Kaydet
a- | +A

Kadıköy müftülüğünde çalıştığım yıllarda cumartesi günleri yarım mesâi vardı.

Bir cumartesi mesâi bitti.

Tam çıkıyorduk kapıdan.

Ahmet Mekkî Efendi, bana;

"Gel, eczacı Fâtih Beyin annesini ziyârete gidelim. Zavallının beyi vefât etti, iki oğlundan Metin İngiltere'de, Fâtih de askerde, gidip duâsını alalım" buyurdu.

Meğer Fâtih beyin babasını çok severmiş.

Ve ailece görüşürlermiş.

O gün birlikte Fâtih'te Müstakimzâde Sokağındaki evlerine gittik.

İçeri girip oturduk.

Hâl hatır sorup gönlünü aldı.

Câliyet-ül ekdâr kitâbını çıkardı.

Salevât-ı şerîfeler okudu ona.

Okuyan ferahlarmış.

Fâtih beyin rahmetli annesi, kapı dibinde diz çöküp dinledi.

Sonra ayrıldık.

Rahmetli teyze, o günkü ziyâretimizi hiç unutamadığını zaman zaman söylerdi bana.

İşte "vefâkârlık" bu olsa gerek.

***

Bir gün kendisine;

"Sâdık kul kimdir?" dediler.

Cevâbında;

"Sâdık kul, Allahü teâlâdan başka her şeyi kalbinden çıkaran ve Onun kaderine rızâ gösteren kişidir" buyurdu.

"Muhlis kimdir?" dediler.

Cevâben;

"Muhlis, Allahü teâlâyı seven ve Peygamber Efendimizin emirlerine uyan kimsedir" buyurdu.

ÖNE ÇIKANLAR