Kaydet
a- | +A

Şam’da dünyâya gelen Ebû Bekr-i Sûsî hazretlerinin kabr-i şerîfi de bu şehirdedir.

Bir gün talebesiyle sohbet ediyordu.

Bir ara dergâhtan içeri bir genç girdi.

Elbisesi kir pas içindeydi.

Üstelik de “sarhoş”tu.

Ayakta duramıyordu.

Talebeler tiksindiler ondan.

O genç, nihâyet bir kenara yığılıp kaldı!

Büyük velî, derse ara verip “Evlâtlarım! Onu böyle görünce hakkında kötü düşünmeyin! O da sizin gibi Allah’ın bir kuludur” buyurdu.

Ve ekledi:

“Hâlis tövbe ederse sizden yakın olur Allah’a. Belki de o, bu yola sizden daha ehil ve lâyıktır.”

Başını önüne eğdi.

Biraz tefekkür etti...

Sonra başını kaldırıp;

“Gün gelir, bu genç benim bu yerimde insanlara nasîhat eder. Haydi, şimdi onu incitmeden götürüp yatırın bir yatağa!” dedi.

Talebeler;

“Başüstüne” dediler.

Emri yerine getirdiler.

Az sonra genç kendine geldi.

Etrâfına bakıp sordu merakla:

“Ben neredeyim?”

“Burası bir dergâh.”

“Kim getirdi beni buraya?”

“Hocamızın emriyle biz getirdik.”

“Hocanız kim sizin?”

“Ebû Bekr-i Sûsî hazretleri.”

Genç bu ismi duyunca birden toparlanıp edeple diz çöktü...

Kalbi değişti birden...

Bütün kötü fiillerine ‘pişmânlık’ duydu.

Ve bu büyük zâta talebe oldu...

Abdüllatif Uyan'ın önceki yazıları...