Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Bisiklet
0:00 0:00
1x
a- | +A

Ali öğretmen, doğudaki köy okulunda ilkokul bir, iki ve üçüncü sınıfları, hanımı ise dört ve beşleri okutuyordu.
Ali Bey müdür, hanımı da okulun tek öğretmeniydi.

Ali Bey 2025-26 eğitim yılının açılış sabahında yaptığı konuşmada, her ay, maaşını almak için ilçeye giderken, herhangi bir sınıfın en başarılı öğrencisini yanında götüreceğini söyledi.

Üçüncü sınıfın birincisi olan küçük çocuk, o gece neredeyse hiç uyuyamadı.
Dokuz yaşında ilk defa trene binecekti. Tarlada çalışırken bir anda tünelden ortaya çıkışını hep hayret ve hayranlıkla izlediği o kara devin içinde olacaktı.

Hayatında ilk defa göreceği şehirde onu nelerin beklediğini bilmiyordu.
Sihirli bir yolculuğun öncesinde heyecandan neredeyse hiç konuşmayan çocuk, ertesi sabah babasının peşinde öğretmenin evine doğru çamurlu yolu adımlarken, şehirden dönüşte arkadaşlarına neyi, nasıl anlatacağını düşünüyordu.

Öğretmeni ile birlikte karşıdan görünen komşu köye kadar yürüyecek, oradan trene bineceklerdi.

Trenin heybetli merdivenlerini, küçük ama düzgün “odalarını”, deri koltuklarını… hareket ettiğinde evlerin, ağaçların, dağların geriye doğru aktığını, tünelin içinin karanlık olduğunu, uzaktan gördüğü
komşu köydeki istasyonun dışında başka istasyonların da bulunduğunu… hafızasına kaydetti.
Şehri gördüğünde ise tam anlamıyla çarpıldı.
Ne kadar büyük bir yerdi burası… Ne kadar destansı ne kadar anlatılması zor ne kadar…

Çocuk, trenin de şehrin de kendine has bir kokusunun olduğunu hissetti. Her vitrinde ayrı şey, özellikle cansız mankenler… Sonu gelmez arabalar… Yürüyen binlerce insan… Öğretmenin eline tutunmuş olan çocuk, hangi tarafa bakacağını şaşırıyordu.
- Sen şu bankta otur oğlum, sakın bir yere kalkma, sağı solu seyret, hemen geliyorum.
“Tamam” bile diyemedi çocuk, gözleriyle öğretmeni takip etti. Caddenin karşı sırasında bir bankaya girmişti öğretmen…
Dönüşte bu defa öğretmen banka oturdu, çocuğun eline harçlık vererek karşı sırada görünen manavı gösterdi:
- Kendine yiyecek bir meyve al, hadi bakalım.
Çocuk çekingen adımlarla gidip, belinde mavi para kuşağı bağlı, ağzında külü uzamış sigarası ve elinde püsküllü süpürgesi ile sebze ve meyvelerin üstündeki görünmeyen tozları silen yaşlı manava elindeki parayı uzatıp, parmağı ile meyveler arasında "en kırmızı görünen" domatesleri gösterdi.
- Şundan...
Adam bir küçük paraya, bir çocuğa baktı; bir büyük domatesi kazağına döndüre döndüre sürdü ve çocuğa verdi.

Bisiklet
Başlık ResmiBisiklet



Bu kez bir bisikletçinin önündeydiler.
Çocuk gördüğüne inanamadı; öğretmen cüce sayılabilecek kadar kısa boylu bisikletçiye para ödüyordu!
Bisikletçi az sonra üç tekerlekli bir bisikleti diğerlerinden öne çıkararak, kenarda çekingen duran köylü çocuğu çağırdı:
- Gel, bin bakalım!
Çocuğun eli ayağı birbirine karışmış, ağzı kurumuş, kalbi küt küt atmaya başlamıştı.
O bisiklete otururken, öğretmen ile bisikletçi, dükkâna girdi.
Çocuk, dükkânın önünde uzayan küçük futbol sahası büyüklüğündeki toprak arsada coşku ile bisikletini kullanmak yerine, bir kenarda incelemeye koyuldu.
Köydeki arkadaşlarına gösterinceye kadar bisikletin “eskimesini” istemiyordu. Sağına soluna bakıyor, ilk kez yakından gördüğü bu aletin her tarafına dokunuyordu.
Masallardan fırlayıp önüne düşmüş olan bu aleti köyün hangi yollarında kullanacağını düşündü. En çok hangi arkadaşı şaşıracak, en çok hangi arkadaşı kullanmak isteyecekti? Ağabeyi istediğinde verecek miydi? Kız kardeşine bisiklet kullanmayı öğretebilecek miydi? İyi ki üç tekerlekliydi. Hem kendisi hem de kız kardeşi düşmezdi. Bu aletin köyün ilk bisikleti olacağını düşününce…
- Tamam oğlum, vakit doldu, getir bisikleti…

Oysa öğretmen öğrencisine beş dakikalığına bisiklet kiralamış, fakat çocuk bisikleti kendinin sanarak “yıpranmasın” diye hiç binmemişti.

Sadık Söztutan'ın önceki yazıları...