harita Çizilecekse Onu Biz Çizeceğiz!” veya Malazgirt ve 30 Ağustos Zafer Haftası’yla alâkalı olacaktı...
Bu maksatla çalışma masama geçtim; bilgisayarı açtım. Yazıyı kafamda kurgulamıştım. Zaten bilenler bilir ki yazı, önce beyinde yazılmakta. Yazara düşen, onu sayfaya aktarmak. Daktilolardan bilgisayarlara kaçıncısını eskittiğim; bu, ağzında dili olmayan mesai arkadaşımın açılma saniyeleri içinde cep telefonuma bir metnin geldiğini fark ettim:
“Ragıp Karadayı” ismi dikkatimi çekti. Önceki gün hatırının sorulması gereken bir safhadan geçmişti. Bu sebeple ben de yazıdan sonra kendisini arayacaktım. Baktım gelen metin, “böyle bir paylaşımı yapmak istemezdim ama...” diye başlıyordu. Çok merak ettim; “hayırdır inşallah; ne oldu acaba?” diyerek satırlarda ilerlemeye başladım. Hayır; arkadaşımdan yana korkacak bir şey yoktu. O, gelen bir yazıyı paylaşmıştı.
Metin, Dr. Figen Demir Kardeş isminde Adana’dan bir hekime hanıma ait. Öyle bir yazı ki âdeta dehşet verici bir ölüm ânını naklen vermekte. Metni okuyup bitirince bahsettiğim mevzuu da Malazgirt’i de Zafer Haftası’nı da her zaman yazabiliriz. Şimdi bu mevzu çok daha acil ve öncelik teşkil etmekte. Çünkü bazı vatandaşların mes’uliyetsizliği, gamsızlığı, pervasızlığı, fütursuzluğu inanılmaz çapta. Önceki gün bizzat bir hadise yaşadım. İstanbul’un çok namlı bir AVM’sinin dünya markası bir mağazamızdaydım. İşim bitince kasaya geldim. Fiziki mesafe noktasında sıramı bekliyordum. O sırada son derecede dekolte giyinişli bir ana-kız Paşabahçe’nin en pahalı mamullerinden seçim yapmakla meşgullerdi. Maske takmamışlardı. Biraz sonra işleri bitmiş olmalı ki önce ana olanı, kasayla aramdaki dar mesafeden geçip gitti, sonra da kızı. Bir insanı rahatsız etmek umurlarında değildi. Teslimatımı alırken tezgâhtar hanıma “mağaza girişine niçin maskesiz girilmez! diye yazı asmıyorsunuz?” Dedim. Hanımcağız, “dışarıda takıyor, içeri girince çıkartıyorlar. İkaz edince de bize kızıyorlar!” dedi. Böylesi sonradan görmeler sanıyor ki cebinde 3 kuruşu olanın semtine korona virüsü uğramaz. Bu ne ilk gördüğüm ahmaklık manzarasıydı ne de son oldu. Aynı gün ve ertesi gün de sokakta benzer manzaralara şahit oldum. Bazıları, 7 Dağın Efesi edasıyla sokakta neredeyse sağa-sola omuz vurarak geçip gitmekte. Zannediyorlar ki çalımla yürürken kibirlerinden yer titremekte. Nasıl kibirlenmesin, böbürlenmesinler? Herkes, maske takıp, fizikî mesafeye dikkat ederken; bunlar, hastalığa meydan okuyacak denli cesurlar! Bilmiyorlar ki buna “cahil cesareti” denir.
İşte bir doktorun kaleme aldığı feryadı andırır bu yazı, biz tam da bu duygular içindeyken geldi. Onun üzerine gündemimi, yazı bahsimi değiştirmeye karar verdim. İstedim ki biz de sütunumuzla kalıcı bir paylaşım yapalım. Buna rağmen tınmayanlar olursa; onlar, artık intihar ediyor demektir. Kimsenin intihara hakkı yoktur; lakin bir başkasına şu azabı çektirmeye, ölmesine sebep olmaya hiç hakkı yoktur.
Şimdi söz, Dr. Figen Kardeş’te. Bilmem ki metni, sonuna kadar okumaya tahammül eder misiniz? Lütfen sabırla sonuna kadar okuyup-bitiriniz:
-Böyle bir paylaşım yapmak istemezdim ama sanırım tam zamanı. Gidiyormuş gibi algılanan korona, gümbür gümbür geliyor. Dikkatli olun. İşin kötüsü, hastalığınızda naz yapabileceğiniz, bir yudum su verecek hayat arkadaşınız, çocuğunuz ve candan bir akrabanız da yanınızda olamayacak.
Daha nasıl anlatılır bilemedim?
Gözlerinizi kapatın, ağır bir hastalık ânınızı düşünün, hani bütün kaslarınızın ağrıyıp kemiklerinizin sızladığı bir hastalığınızı. İnsanın saçının ucu ağrır mı, saçlarınızın ucu bile sanki ağrıyor; saçlı derinizin, başınızın ağrısından bahsetmiyorum bile!!
Sırtınıza onlarca kiloluk yük binmiş gibi, elinizi kaldırıp bir bardağa uzanmak ne kadar zor olabilir ki ama olmuyor işte çok zor, hiçbir şey için enerjiniz yok!
Adım atacak hâliniz yokken karın ağrısıyla tuvalete taşınmak, boğazınızdan su dâhil bir lokma zor geçerken ishalle devamlı kayıp ve hâlsizliğinizin gün geçtikçe artışı. Hayatınızda hiç bu kadar yalnız hissetmediniz, gördüğünüz sadece yorgun doktorlar, hemşireler...
Size verilen ilaçların yan tesirlerini söylemiyorum bile. Ve en mühim şey, lütfen şimdi ağzınızı burnunuzu kapayıp nefesinizi tutun, kaç dakika böyle kalabildiniz 1, 1.5, 2 dakika, o kadar mı demeyin o kadar kısacık bir süre... Nefes açlığınız gitgide artıyor, aldığınız nefesi dokulara taşımak için kalbiniz iki katı hızda çarpıyor ama nafile yetmiyor, doktorlar size nefes olmak için ağzınızdan bir tüpü soluk borunuza yerleştirdi. Hani son aylarda haber bültenlerinde sıkça duyduğunuz şey var ya o gerçekleşti: 'Entübe oldunuz', artık akciğerlerinizin fonksiyonel hâle gelmesi için insan gücüne mekanik cihazların kuvveti de ilave edildi ama yok, olmuyor; virüs pıhtılaşma sisteminiz dâhil bütün sistemlerinizi öyle programlı ve sinsice ele geçiriyor ki ne akciğeriniz ne kalbiniz artık mücadele edemiyor.
Sonsuzluğa göç ederken geride gözyaşları içinde ömür boyu bir yastığa baş koyduğunuz eşiniz, dostunuz, anneniz, babanız belki de küçücük yavrularınız kalıyor, haber bültenlerindeki vefat sayısını yükseltmek dışında artık bu dünyada başka bir hesabınız, geçireceğiniz tek bir dakikanız dahi kalmadı!
“Moralinizi bozmak istemezdim” demeyeceğim; evet, lütfen, artık moraliniz bozulsun!
Düşünün diye size çizdiğim şu senaryo, her gün yüzlerce, binlerce kişinin hayatının trajik senaryosu…
Lütfen artık bir silkinin, kendinize gelin!! Siz tatil yapıyorsunuz, kafelerde, barlarda üst üste tepinip açılışlarda binlerceniz, nâralar atarak yerlerde yuvarlanıyor ve virüsü yayıyorsunuz. Sizin yüzünüzden bugün 3 meslektaşım daha Hakk’ın rahmetine kavuştu.
Onlarca doktor, sağlık çalışanı ölüyorken “vicdanınız sızlasın!” desem, vicdanınız yok, “endişe duyun, biraz üzülün!” desem çoğunuzda yürek de yok, ben onu anladım.
Daha bu tatilcilerin yurdun her yanındaki evlerine dönüşü var, okulların açılışı, havaların soğuyup enfektivite artışı var...
Pek çok ilde yoğun bakım yatağı şu an yok, kalmadı, büyük illerde valilik hastanelere haber gönderiyor, “yoğun bakımlarınızda gelecek yüksek sayıdaki hasta sayısı için yer ayırın, elektif vakaları almayın” diye.
Memleketimin güzel insanlarına bu savaşı yenebilmek, daha çok canlar vermemek için bunları söylemek zorundayım, çünkü ben devletimi, milletimi, insanları, ömrümü verdiğim mesleğimi çok seviyorum.
Daha nasıl anlatabilirim ki, nasıl? Olanların ciddiyetini anlamanız, kurallara uymanız için illâ ki yakınlarınızdan birileri mi ölmeli, ölen binlerce kişi size yetmez mi?!.
Dr. Figen Demir Kardeş
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
615037 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/615037.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT