Kaydet
a- | +A

Mısır''da yetişen velilerden Ebül Abbas-ı Mürsî hazretlerine bir gün biri geldi. Elinde de bir sepet "Elma" vardı adamın. Aklı sıra imtihan edecekti bu Allah dostunu. Önceden elmalardan birine işaret koyup, "Gerçekten evliya ise, o işaretli elmayı bana versin" diye düşündü.

Ve içeri girip arzetti: - Efendim, bu elmalar kendi bahçemizindir. Lütfen kabul buyurun.

Mübarek aldı sepeti. Eliyle karıştırıp, o "işaretli elma"yı buldu ve ona verdi. Diğer elmaları da dağıttı orada bulunanlara.

Adam mahcup olmuştu tabii. Utandı yaptığına.

"Keramet aranmaz!" Büyük velî buyurdu ki: - Kardeşlerim, bir kimse Resulullahın bildirdiği hak yolda ise, onda başka keramet aranmaz.

Sonra döndü o kimseye; - Anladın mı kardeşim? Adam zaten pişman olmuştu yaptığına. Elini öpüp, talebesi olmakla şereflendi.

*** Bir gün, cemaatten biri; - Hocam zikir nedir? diye sordu bu zata. Buyurdu ki: - Zikir, Allahü tealayı anmak, yani hatırlamaktır. - Bir misal verseniz hocam. - Hayhay... Bir iki kişi, bir yerde oturur, Allah''tan ve Peygamberden bahsederlerse, zikr etmiş olurlar.

- Öyle mi hocam? - Evet. Bir ilmihal kitabı açıp okumak da zikirdir mesela.

"Melekler dua eder" Şöyle devam etti: - Melekler, böyle meclisleri bulunca hemen oraya üşüşür, onları kanatlarıyla sarar, onlar için dua ederler.

*** Bir gün de, bazı gençler; - Hocam, bir mümine en önce lazım olan şey nedir? diye sordular. Buyurdu ki: - En mühim şey, itikadını ehli sünnet âlimlerinin bildirdiği şekilde düzeltmektir. - Bundan sonra hocam? - Bundan sonra ibadete sıra gelir ki, en mühim ibadet, beş vakit namazdır. Namaz, dinin direğidir.