BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Türkiye, korkunç Prens’in yanına bırakmadı

 
2,5 yıl geçti üzerinden.
İsrail ve Batı’nın şımarığı Suud Veliaht Prens’i Selman, ülkesindeki rakiplerini otelde falakaya yatırıp mallarına el koyduğu, hatta kimilerini suikastla öldürdüğü gibi…
Kendisine muhalif gazeteci Cemal Kaşıkçı’ya da vahşice plan yaptı.
2018 Ekim ayıydı…
Kaşıkçı’nın İstanbul Konsolosluğuna geleceğini haber alır almaz iki uçakla suikast timi yolladı.
Cemal Kaşıkçı, başına gelecekleri bilircesine, nişanlısını kapıda bıraktı, “Benden haber alamazsan yetkilileri bilgilendir” dedi.
Öyle de oldu!
O konsolosluktan bir daha dışarı çıkamayan Kaşıkçı’nın vahşice öldürülüp parçalara ayrıldığı, daha sonra asitle ve fırında yakılarak, cesedinden zerre bırakılmadığı anlaşıldı.
Akıllarınca geride hiçbir iz bırakmayacaklar, suçu da Türkiye’ye yıkacaklardı.
Hatta bu tezvirata başlamışlardı bile…
En başta da İsrail medyası.
Ama olmadı!
*
Türk istihbaratı, konsolosluğa giriş görüntüleri bir yana, içeride Cemal Kaşıkçı’ya yapılanların ses kaydına bile ulaştı.
Sonradan kaçmak zorunda kalan Suud Konsolos kameralara vahşi cinayeti inkar ededursun, Türkiye cinayeti dakika dakika belgeleriyle raporladı, dünyanın önüne koyup “Gereğini yapın” dedi.
Hiçbiri gıkını çıkaramadı!
İstihbarat desteği bile verdikleri (!) cinayeti Türkiye’nin üzerine yıkmaya çalışan başta İsrail ve Batı ülkeleri, Ankara’nın elindeki belgeleri görünce, bu defa pişkince Suudi Arabistan’dan para ve taviz koparma yarışına girdi.
Kudüs’ü İsrail’in başkenti yapmak, İsrail’le diplomatik ilişkileri başlatmak, zoraki dayattıkları Filistin planına destek almak, Suriye-Türkiye sınırına terör devleti inşa etmek isteyen YPG’ye silah ve para yardımı da bunlardan birkaçıydı.
2,5 yılda dünya çok şey gördü, Türkiye duruşunu bozmadı.
Cinayeti kabul etmek zorunda kalan ve Kaşıkçı’nın ailesini ‘bir şekilde’ susturan Veliaht Prens, kendini kurtarmak için 15 kişilik cinayet timinden 5’ine göstermelik hapis kararları aldırdı.
Ama her ‘kullanışlı’ kukla gibi, onun da bir gün ipi çekilecekti.
Şimdi o süreç başladı.
*
Biden başkanlığındaki yeni Washington yönetimi, bu meselenin üstüne gideceklerini ve sorumluları hakkında gerekeni yapacaklarını açıklamıştı.
ABD İstihbarat Direktörlüğü, önceki gün yayınladığı raporda, cinayet emrini Veliaht Prens Selman’ın verdiğini kaydetti.
CIA destekli raporda, 15 kişilik suikast timinin Selman’ın emri olmadan hiçbir adım atamadığının altı çizildi.
Türkiye de zaten yıllardır bunu söylüyordu.
Tek fark, önceki Başkan Trump’ın para karşılığında bunu sümen altı etmesiydi.
Şimdi merakla beklenen, ABD’nin hangi adımları atacağı.
Bu muhtemelen, yeni ABD Başkanı Biden’ın önceki gün Suud Kralı ile yaptığı görüşmede masaya yatırılmıştır.
Selman’ın veliahtlığı kaybettiği neredeyse belli oldu.
Bakalım arkasından ne gelecek?
*
Neyse ne…
Biz kendimize ve bundan sonra ne yapacağımıza bakalım.
Dünyanın konuştuğu şu meseleyi tüm detayları ile aydınlığa kavuşturan, üzerinin örtülmesini engelleyen ülkemizle gurur duyalım.
Zira Türkiye, içinde FETÖ’cüler gibi hainlerin yer aldığı eski Türkiye olsa ve bu cinayet üzerimize kalsa, 2,5 yıldır sessiz kalan Batı ve cinayetin ardındaki İsrail, kim bilir ülkemiz aleyhine ne kampanyalar yapacaktı.
Ama biz burada kalmayalım…
Bir gün bunların cezasını kesecek güce ülkemizi nasıl ulaştırırız, buna yoğunlaşalım.
Tarihimiz bunun şanlı örnekleriyle dolu zira.
 
*****
 
İdlib’i unutma
 
Yeri gelmişken bir hatırlamada daha bulunmakta yarar var.
Geçen sene bugünlerde gündemimiz İdlib’di.
36 Mehmetçiğimizin şehit edildiği Rus saldırısından sonra, bedelini misliyle ödettik.
Rus ve İran desteğiyle Türkiye’ye kafa tutmaya kalkan Esad’ın hava savunma sistemlerini, tanklarını, toplarını birkaç günde yok ettik.
Yerli ve millî savunma gücümüzün ulaştığı nokta hepimizi gururlandırdı ve en nihayetinde İdlib’de bizim istediğimiz oldu.
Esad’ın borazanlığını yaparak, hükûmet aleyhine kullanacakları milyonlarca yeni mülteci planı suya düşen muhalefeti de orada not ettik.
Hoş, El-Bab, Afrin ve Fırat’ın batısına operasyonlarda da görmüştük gerçek yüzlerini ama unuttuğumuzu zannediyorlarsa bir kez daha hatırlatmış olalım.
*
Ve son bir hatırlatma daha.
DEAŞ elebaşı Bağdadi, Kasım 2019’da nasıl olduysa İdlib’e sızdırılmış ve Türk istihbaratının verdiği bilgiler doğrultusunda ABD tarafından burada imha edilmişti.
YPG terör örgütü elebaşları bunu sahiplenmeye çalışsa da, Trump’ın operasyona ilişkin açıklamasında Türkiye’yi övmesi, bütün hesaplarını suya düşürmüştü.
Üstelik sadece YPG’nin değil, İsrail’in de…
1,5 seneye yaklaştı, Bağdadi’yi oraya kimin, nasıl getirdiği hâlen açıklanmadı.
Detaylarını bilmesek de, Kaşıkçı cinayeti gibi bir kumpas daha birilerinin elinde patlamıştı.
 
*****
 
28 Şubat-15 Temmuz bağlantıları
 
Bugün 28 Şubat.
Türkiye’de milliyetçi, muhafazakâr, yani mütedeyyin kesimin, Anadolu insanının ve sermayesinin açıkça hedef alındığı postmodern darbenin 24’üncü yılı.
27 Mayıs’ın, 12 Eylül’ün devamı niteliğindeki bu darbe, ülkemize yaklaşık 500 milyar dolara mal oldu.
Dönemin askerî sorumlularına müebbete varan cezalar verildi ama hapis yatan olmadı…
Kararlar sembolik kaldı.
Darbenin altyapısını oluşturan ve bundan nemalanan sivil ayağa ise hiç dokunulmadı.
En başta da medyaya…
O yüzden hiç utanmadan ekranlarda boy gösteriyor, makalelerinde ahkâm kesmeye devam ediyorlar.
Giyindikleri kamuflaj ise 15 Temmuz.
*
Oysa 15 Temmuz’da darbeye kalkışan FETÖ’cü hainlerin, parçası oldukları 28 Şubat sürecinde güçlendiğine, palazlandığına, FETÖ’nün rakiplerini ortadan kaldırıp, onlara daha geniş alan açtığına hiç değinmiyorlar.
Millet Genelkurmay Karargâhının önünden geçmeye korkarken, o süreçte FETÖ’cülerin o karargâhta nasıl ve hangi amaçla ağırlandığını hiç sorgulamıyorlar.
15 Temmuz ihanetinin Batı ve İsrail uşaklığı olduğunu kabul ediyorlar ama öncekilerin (yani tarafı oldukları) darbelerin de aynı odaklara ve amaca hizmet ettiğini asla dillendirmiyorlar.
Bu mevzuyu çok yazdım, çarpıcı bir örnekle bitireyim.
*
28 Şubat’ta alınan kararlardan biri de Emniyet’in, yani polisin elindeki ağır silahların toplanmasıydı, değil mi?
Nitekim öyle de oldu, Özel Harekâtçıları yeniden bu imkâna AK Parti, yani Recep Tayyip Erdoğan kavuşturdu.
O yüzdendir ki, FETÖ ihanet örgütü de 15 Temmuz gecesi Ankara Gölbaşı’ndaki Özel Harekât Daire Başkanlığını vurdu ve orada 51 kahraman polisimiz şehit oldu.
Geçtiğimiz günlerde Emniyet’e ATAK helikopteri teslimini görünce, aklıma 28 Şubat’taki ve 15 Temmuz’daki ihanetler geldi.
Bilinsin ki, oraya kim elini uzattıysa o haindi.
Yapanlar da haindi, savunanlar da…
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
617802 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yucel-koc/617802.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT