Kaydet
a- | +A

Hazret-i Alî radıyallahü anh halîfeliği zamanında zırhını kaybetmiş, çok aradıysa da bulamamıştı. Bir gün Kûfe'de iken o zırhı bir Yahûdî'nin elinde gördü.

Yanına gitti.

Kendisine;

"Bu zırh benimdir, böyleyken sende nasıl oluyor?" buyurdu. Yahûdî ise; "Hayır, bu benim zırhım" dedi.

Hazret-i Alî;

"Benimdir" dedi.

O yine diretince; "Gel öyleyse kadıya gidelim" buyurdu. Ve birlikte Kâdı Şüreyh'e gittiler.

Kâdı suâl etti:

"Mesele nedir?"

Hazret-i Alî; "Bu kişinin elindeki zırh benimdir" dedi. Kadı Şüreyh Yahûdî'ye döndü:

"Sen ne diyorsun?"

Yahûdî cevâbında;

"Hayır, bu zırh benimdir, şimdi de benim elimdedir" dedi. Kadı, hazret-i Alî'ye sordu:

"Şâhidin var mı?"

Hazret-i Alî;

"Âzâdlı kölem Kanber ve oğlum Hasan, o zırhın benim olduğuna şâhiddirler" buyurdu.

Ama kabul görmedi.

Zîra kadı Şüreyh;

"Oğulun babaya şâhitliği câiz değildir, başka şâhit göster" dedi. Yahûdî bu konuşmaları dinledi.

Çok duygulandı.

Sesi titreyerek;

"Efendiler! Mü'minlerin emîri, beni kendi hâkimine götürdü. Ama görüyorum ki, kendi hâkimi kendisinin aleyhine hüküm veriyor. Böyle bir adâleti ancak hak dîne inananlar yapabilir" dedi.

Şehâdet getirdi.

Müslümân oldu.

Sonra da; "Ey mü'minlerin emîri! Bu zırh senindir. Zîrâ senin devenden düşmüştü de ben almıştım" dedi.

> www.gonulsultanlari.com Tel: (0 212) 454 38 10 www.siirlerlemenkibeler.com