Balıkesir toprağını nurlandıran "Tekir Dede"nin talebesinden birinin gözleri ağrımıştı bir gün. Bu yüzden o gün dersini yapamadı. Ve gece yatarken dua etti: - Yâ Rabbî! Hocamın hürmetine şifa ver bana. Kurtar beni bu göz ağrısından.
O gece hocasını gördü rüyada. Tekir Dede, mübarek elini gencin gözlerine sürüp, - Yâ Rabbî! Şifa ver bunun gözlerine! diye dua etti. Sonra teselli etti onu: - Üzülme evladım, inşallah kurtulursun bu ağrıdan.
Delikanlı sabah uyandığında, göz ağrısından eser kalmamıştı. Sevinçle Koştu dergaha. Bunu müjdeleyecekti hocasına.
Gözünün ağrısı geçti mi? Tekir Dede onu görür görmez, - Gözlerinin ağrısı geçti mi? diye sordu gence. Delikanlı, - Evet hocam, dedi. Sayenizde kurtuldum ağrıdan. Buyurdu ki: - Hayır evladım, benden değil. - Ama hocam bu gece rüyada... Mübarek susturdu hemen. - Kula gelen her iyilik, Allahü teâlânın ihsanı ile değil midir oğlum? - Tabii ki hocam, herşey Allahtan. - Şifayı veren kim? - Elbette Alahü teala. - Öyleyse bana değil, Allahü tealaya şükretmen lazım, öyle değil mi? Delikanlı anlamıştı işin hakikatini.
- Evet hocam, Rabbime şükretmem lazım.
Ve sordu hemen: - Ona nasıl şükredilir hocam? Buyurdu ki: - Şükretmek, islâmiyete uymakla olur evladım.
Asıl servet nedir? Bir gün de bazı sevdikleriyle sohbet ediyordu ki, -İnsanın esas malı nedir, biliyor musunuz? diye sordu. - Bilmiyoruz, dediler. Buyurdu ki: - Asıl malımız, hakiki servetimiz, ölürken ahirete götürebildiğimizdir. Dinleyenler, - O nedir ki? diye sordular. Buyurdu ki: - Salih amel''dir. İnsan, ancak amelini götürebilir ahirete. Kazandığı malı mülkü serveti dünyada kalır hep.
Şöyle bitirdi: - "Kundak bezi"yle geldik dünyaya, "Kefen bezi"yle gideceğiz.

