Yine konuları genel bir çerçevede ele almak istiyorum. Çünkü içinde bulunduğumuz dönemde dünya yeniden şekilleniyor. Savaşların, krizlerin ve jeopolitik hesaplaşmaların arkasındaki temel dinamik de bu küresel dönüşüm sürecidir. Böylesi bir dönemde Türkiye’nin iç dengelerini, siyaset yapma biçimini ve merkeze koyması gereken millî duruşu daha kapsamlı biçimde konuşmak zorundayız.
Yaşanan hesaplaşma yalnızca küresel düzeyde değildir. Geçmiş yazılarımda bu konuya değinmiştim. Ancak artık bu meseleleri daha kapsamlı biçimde masaya yatırmamız gerektiği açıktır...
Türkiye’nin iç siyasetini, siyasetçilerini, siyasi partilerini ve ortaya koydukları hedefleri yeniden tartışmak zorundayız. Çünkü dünyanın yeni bir doktrinel dönüşüm sürecine tabi tutulduğu ortadadır. Böyle bir dönemde devletlerin, ülkelerin ve toplumların şu soruyu kendilerine sorması gerekir: “Bu değişime hazır mıyız?”
Dahası bu soruyu sormakla kalmayıp verilecek cevapları ve teklifleri de konuşmalıyız.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Türkiye Cumhuriyeti devlet aklının son yıllarda izlediği yöntemler aslında bize gidişatın yönünü göstermektedir. Dünya değişirken Türkiye de ülke olarak, siyaset anlayışı olarak ve hedefleri bakımından kendisini yeni döneme uyarlamak durumundadır.
Kızılelma ufku ve ülküsü...
Bu noktada üzerinde durulması gereken önemli kavramlardan biri de "Kızılelma"dır.
Geçmişte ecdadımız bir hedef, bir ülkü ve bir ufuk belirlediğinde bunu “Kızılelma” olarak tanımlıyordu.
Peki bugün çocuklarımıza 'Kızılelma’nın ne olduğu okullarda ne zaman anlatılacak? Zira anlatılmalıdır.
Yeni Türkiye’nin ve yeni dünyanın şartlarına göre hazırlanacak nesiller yetiştirmek istiyorsak, onların kökleriyle daha güçlü bağlar kurmasını sağlamalıyız. Geleceğin dünyasında ayakta kalabilmek için millî hafızasına sadık nesillere ihtiyaç vardır.
Bunu düşünürken, bu ortamı oluşturacak siyaset aklını da güçlendirmek zorundayız. Belki biraz felsefi konuşuyor olabilirim; ancak sağlam bir üstyapı kurabilmek için önce fikri ve zihinsel altyapıyı inşa etmek gerekir.
“Siyaset ve millî duruş” başlığını açmamın sebebi de budur. Kızılelma ufku ve ülküsü olmayan bir siyasetin, Türkiye’yi yeni dünyanın şartlarına hazırlayabilmesi mümkün müdür?
Çocuklara ve gelecek nesillere yeni Türkiye’yi anlatabilmek için önce onların millî bilinçle yetişmesi gerekir. Türkiye yeni dünya sistemine hazırlanıyor; üstelik bu kez masanın kenarında değil, güçlü ve etkili bir taraf olarak.
Peki siyaseti belirleyen herkes bunun farkında mı?
Parlamentodaki bütün partiler ve mensupları bu dönüşümün bilincinde mi?
Muhalif partiler içerisinde gördüğümüz birçok örnek, bu bilincin yeterince oluşmadığını gösteriyor.
Detaylara girmeyeceğim. Ancak gördüğüm gerçek şudur: Türkiye öncelikle kendi iç dengesini kurmak ve sağlamlaştırmak zorundadır. Bu denge hayati önemdedir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ve ortaya koyduğu stratejiyi doğru şekilde idrak etmek gerekir. Erdoğan’ın yaptığı bazı hamleleri ancak siyaset üstü bir bakış açısına sahip olanlar anlayabilir. Günlük siyasi tartışmaların ötesine geçebilenler, iç siyasete malzeme aramayanlar bu büyük resmi görebilmektedir.
Türkiye, kendi içinde küresel aktörlere hizmet eden zihniyetlerin siyaseti belirlemesine izin vermemelidir. Bunun özgürlüklerle ilgisi yoktur. Mesele, Türkiye’nin küresel aktörlerin bulunduğu lige yükselip yükselemeyeceğidir.
Siyasi partiler 'kendi Kızılelmalarını' belirlemez, bu bilinci siyasetin merkezine yerleştirmezse yeni Türkiye doktrinine nasıl uyum sağlayacaklardır?
Bugün yaşanan fikrî çatışmaların temel sebeplerinden biri de budur.
Kızılelma ruhuna sahip olmayanlarla, hayatını ve hedeflerini bu ülkü üzerine kuranlar arasındaki anlamsız mücadeleler Türkiye’ye yalnızca zaman kaybettirir. Bu nedenle siyaset ve millî duruş birlikte değerlendirilmelidir. Bu anlayışı benimseyenlere alan açılmalı, destek verilmelidir. Siyasete nitelikli, ufku olan ve kendi Kızılelma'sı bulunan insanlar girmelidir.
Türkiye’nin ihtiyacı nedir?..
Yeni çağ, bizden vizyon sahibi insanları talep ediyor.
Millî hafızaya sahip olmak, yeni küresel ve teknolojik gelişmeleri doğru okumak, yeni fikirler üretme ve geliştirme kabiliyeti göstermek; bütün bunları hayata geçirecek cesaret ile iradeye sahip olmak artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Türkiye’nin ihtiyacı; millî duruşunu koruyan, devlet aklıyla hareket eden, uzun vadeli hedefler belirleyebilen sağlam bir siyaset anlayışı ve siyasetçi kadrosudur.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uzun yıllardır ısrarla vurguladığı temel mesele de özünde budur.

