Kaydet
a- | +A

Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerini sevenlerden ilim ehli biri, bazı talebesiyle bir yere gidiyordu.

Derken siyah bir yılan gördü önünde.

Bastonuyla vurup öldürdü.

O anda âlimin etrafını siyah bir duman sardı. Sonra açıldıysa da, talebeler hocalarını göremeyip, merak ettiler.

Bir saat sonra tekrar geldiğinde;

- Merak ettik hocam, ne oldu? dediler.

Hocaları şöyle anlattı:

Öldürdüğüm o yılan, Cinmiş.

Cinler beni tutup, denizin dibine indirdiler.

Orada padişahları varmış.

Onun huzuruna çıkardılar.

Yerde, kanlar içinde bir ölü yatıyordu ki, cinler padişahının oğluymuş meğer.

Padişah, bana hiddetle bakarak;

- Bu gencin suçu neydi ki onu öldürdün? diye kükredi.

- Hayır, onu ben öldürmedim, dedim.

Adamları;

- O öldürdü. Bakın, bastonu da kanlı, dediler.

- Hayır, dedim. Ben bir yılan öldürdüm. Bu kan da onun kanıdır.

Cinler padişahı;

- Öldürdüğün o yılan, benim oğlumdur. Cezanı çekmek için sen de öleceksin, dedi.

Ve kadıya dönerek;

- Suçunu ikrar etti. Sen de bunun ölümüne karar ver! dedi.

Kadı karar verdi.

Müftüleri onayladı.

Öldürülmem an meselesiydi ki, o anda içimden "Yetiş yâ Gavs-ı âzam!" diye yalvardım.

Padişah, kılıcını tam boynuma indirecekti ki, nurlu bir zât içeri girdi ve;

- Dur! Onu öldürme! dedi.

- Neden?

- Bu kişi, Gavs-ül âzam'ın yakınıdır.

Padişah, "Gavs-ül âzam" ismini duyunca, kılıcını yere atıp;

- Niçin kendini tanıtmadın? dedi.

Ve serbest bıraktı beni.

www.gonulsultanlari.com Tel: (0 212) 454 38 10 www.siirlerlemenkibeler.com