Eshab-ı kiramdan Ukayl bin Ebi Talip "radıyallahü anh" ile, Resulullah Efendimiz aleyhissalatü vesselam, birlikte sefere çıkmışlardı bir gün.
Bir müddet sonra mola verdiler.
O esnada karşıdan bir devenin koşarak kendilerine doğru geldiğini gördüler.
Hayvan can havliyle gelip, Efendimizin önünde diz çöktü ve dile gelip; - İmdat yâ Resulallah! beni kurtar! dedi. Ardından bir köylü geldi telâşla.
Elinde bıçak vardı üstelik.
Efendimiz aleyhisselam sordu: - Ne istersin bu biçare deveden? - Yâ Resulallah! Bu, bana itaat etmiyor. Asi oluyor. Keseyim de kurtulayım dedim, kaçtı elimden. Deve konuştu bu defa: - Yâ Resulallah! İzin verirsen ben arz edeyim, dedi. Ve şöyle anlattı. Yâ Resulallah! Bu kabile insanları, yatsı namazlarını kılmıyorlar. Halbuki sen; "Yatsıyı kılmayanlara azab iner" buyurdun. Ben de bunların arasındayım. "O azab bana da gelir" diye korktum ve kaçtım o kabileden. Efendimiz köylüye döndüler: - Doğru mu söylüyor? Köylü boyun büküp; - Evet yâ Resulallah, dedi.
Ve ekledi: - Ama söz veriyorum, bundan sonra yatsı namazlarını hiç terk etmeyeceğim. Bunun üzerine deve; - Tamam! Madem öyle, ben de ona artık isyan etmeyeceğim, dedi.
DAL PARÇASI FENER OLDU Bir gün de Efendimiz "aleyhissalatü vesselâm", yatsı namazını kıldılar bir sahabi ile.
O kişinin evi uzaktı. hava ise kapalı ve karanlıktı.
Ona, bir hurma dalı verip; - Bu, senin yolunu aydınlatır, buyurdular. O sahabi o dalı alıp, düştü yola.
Eve gidinceye kadar o dal "fener" gibi aydınlattı yolunu.
www.gonulsultanlari.com Tel: (0 212) 454 38 10 www.siirlerlemenkibeler.com

