BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Bosna Hersek’ten 28 Şubat günlerine

 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Bosna Hersek’e olan ziyaret görüntüleri ekranlara yansıdığında hatıralar beni 25 yıl öncesine götürdü.
1990’lı yılların hemen başında dünya Bosna Hersek’teki katliam haberleri ile çalkalanmaktaydı. Özellikle Türkiye’de Srebrenica ve Saraybosna’da gerçekleştirilen katliamlar nedeni ile her gün nümayişler ve telin mitingleri yapılmaktaydı. Bu mitinglerde on binlerce insan “Ordu Bosna’ya” sloganları atmaktaydı.
Hoş, Bosna Hersek’teki mezalimden birkaç yıl önce de Bulgaristan’ın Türklere uyguladığı asimilasyon siyasetinden mütevellit “Ordu Sofya’ya” sloganları atılmaktaydı.
Türkiye, bugün uluslararası alandaki hak ve menfaatleri doğrultusunda Libya ve Dağlık Karabağ’da ortaya koyduğu siyasi ve askerî aktivizminiimkânsızlıklarından ve zamanın şartlarından dolayı Bosna Hersek’te ortaya koyamadı. Zira 90’lı yıllar başlı başına Türkiye için kayıp yıllardı.
Lakin tüm bu yetersizliklerine rağmen, Türkiye’de o yıllarda “ne işimiz var Bosna Hersek’te” diyen bir muhalefet anlayışı henüz gelişmemişti. Deniz Baykal çatışmaların en yoğun olduğu 1993 yılında Bosna Hersek’e ulaşmış, bizzat cepheyi ve Başkomutan Alija İzzetbegoviç’i ziyaret etmişti. Bosna’da Sırp Çetniklerin saldırılarına maruz kalmış Boşnak kadınlara, masumiyetin ve iffetin bir nişanesi olarak kar beyazı baş örtüsü hediye etmişti.
Keza yine, 1994 yılında Başbakan Tansu Çiller, Pakistan Başbakanı merhum Benazir Butto ile birlikte Bosna Hersek’i ziyaret etmişlerdi. Bu ziyaret de o zaman tüm dünyada büyük ses getiren önemli bir ziyaret olmuştu.
Arkasından Alija merhumun “Baldıran zehri içercesine imzaladım” dediği Dayton Barış Anlaşması imzalandı ve o günden bu yana Bosna Hersek’te tüm nefretler sadece donduruldu.
Dayton Barış Anlaşmasının imzalanması sonrasında Türkiye Bosna Hersek’e asker gönderen ülkeler içerisinde yer aldı ve Zenica şehrine askerî bir güç göndererek UNPROFOR misyonuna destek verdi. 1996 yılında benim de bizzat içinde yer aldığım Bosna Hersek’teki askerî misyonumuz, dünyanın birçok noktasında görev yapan Mehmetçik gibi Boşnak, Sırp ya da Hırvat ayrımı gözetmeksizin bölge halkının yaralarını sardı.
Okulları, camileri, kiliseleri ve hastaneleri onardı, 23 Nisan Millî Egemenlik ve Çocuk bayramlarında anne ve babası savaşta öldürülmüş Boşnak çocuklara hediye bisiklet dağıttı, Kurban Bayramlarında yetimhanelerde kurban kesti ve âdeta taraflı tarafsız herkesin gönlünde taht kurdu. Hâlâ oradaki Türk Birliğinin o günlerden bugünlere gelene kadar Bosna Hersek’te nasıl fedakârca çalışmalar yürüttüğünün bir çalışması yeteri kadar yapılmadı.
Tüm bunlar yaşanırken, Türkiye’de 28 Şubat sürecine giden yolun taşları döşenmekteydi. Odamdaki küçük televizyonun ekranında her gün Fadime Şahin ve Müslüm Gündüz’ün maceralarını dinlerken tüm üzüntüm ile tarihe tanıklık edecek günlüğümü doldurmaktaydım.
Tam böyle bir ortamda, Bosna Hersek’teki herkesin gönlünü fethetmiş Türk Birliğinin faaliyetleri de sorgu konusu olmuş, birlik komutanı Ahmet Berberoğlu tamiratı yapılan camilere getirtilen mefruşat ile, 23 Nisan Bayramında yetim çocuklara dağıtılmak üzere şimdi bu yazıyı kaleme aldığım İhlas Holding’den bisiklet alıp dağıtmak dâhil birçok zırva niteliğindeki konular üzerinden suçlanmaktaydı.
Hatta iş o kadar ileri bir noktaya geldi çattı ki, Bosna Hersek’teki Türk Birliğine verilen Atatürk Barış Ödülü, törende olmasına rağmen ilgili birlik komutanına değil, başka bir generale takdim edildi. İsterseniz açın o günlere ait arşiv haberlerine kendiniz bakın.
Bugün millet olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Saraybosna’daki Baş Çarşı Meydanı’nda Boşnaklar ile kucaklaşmasını mutluluk içinde izliyoruz. Oysa ben eski kara günlerin hüznü içimde bu satırları kaleme almaktayım.
 
Peki tüm bu olanı biteni neden kaleme alma ihtiyacı hissettim?
 
Kahraman ordumuzun milleti ile beraber ve milletin iradesi ile birlikte hareket etmesinin önemini bir kez daha vurgulamak için. Aksi takdirde yine karakollarına terörist saldırıları yapılırken, gazetelerinde “İrtica PKK’dan daha tehlikeli” manşetleri atılan bir ülke oluruz. Dünya yeniden dizayn edilirken, oyunun dışında kalmış, enerjisini kendi içinde harcayan edilgen bir ülke olmaktan Allah bizleri muhafaza etsin.
Ordu ile milletin kucaklaşmasının en güzel görüntüleri daha iki gün evvel Ahlat’tan geldi. Sultan Alparslan’dan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e kadar geçen 1.000 yıllık süreçte ordusu ile var olmuş bir milletin fotoğrafı idi gelen görüntüler.
Milletin oyları ile seçilmiş bir Başkomutan, onunla birlikte sahayı doldurmuş on binlerce vatan evladı, bakanlar ve üniformaları içinde milletine hâkim değil, hadim olmuş kahraman bir erkânıharp.
Siyasetten münezzeh kılınmış, siyasi irade ile birlikte hareket eden bir ordunun, bugün başta vatan toprakları olmak üzere tüm coğrafyamızda nasıl kahramanca mücadeleler verdiğini dudaklarımızdan onlara dökülen dualar ile birlikte şahidi olmaktayız. İnşallah bu şahitliğimiz her geçen gün daha da artarak devam edecek.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
620381 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yusuf-alabarda/620381.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT