BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

‘Büyük Birader’ dinlese iyiydi, aklımızı yönetiyor…

Yıl 1690... Fas’ın İspanya elçisi Vezir el Gassani Avrupa’da neşredilen gazetelerden “haberler yazdığı söylenen ama sansasyonel yalanlarla dolu yazılar basan fabrikalar” olarak bahsediyor.
Elbette basılı bir gazetede yazı yazan biri olarak Gassani’nin bu tespitlerine katılmıyorum, lakin merak ettiğim 350 yıl evvel Gassani’ye bu cümleleri kurdurtan sebep ne idi?
Fas’ta dünyaya gelen Gassani, İspanyollara esir düşen Müslümanların serbest bırakılmasını, cami ve mescitlerde muhafaza edilmekte olan Müslümanlara ait 5000 cilt kitabın iadesini istemek için İspanya Kralı II. Carlos’a, daha sonra da Türk idarecilerle görüşmek üzere Cezayir’e elçi olarak gönderilmiş. İşte gazeteler ile ilgili bu düşüncesi de o zamandan.
Yine bilinen bir husus, Jön Türklerin Sultan II. Abdülhamid’e karşı çıkarttıkları gazeteler var.
Meşveret, Mizan, Osmanlı Gazetesi ve Şûrayi Ümmet gibi...
Daha sonra başlayan mütareke döneminde yine gazeteler çok önemli bir mücadele alanı.
Millî Mücadele destekçisi gazeteler var…
İrade-i Milliye gibi, Ses gibiAçıksöz gibi...
Ve daha niceleri…
İşgalcilerin borazanlığını yapan gazeteler de var elbette…
Ferda gazetesi, İrşat gazetesi, Kürsü-i Millet ve Selamet gazeteleri gibi...
Yani basın, gücü elde tutmak ya da gücü ele geçirmenin önemli bir parçası olarak yüzyıllardır çok değerli bir vazife görüyor. O yıllardan günümüze fikirleri yaymak ve bilgilendirmek için en değerli platformlar niteliğinde.
 
Radyo devreye giriyor
 
Türkiye’de 1927 yılına gelindiğinde ilk radyo yayınları da başlıyor. Bu tarih Londra radyo yayınlarından yaklaşık beş yıl sonrasıdır. Gerçi Türkiye’de 1927 öncesinde de radyo yayınları ve denemeleri yapılıyor, lakin resmî anlamda bu rakam 1927 olarak kabul ediliyor. Oysa Mısır’da resmî anlamda radyo yayıncılığı ancak 1952 yılında kesintisiz bir şekilde başlayabilmiş.
Radyo yayıncılığı başladıktan hemen sonra gazeteden daha fazla kitleye ulaşıyor. Bu durum İngiltere, Almanya, Fransa ve Sovyetler Birliği gibi ülkelere kaçırılmayacak fırsatlar sunuyor. Özellikle II. Dünya Savaşı ve sonrasında bu ülkeler tüm dünyaya yönelik propaganda yayınlarını radyo üzerinden yapıyorlar.
Attila İlhan’ın Lili Marlen şiirinde geçen Zagrep Radyosu, savaş zamanındaki propaganda faaliyetlerinde radyonun önemini çok net ortaya koyar. Şarkı, 1941 yılında Almanya’nın Yugoslavya’yı işgali ve Partizanların Nazilere karşı verdiği direniş cephelerinde milyonlarca kişi tarafından dinlenir.
Radyo ve televizyon ile okuryazarlığı olmayan toplumların hem bilgilendirilmesi hem de doğal olarak manipüle edilmesi çok daha etkin ve verimli olmaya başladı.
1979 yılında İran’da yaşanan Humeyni devrimi buna en güzel örnektir. Humeyni’nin nutuk ve vaazlarının kasetler vasıtası ile tüm İran’a yayılması, gizlice basılan gazete ve dergilerin kitlelere ulaştırılması devrimin başarılı olmasında çok önemli bir işlev görmüştü. Hatta araştırmacılar dünya tarihinde elektronik vasıtalar yolu ile yürütülen ilk devrim olarak bunu örnek gösteriyorlar.
Humeyni’nin yöntemine benzer bir muhtevayı Türkiye FETÖ olayında da gördü. Elden ele dolaştırılan kasetler, basın ve yayınlar vasıtası ile kitleler etki altına alınmıştı. İnsan, Humeyni’den sonra Türkiye’de de konunun benzerlik taşıyan yöntemler ile hayata geçirilmeye çalışıldığını görünce, yine hokkabazı hatırlamadan edemiyor.
Yoksa tüm bunlar, aynı hokkabazın çantasından çıkarttığı farklı renge boyanmış tavşanlar mı idi?
Neyse konumuza geri dönelim…
Soğuk Savaşın sona ermesi ile birlikte belki de dünya tarihinde asla geri dönüşü olmayacak bir eşiği de atlayarak geride bıraktık.
Dünya yeni bir kavram ile tanıştı.
 
Sosyal Medya
 
Bu medyanın ortaya çıkmasından önce ‘Büyük Veri’ ya da ‘Big Data’ önemli oranda oluşturulmuştu. Büyük Veri şahsi bilgilerimiz de dâhil olmak üzere eksik kalan ne varsa sosyal medya üzerinden eksiğini giderdi.
Artık göz retinamızdan parmak izimize, sevdiğimiz konulardan, nefret ettiğimiz hususlara kadar her şey ama her şey bu 'Büyük Veri'nin havuzunda. Böylelikle kitlelerin alışveriş, kültür, okuma, tatil, evlilik, seçmen davranışı, okul, aile içi ilişkileri, arkadaşlık ortamlarına varıncaya kadar her türden sahip olduğu hususlar kontrol altına alındı.
 
Cambridge Analytica hadisesi
 
Cambridge Analytica Ltd. şirketi, veri madenciliğini ve veri analizini stratejik iletişim ile birleştiren bir İngiliz siyasi danışmanlık firması idi.
Bu şirket 87 milyon Facebook kullanıcısının kişisel verilerini bir Facebook uygulaması üzerinden elde etti. Bunu da sadece 270.000 Facebook kullanıcısının verilerine ulaşım sağlayarak başardı. Sonrasında da bu 87 milyon kullanıcının modellemesi yapılarak çok daha büyük kitlelerin sosyal ve psikolojik her türden verisi kullanılarak seçimler dâhil manipüle edildi.
Şirketin 2016 yılındaki CEO’su olan Alexander Nix aynen şunları söylemekteydi: “Bugün Amerika Birleşik Devletleri’nde her bireyin dört ya da beş bine yakın veri noktası var… Bu yüzden ABD’deki her yetişkinin kişiliğini yaklaşık 230 milyon kişiye modelliyoruz.”
Nasıl?
Korkunç değil mi?
O zaman 1690’lardan bu yana basılı gazetenden girip, radyo ve televizyon üzerinden konuyu buraya kadar neden taşıdım?
Birincisi; basın, yayın ve habercilik demokratik yönetimlerin asla taviz veremeyeceği kadar önemli kurumlardır. Eline sopayı alan yayın yapmakta olan haber kanalını basamaz, elinde mikrofonu ile ortaya koyduğunuz argümana karşı argüman ile cevap veren muhabire şoförü ile birlikte saldıramaz…
İkincisi; basın ve yayın doğası gereği yıllardan bu yana devletler oyununun da siyasetin de güç mücadelesindeki en önemli vasıtası olmuştur. Dolayısıyla da fonlanmış medya neden bu kadar bizleri şaşırttı hâlâ anlamış değilim.
Üçüncüsü, geldiğimiz noktada iletişim vasıtaları dünyanın her zerresindedir. En ücra noktalardan dahi gizlenenleri bir cep telefonu ile ifşa etmek mümkün hâle gelmiştir. Ebu Greyb’de olan biten de, Rakka’da DEAŞ ile mücadele altında yapılan katliam da, orman yangınlarında uçak nerede diye yırtınan provokatörün tepesinde uçan helikopter de artık herkes tarafından kayıt altına alınmaktadır. Hülasa George Orwell’in 1984 romanı artık gerçek olmuştur.
Dördüncüsü; sosyal medya denilen illet üzerinden yapılan provokasyonlar öyle kerli ferli analistlerin yaptığı analizlerdeki gibi ülke düşmanlığı ile basitçe izah edilemez. Olay, 400 yıllık mücadelenin en tesirli unsuru hâline gelmiş bir saatli bombadır. Bu olayların tamamı aynen Camdridge Analytica’nın yaptığı gibi veri madenciliğini ve veri analizini stratejik iletişim ile birleştiren bir çalışmanın sonucudur. Yani her vatandaşımızın beş binden fazla verisi "Büyük Birader"in elinde.
O provokasyonları ve bundan sonra yapılacak olanları kurgulayanın elinde hemen hemen tüm ülkenin DNA kodu var dersek abartı olmaz.
Neyi severiz, neden nefret ederiz, alışveriş tercihlerimiz, parmak izlerimiz, banka hesaplarımız, yemek firmalarındaki yemek tercihlerimiz, kimler ile ne üzerine bir ilişki ağımız var, hepsi kayıt altında. Bundan dolayı eline mikrofonu alıp hüsnü niyet ile açıklamalar yapan yöneticilerin söylemleri işe yaramıyor. Çünkü bu açıklamaların tamamını kitlelere sizin kafanızdan geçtiği hâli ile ulaştırmanın kodları sizde değil.
Bu konuda yazacak ve yorumlayacak daha birçok konu var.
Ama sayfamda bana tahsis edilen alanın çoktan dışına taştım.
Kalın selamet ile...
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
620085 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yusuf-alabarda/620085.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT