BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

İnsana gelen feyiz önce ruha gelir...

Allahü teâlâ, Âdem'in ruhunu bilinemez, nasıldır denilemez olarak yarattı.
 
Pîrîzâde İbrâhim Efendi Hanefî fıkıh âlimidir. Aslen İstanbullu olup, 1022’de (m. 1613) ailesinin ziyaret için bulunduğu Medine’de doğdu. Burada hadis ve fıkıh ilmi tahsil etti. Birçok âlimden icâzet aldı. Uzun yıllar Mekke müftülüğü yaptı. 1099’da (m. 1688) vefat etti. Buyurdu ki:
Hadis-i şerifte, (Allahü teâlâ, Âdem'i kendi sûretinde yarattı) buyurdu. Allahü teâlâ, madde değildir. Benzeri yoktur. Nasıldır denilemez. Âdem'in ruhu, kendi hülâsası, özüdür. Allahü teâlâ, Âdem'in ruhunu bilinemez, nasıldır denilemez olarak yarattı. Allahü teâlâ mekânsız olduğu gibi, ruh da mekânsızdır. Ruh da madde değildir. Ruhun bedene bağlılığı, Allahü teâlânın âlem ile olması gibidir. Ne içindedir, ne dışındadır. Ne bitişiktir, ne ayrıdır. Yalnız onu varlıkta durdurmaktadır. Bedenin her zerresini diri tutan ruhtur. Bunun gibi, âlemi varlıkta durduran, Allahü teâlâdır.
Allahü teâlâ, bedeni ruh vâsıtası ile diri tutmaktadır. İnsana gelen her feyiz, önce ruha gelir. Ruhdan bedene yayılır. Ruh nasıl olduğu anlaşılmaz olarak yaratılmış olduğu için, hiç anlaşılamayacak olan Allahü teâlâ onda yerleşmektedir. Hadis-i kudsîde; (Yere ve göğe sığmam. Fakat mümin kulumun kalbine sığarım)  buyurdu. Çünkü, yer ve gök çok geniş olmakla berâber maddedirler. Mekânlıdırlar. Bir şeye benzetilebilirler. Nasıl oldukları anlaşılır. Mekânsız olan, nasıl olduğu bilinmeyen mukaddes varlık, bunlarda yerleşemez. Mekânsız olan, mekânda yerleşmez. Benzeri olmayan, benzeri olanla bir arada bulunmaz. Mümin kulun kalbi ise, mekânsızdır. Nasıl olduğu anlaşılamaz. Bunun için, burada yerleşir. Müminin kalbi denildi. Çünkü kâmil, olgun müminlerden başkasının kalbi mekânsızlık derecesinden aşağı düşmüştür. Mekânlı ve maddeli şeylere karışmıştır. Onlar gibi olmuştur. Böyle düşmekle ve maddeli varlıklar gibi olmakla, onlardan sayılmıştır. Anlaşılacak hâle gelmiştir. Anlaşılamayanı yerleştirmek gücü kalmamıştır. A'râf sûresinin yüzyetmişsekizinci âyetinde meâlen;
(Onlar, hayvan gibidir. Belki hayvandan daha sapıktır) buyuruldu. Tasavvuf büyükleri arasında  kalbinin geniş olduğunu söyleyenler, kalbinin mekânsız olduğunu anlatmışlardır. Çünkü mekânlı ne kadar geniş olsa da, yine dardır.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
619956 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/vehbi-tulek/619956.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT