BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

İdama koşan adamın hikâyesi…

Süleyman Özışık
Facebook
Hazreti Ömer dönemini anlatan o can yakıcı hikâyeyi duymuşsunuzdur. Biraz uzun bir hikâyedir ama anlamak isteyen için her satırı ayrı bir ibret vesikasıdır. Belki aramızda duymayanlar vardır diye o hikâyeyi bir kez daha anlatmakta yarar görüyorum...
Adalet timsali olarak bilinen Ömer, etrafını çepeçevre saran bir grupla sohbet hâlindeyken, iki yağız delikanlının bir kişiyi kollarından tutup kendilerine getirdiğini gördü.
"Nedir bu hâl, bu adamı neden böyle yaka paça getirdiniz?" diye sordu.
"Ya Ömer! Bu adam bizim babamızı öldürdü. Biz de adaletin tecellisi için tutup size getirdik. Ne yapmak lazım geliyorsa onun yapılmasını sizden istiyoruz" cevabı verdi gençlerden biri...
Katil zanlısı mahkemede bizzat Hazreti Ömer tarafından yargılandı. Hazreti Ömer adama, "Gençlerin dediklerini duydun. Söylenenler doğru mu? Eğer doğruysa senin söyleyeceklerin nelerdir?" diye sordu. 
O genç bu söylenenlere itiraz etmedi.
Söylediklerinin doğru olduğunu ancak kendisinin de söyleyecek birkaç sözü olduğunu belirterek izin aldıktan sonra konuşmaya başladı:
"Ben bir köylüyüm. Buraya Efendimiz aleyhissalatü vesselam'ın kabri şerifini ziyaret etmeye geldim. Medine civarına geldiğimde abdest almak ve dinlenmek için müsait bulduğum bir hurmalık yakınında durdum. Abdest alırken baktım ki atım hurma dallarına uzanmış; yemeye çalışırken ağacın dallarını kırıyor ve zarara sebebiyet veriyor. Buna mâni olmak için derhal atımın olduğu tarafa koştum. İşte o anda karşıdan yaşlı bir adam bana karşı bağırarak geldi, iyice yaklaştıktan sonra hiçbir şey demeden ve sormadan, bir şey söylememe fırsat bulamadan, elindeki büyükçe taşı atıma hızla vurdu ve at düşüp öldü... 
Atımı çok severdim, ondan başka da bineğim yoktu ve o yaşlı adam atımı bir hiç uğruna öldürmüştü. Dayanamadım, ben de onun ata vurduğu taşı alıp kendisine fırlattım. Adamcağızın eceli gelmiş olacak ki o da öldü. Tabii ki bu duruma çok üzüldüm. Azıcık bir öfke sebebiyle bir adamın ölümüne sebep olmuştum. Hemen bu yaşlı adamın kim olduğunu araştırdım, ailesini buldum çocuklarına durumu uygun bir dille anlattım... Ben şayet o anda kaçmak isteseydim, kolayca kaçardım; ama ben Allah'a ve ahiret gününe inanmış bir kimseyim. Cezam ne ise onu dünyada çekmeye razıyım, ilâhi adalet ne ise tatbik edilsin ve hak yerini bulsun..."
Adamın anlattıkları mahkeme salonundaki herkesi etkilemişti ancak adaletin tecelli etmesi için hüküm ne ise tatbik edilecekti.
Babaları ölen gençler diyet almaya razı olmuyorlar ve kısas yapılmasını istiyorlardı; karar verildi. Kısas yapılacak ve adam idam edilecekti. Hiç itiraz etmedi. Telaşlanmadı, paniklemedi, gayet soğukkanlı bir şekilde hükme rıza gösterdi.
"Yalnız bir ricam var" dedi ve ekledi:
"Benim bakımıyla ilgilendiğim bir yetim var. Onun bana teslim edilmiş olan altınlarını bahçemde bir yere gömdüm. Bu altınlar o yetimin geleceği... Onların yerini de benden başka kimse bilmiyor. Eğer bana üç gün müsaade ederseniz, gider onların yerini o yetime bildiririm. Böylece hem o yetim yavrunun gelecek açısından maddi problemi hallolmuş olur, hem de ben emanetin vebalinden kurtulmuş olurum."
Hazreti Ömer, "Şu anda sana nasıl müsaade edebiliriz ki? Zira sen bir suçlusun, cezan infaz edilecek. Kaçmayacağına nasıl inanacağız?" diye sordu. 
Adam kaçmayacağına, geri döneceğine dair yeminler etti ama fayda etmedi.
Hazreti Ömer, "Ancak yerine bir kefil bulabilirsen serbest kalabilirsin" diye yeni bir çözüm yolu önerdi.
Adam o civarın yabancısıydı. Bu civarda kimseyi tanımıyordu ki kefil bıraksın. Genç son çare olarak oradaki insanlara dönüp baktı. Acaba kendisine kefil olan çıkar mıydı? O sırada gözüne Ebu Zerr hazretleri takıldı:
Parmağıyla işaret ederek, "Bu zat bana kefil olur" dedi. Hazreti Ömer şaşkınlık içinde Ebu Zerr'e dönerek, "Ya Eba Zerr! Ne diyorsun kefilliği kabul ediyor musun?" diye sordu.
Ebu Zerr hiç tereddüt etmeden, "Bu adamın üç güne kadar döneceğine inanıyor ve kefil oluyorum" dedi.
Adamı serbest bıraktılar...
Koca bir ülke üç gün boyunca adamın geri dönüp dönmeyeceğini konuşmaya başladı. Birinci gün gelen giden olmadı. "Acaba sözünü tutacak mı?" diye sorular sorulmaya başlandı.
İkinci gün de gelmedi adam.
Üçüncü günün öğlen vakitlerinde "Bu adam gelmeyecek" yorumları yapılmaya başlandı. 
Ölen adamın çocukları "Ya Eba Zerr! Kefil olduğun adam hâlâ ortalarda görünmüyor. Kim olduğunu bilmediğin bir kimseye niçin kefil oldun? Adam bir kere ölümden kurtuldu, bir daha geri gelir mi?" diyerek sitem ediyorlardı. 
Hazreti Ömer, "Ya Eba Zerr! Kefil olan o genç eğer vermiş olduğumuz sürede gelmezse, zamanı gelince emr-i ilahiyi tatbik eder ve kısas hükmünü geciktirmeden uygularım!" diye haber yolladı. 
Bu tartışmalar arasında akşamı ettiler...
Herkesi bir üzüntü kaplamıştı; zira o genç gerçekten de gelmeyecek olursa, kefil olduğu için kısas Ebu Zerr'e yapılacaktı. Bu olayı duymayan kalmamıştı. Medine çalkalanıyor, herkes adamın geleceği yolu gözlüyordu.
İşte bu esnada Medine'nin girişinden bir adamın tozu dumana katarak geldiği görüldü. Kan ter içinde gelen bu adam, idam edilecek adamdan başkası değildi.
Hazreti Ömer, "İdam edileceğini bile bile neden koşarak geri döndün?" diye sordu. 
Adam bir saniye tereddüt etmeden cevap verdi:
"Elbette gelecektim! Benim için bir adam idam edilmeyi göze aldı. Ben, 'Müslümanlar arasında ahde vefa kalmadı' sözünü kimseye söyletmem" dedi. 
Hazreti Ömer, Ebu Zerr'e döndü:
“Tanımadığın bir adama neden kefil oldun? Bu kefaret senin kelleni götürebilirdi" diye sordu.
"Elbette kefil olacaktım. "Ben, 'Müslümanlar arasında söze itimat kalmamış. Bu dünyada fazilet ve güven kalmamış' dedirtemezdim" cevabı verdi Ebu Zerr..
Gözler ölen adamın çocuklarına döndü.
Daha kimse bir şey demeden, "Ya Ömer, biz babamızın katilini affettik" dediler.
"Neden?" diye sordu Hazreti Ömer!
"Olayın bir kaza olduğu belli. Adamın pişman olduğu da görülüyor. Biz, 'Müslümanlar arasında merhamet ve insaf kalmamış' dedirtemeyiz" dediler...
.....
"Hayırdır Süleyman Özışık. Ülkenin bu kadar meselesi dururken dinî hikâyeler anlatmak da neyin nesi?" dediğinizi biliyorum.
Hayır, amacım dinî hikâyeler anlatarak köşe doldurmak değil.
Dün Hadi Özışık'la yaptığımız video çekiminde söylediğim, "Bu ülkede iftiraya uğrayan, FETÖ ile uzaktan yakından ilgisi olmadığı hâlde FETÖ’cü damgası yiyen, hapse atılan ya da mağdur edilen pek çok insan var" şeklindeki sözler, büyük bir isyan çığlığıyla karşılık buldu.
Binlerce mesaj atan oldu.
Kimileri, "Biz mağduruz ve Allah şahittir ki FETÖ ile uzaktan yakından ilgimiz olmadı. İftiraya kurban gittik" diyor...
Kimileri ise, "Kazara bulaştık çocuğumuzu gönderdik ve başımıza bu işler geldi" diyor.
Ama hepsi, "Bizim sözümüze itimat eden, bize merhamet eden bir Müslüman yok mu?" diyor mesajın sahipleri...
Ama gelin görün ki aramızdan bir tek Müslüman dahi onların sözüne itibar etmiyor, onlara merhamet göstermiyor. 
Başka söze gerek var mı?
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
607999 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/suleyman-ozisik/607999.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT