BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

CEMAAT

15 Temmuz 2015 hain işgal ve darbe teşebbüsünden sonra dumanlı havayı seven bazı fırsatçı kimseler, insafsız laflarla genelleme yaparak Müslümanlara saldırmaya başladılar "Cemaatler" denerek yapılan bu saldırılar, son zamanlarda bilhassa artmış bulunuyor. Bunları ikiye ayırabiliriz:

1-Din-imân-İslâmiyet ve bu toprakların değerlerine dair ne varsa her şeyden habersiz olarak kulaktan dolma malûmatla ahkâm keseneler.

2- "Allah" demeye, duâ etmeye bile tahammül edemeyen kaba laik, ham yobazlar.

Her iki zümre de ekranlarda konuşmakta, köşelerinde yazmaktalar.

İddiaları şudur:

-FETÖ gibi diğer cemaatler de fırsat bulduklarında aynı şeyi yaparlar!..

Yani onlar da darbeye kalkışır.

Bu dehşetli iftirayı atıyor ve gerekçe olarak da cemaatlerin Bakanlıklarda yer aldıklarını, talebe yurdu açtıklarını, okul işlettiklerini, holding kurduklarını vs. vs… söylüyorlar. Hatta bazıları, hızlarını alamayıp "cemaat" kelimesinin yanına "tarikat" kelimesini de ekliyor ve nefretle konuşmaya devam ederek ve güya "cennet manzaralı daire" satan tarikatlardan dem vuruyorlar.

Kendini aydın sanan bizdeki son asır bazı okur-yazarları, içinde yaşadıkları Müslüman milletin mâneviyat namına nesi varsa hepsinden habersiz zavallılardır. Kızmaktan çok acınacak hâldedirler. Oryantalistler, İslâmiyet ve bu toprakların ilim ve irfanı hakkında dedesinin dedesi de Müslüman olan bizdeki bu yabancılaşmış fikir fukarası aydınlardan kıyas kabul etmeyecek kadar yüksek bilgiye sahiptir…

Bir nebzesini saydığımız bu itham, hüküm ve iftiralar ekranlarda çok sık olarak karşımıza çıkmakta. İddia sahiplerine oralarda cevap veriyoruz. Ama istedik ki buradan da cevap vererek yazılı bir belge geliştirmiş olalım.

Bir kere şu kesin gerçekten haberdar olmak lazım:

İslâm’ın 6. şartı da -hâşâ- cemaatçilik yapmak değildir.

Bugün "cemaat" denilen unsurlar, Türklerin İslamiyet’i kabulünden bu yana çoğala çoğala, büyüye büyüye gelen yollardır. Münhasıran bize de ait değildir. Tarihî adıyla "tarikat" denen Nakşilik, Kadirilik, Halvetilik, Bektaşilik, Mevlevilik… gibi çok sayıdaki bu yolların her biri bir dergâhta yer edinirler. Yolların başlangıcı, Pınarın kaynağı Sevgili Peygamberimiz aleyhisselamdır. Bu saydığımız ve saymadığımız, dergâh merkezli tarikatlar, tasavvuf ocakları, son bir asırda resmî ideoloji tarafından yok edilme muamelesine maruz kalıp dergâh, zaviye, tarikat vs. kapanınca buraların mensupları, kendi aralarında yeni şartlara göre yapılandılar. Onlar bu yeni dönemde kendilerine "cemaat"’ demediler. "Şucu-bucu" da demediler. Cemaatçilik, şuculuk-buculuk da yapmadılar. Bu yakıştırmaları onların varlıklarına tahammül edemeyen müfritler yaptı. Bu insanlar, gerek dergâh ve tarikat döneminde ve gerekse sonraki dönemde bir tek maksat için çalıştılar:

-İyi insan olmak!..

Abdülkadir Geylani Hazretleri, Şah-ı Nakşibend Hazretleri, Ahmed Yesevi Hazretleri, Aziz Mahmud Hüdâî Hazretleri, Emir Sultan Hazretleri, Mevlâna Halid-i Bağdadî Hazretleri ve daha binlerce dergâh ulusu, tarikat şeyhi, bu toprakların irfân mimarları ve bir asırdan bu yana onlara kalbî muhabbet ve nisbet içinde olan insanlar, hep bu iyi insan olma gâyesi için çalıştılar. İyi insan, Allah’ın ve Peygamberin râzı olduğu kul olmak ve bu vasıfta insan yetiştirmek. Tasavvuf, güzel ahlak demektir; İslâm ahlâkını yaşamaktır.

Bir-iki asırdır kendini sözde tarikatçı, şu-bu diye gösteren olmuştur. Şanlı Peygamber döneminde bile Yemen tarafında sahte peygamber türemişti. Ama sahte tarikat ve suiistimalciler var diye Şeyh Edebalı Hazretlerini inkâr mı edeceğiz? Bu hazret, Osman Gazi’ye o nasihatleri yapmasaydı belki de Osmanlı, bu muhteşem büyüklüğe kavuşamazdı. Şeyh, mürşid, tarikat ulusu olan gerçek büyük zatlar bırakınız devleti ele geçirmeyi siyasetten uzak durmuş ve devlet adamlarıyla görüşmemişlerdir. Ebü’l Vefa Hazretlerinin kapısına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed Han’ı kabul etmemesi olayı meşhurdur. Hâl bu iken bugün "cemaat" denen STK’ları dış devletlerden destek alan uluslararası silahlı terör örgütü FETÖ ile eş tutmak, adı geçen örgüte meşruiyet kazandırmak olur.

Kendilerini kök aidiyetlerine nisbet eden, gönüllerinde bin yıldır devam eden geçmiş büyüklerin muhabbet silsilesini yaşatan insanların da devletin kanunları çerçevesinde her türlü faaliyette bulunmaları haklarıdır. Onlar da her vatandaş gibi ticaret yapabilir, yurt açabilir, üniversite kurabilir. Nihâyet onlar da dernek veya vakıf mensubudur. Devlette memuriyet veya hizmet de alabilirler. Ticaret yapan vergisini verdikten, okul açan mevzuata uyduktan, devlette çalışan şartlara riayet ettikten sonra bu durumun ne mahzuru olabilir? Aksine devletten yük alınmış olur. Bu şekilde çalışmaya tasavvufta "Halk içinde Hak ile beraber olmak!" denir. Hep öyle resmetmişlerdi. Bugün de isteniyor ki bir kısım vatandaşlar, tesbihini alıp bir köşeye çekilsin, ona-buna el açıp küçülsün.

Nasıl ki -meselâ- Yavuz Sultan Selim Han, tarihimizden çıkarılamazsa Gül Baba, Osman Bedreddin Hazretleri, Beşiktaşlı Yahya Efendi ve yüzlerce benzeri de irfan ve gönül tarihimizden çıkarılamaz.

Bir TV kanalında söylediğimizi tekrar edelim:

-Bizim bir tek cemaatimiz vardır; Ehl-i sünnet ve’l cemaat!

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
620659 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/620659.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT