Kaydet
a- | +A

Evliyânın büyüklerinden Ârif-i Rîvegerî hazretleri, 606 (m. 1209) senesinde Rîvgir’de vefât etti. Kabri de oradadır. O yörede Abdülhâlık-ı Goncdüvânî adındaki büyük velî, çarşıdan öteberi almış, evine dönüyordu ki, genç Ârif gördü onu.

Edeple yaklaşıp;

“Efendim, izin verirseniz yardım edeyim” dedi.

Kabul edip, elinde olanları verdi ona.

Eve gelince;

“Sağol evlât! Bir saat sonra gelirsen birlikte yemek yeriz” buyurdu.

“Peki efendim” deyip ayrıldı.

Bir saat sonra geldi tekrar.

Yemek yiyip sohbet ettiler.

Sohbetten öyle tat aldı ki, o günden sonra gitmedi artık medreseye.

Çünkü aradığını bulmuştu.

Ama medrese hocaları kızıyorlardı ona.

Hattâ bir tânesi hiddetle;

“Çabuk mektebine dön!” dedi.

Fakat kendisi bir gün evvel bir “günah” işlemiş, tövbe de etmemişti.

Genç Ârif, ona;

“Efendim, siz benimle uğraşacağınıza, oturup dünkü günâhınıza tövbe edin” deyiverdi.

O bunu işitince şaşırdı!

Utandı, mahcup oldu!

İyi de, nereden biliyordu günah işlediğini?

Merak edip araştırdı.

Ve bu kerâmetin, ona nereden geldiğini anlayıp koştu o kapıya. Abdülhâlık-ı Goncdüvânî hazretlerinin yanında tövbe edip “talebesi” olmakla şereflendi...

ÖNE ÇIKANLAR