Kaydet
a- | +A

Mısır evliyasının büyüklerinden Ebül Hasan Kûsî hazretleri, bir gün sevdiklerinden birine yolda rastlayıp buyurdu ki: - Eee yolculuk zamanı yaklaştı artık. Adam pek bir şey anlamadı. - Ne yolculuğu hocam? - Ahiret yolculuğu.

- Aman hocam durun hele, daha genç sayılırız. Lakin mübarek ciddiydi.

- Ecel genç ihtiyar tanıyor mu kardeşim? - Tanımıyor elbet. - Öyleyse? - Haklısınız hocam. Hazırlanmamız lazım.

"Vasiyetini yap, bekle!" Şöyle devam etti: - Bir haftaya kadar bu hazırlığı bitir. Eş dostla helallaş. Vasiyetini yapıp ölümü bekle!

Adamcağız; - Başüstüne, deyip doğruca evine gitti. Vasiyetini yapıp eş dostla helallaştı. Ve o gün hastalandı hakikaten. Ve bir hafta sonra çıktı o yolculuğa. Ahiret yolculuğuna.

***

Bir gün de, bazı sevdikleriyle sohbet ediyordu ki, - Elhamdülillah, çok şanslıyız, çok bahtiyarız, buyurdu. - Neden? diye sordular. Buyurdu ki: - Çünkü hakiki İslâm âlimlerini tanıdık ve sevdik onları. Onların kitaplarını okuyor, nasihatlerini dinliyoruz.

- Evet hocam, elhamdülillah. - Ya tanımasaydık, ya bilmeseydik! Ya başka bir gemiye binseydik! Hâlimiz ne olurdu?

- Biz hangi gemideyiz hocam? - Ehl-i sünnet gemisinde.

"Kaptanımız kim?" Şöyle devam etti: - Acemi kaptan kaza yapar. Ama bizim kaptanımız çok sağlam üstelik.

- Kaptanımız kim hocam? - İmam-ı azam hazretleri.

*** Bir gün de sevdiklerine buyurdu ki: - Kardeşlerim, ahirette "Nasıl yaptığımız" değil, "Niçin yaptığımız" sorulacak. - Yani ne niyetle yaptığımız mı? - Evet. Bir işi niçin yapıyoruz? Ona bakalım önce. İnsanlar için mi? Allah için mi? - İnsanlar için yaptıysak? - İşimiz insanlara bırakılır.

- Ya Allah içinse? - İşte o zaman kurtuluruz ahirette.