Hindistan''da yetişen büyük velilerden Ebu Said-i Farukî hazretleri, birkaç talebesini alıp kabristana gitti bir gün. Ve lâlettayin bir kabir başında durdu. Bir kadına aitti bu mezar. Bir müddet sessiz durduktan sonra buyurdu ki: - Burada yatan bir kadındır ve şu anda kabir azabı çekiyor. - Öyle mi, ne günahı vardı acaba? - Kabir azabı, üç günah için yapılır çocuklar. - Onlar nedir hocam? - Biri, koğuculuk. - Yani Müslümanlar arasında söz taşımak mı? - Evet. - İkincisi hocam?
Üzerine idrar sıçratmak! - İkincisi helada üzerine idrar sıçratmak.
- Ya üçüncüsü? - Beş vakit namazını muntazam kılmamaktır.
*** Bir gün de sohbetinde sordu sevdiklerine: - Kardeşlerim, insan, yaptığı her bir işi, ya "Allah için" yapar, ya da "Nefsi için", öyle değil mi? - Evet hocam. - Allah için yaparsa, çok iyi, mübarek olsun.
- Ya nefsi için yaparsa? - İşte o felakettir.
- Neden? - Çünkü ahirette hiçbir faydasını göremez o amellerinin. - İyi işler olsa da mı? - Tabii. - Hiç mi faydasını göremez. - Evet. O ihlassız amelleri bir paçavra gibi çarpılır suratına. Ayrıca... - Ayrıca ne?
"Ecrini onlardan iste!" - "Sen bu amelleri kim için yaptınsa, karşılığını da git onlardan iste" denir o kimseye.
*** Bir gün de sohbetinde buyurdu ki: - Kardeşlerim, bu dünyada İslamiyete uymak, aynen Sırat köprüsünden geçmeye benzer.
- Nasıl? diye sordular. Buyurdu ki: - Yani İslâmiyete uymakta sıkı ve titiz davranıp kılı kırk yaranlara, Sırat köprüsü o nisbette geniş ve rahat olacaktır.
- Aksi davrananlara? - İslâma uymakta gevşek, rahat ve geniş davrananlar içinse, o nisbette ince, dar ve sıkıntılı olacaktır.
E-mail: abdullatif.uyan@tg.com.tr Tel: (0 212) 454 38 10 Fax: (0 212) 454 38 29

