Halis mü''min... Bu zât buyuruyor ki; (Kurtuluşu kişinin, Yapmasına bağlıdır, her şeyi "Allah için" Hiç tasvip edilmeyen bâzı insanlar vardır, O da, "Kullara göre" şekillenen insandır. Hep insanlara göre tavır alır o kişi, Lâkin Cenab-ı Allah hiç beğenmez bu işi. Çünkü hâlis müslüman, her yerde müslümandır, Eğer değişiyorsa, onun dîni noksandır. "Altın" hiç değişir mi, olsa da hangi elde? Altın, yine altındır, kâfir ve mü''minde de. "Hava" ve "Su" ne ise, müslüman işte odur, Onun yanında olan, bulur rahat ve huzur. Çünki o, âhirete döndürmüştür yüzünü, Onu gören, unutur dert ve üzüntüsünü. Mü''minler Allah için bir araya gelseler, Buna, melekler dahî imrenir, gıpta eder. Bu gibi müslümanlar, mezardan kalktığında, Gölgeleneceklerdir, Arş-ı âlâ altında. Kim nefsine değil de, İslâma uysa şâyet, Ebediyyen Cennete kavuşur en nihayet. Her kim de gider ise, hep nefsinin peşinde, Yanar o da mâzallah Cehennem ateşinde.) Bir gün de buyurdu ki; (İçimizde bir "Nefis", Var ki, bize dost değil, bir düşmandır bilâkis. Ve hattâ Allah ile, bir insan arasında, Tek perde, o kimsenin nefsidir esasında Yâni kendi nefsini beğenip sevmesidir, Ve Rabbini bırakıp, kula güvenmesidir. Halbuki Rabbimizin sevgisine kavuşmak, Arzusu olmalıdır kalbinde kulun ancak. Aile efradına karşı da bir müslüman, Tatlı dil, güler yüzlü olmalıdır her zaman. Onların haklarını yerine getirecek, Kadar, aralarında olmak da mühimdir pek. Ve lâkin bu bağlılık, o insanı Rabbinden, Yüz çevirecek kadar olmamalı katiyyen. Yine İslâmiyyetten soracak bir şey olsa, Fâsık din adamına sormamalı bilhassa. Hakiki din adamı o yerde yoksa eğer, Onların kitabından öğrenmeli bu sefer. Neşeli zamanlarda, kapılıp sevincine, Aslâ çıkmamalıdır, İslâmın haricine. Sıkıntılı anda da, yine hâlis müslüman, Ümit kesmemelidir, Rabbinden hiçbir zaman. "Her güçlüğün yanında, kolaylık vardır" diye, Bilip güvenmelidir ihsân-ı ilâhiye. Mü''min, her hâlükârda korkmalıdır Allah''tan, Ve çok sakınmalıdır her haram ve günahtan.)

