Kaydet
a- | +A

İsmini hatırlayamadığım bir medya büyüğü "Gazeteci, birileri tarafından kullanılan kişidir. İyi gazeteci ise, kendisini kimin kullandığını, neden kullandığını bilebilendir" demişti. İlk nazarda biraz itici de gelse, teşhisin yanlış olmadığını biliriz. Zaten başka türlü habere ulaşmak mümkün değildir. Becerebilirse, mazlum gazeteciyi kullanır. Uğradığı haksızlığı duyurmaya çalışır. Politikacı kullanır, politikasını, fikirlerini duyurmaya çalışır. Menfaati bozulan kişi kullanır, ortadaki yolsuzluğun bilinmesini sağlar. İktidarlar kullanır icraatını duyurmaya çalışır. Zalim kullanır zulmünü örtmeye çalışır. Maalesef bazen de gazeteci kendi kendini kullanır. Bu kadar girişi neden yaptık. Şundan. Son günlerde MİT tarafından kullanılan gazeteci var, yok tartışması iyice alevlendi de onun için. Tartışmaların başlangıcına, şimdilerde Amerika''da bulunan ve çağın haberleşme aygıtı İnternet vasıtası ile Türk kamuoyuna da ulaşma imkanı bulan bir eski MİT elemanı Mehmet Eymür yolaçtı. Eymür, internetteki sitesinde, hali hazırdaki medya kuruluşlarında görev yapan bazı gazetecilerin MİT''in maaşlı elemanı olduğunu ileri sürmüş, hatta çok tanınan bir köşe yazarını da ismen afişe etmişti. Hatırlayacağınız gibi, biz de geçtiğimiz haftalardan birinde keyfiyeti, tabii afişe edilen ismi sansürleyerek sizlere de intikal ettirmiştik. Özellikle medya kamuoyu, ismen afişe edilen arkadaşımızın ağzına bakar, bir yalanlama ya da bir savunma beklerken, farklı adreslerden yeni iddialar gelmeye başladı.

Aslında iddialar yeni değil Aslında, bazı gazetecilerin ajan olarak kullanıldığı iddiası bu kadar da yeni değil. Yıllardan beri zaman zaman bu kabil iddialar ortaya atılır. Ama mesele fazla dallanıp budaklanmadan, fazla gürültü koparmadan unutulur giderdi. Hatırlanacağı gibi, geçen yılın son günlerinde de Mehmet Ali Kışlalı, kimi gazetecileri bazı çevrelerin ajanı olmakla itham etmiş ve "Yazdıklarına baktıkça ve yazılanların kime hizmet ettiğini düşündükçe, başkaca bir izah bulamıyorum" demiş ve tabii bu dedikleri de unutulup gitmişti. Bu bakımdan, Eymür''ün internetteki iddiaları da unutulup gidecek derken, Fehmi Koru, Yeni Şafak''ta Taha Kıvanç maslahı ile yazdığı kulis köşesinde olayı unutulmaya bırakmayıp deşelemeyi sürdürünce, tartışmaların arkası da geldi. Aslında, normal olarak kimse, bazı gazetecilerin MİT ile sıcak ilişkiler kurmasını yadırgamıyordu. Zira bu güne kadar pek çok olay ve haber bu yakın ilişkiler sayesinde ortaya çıkarılmış, kamuya maledilmişti. Ama, bu işin haberci-haberkaynağı ilişkisinin ötesine taşıp bir nevi kadrolu ajanlık boyutuna ulaşmış olabileceğine de doğrusu pek ihtimal verilmiyordu. Derken konu bazı köşe yazarları tarafından da kurcalanmaya başlayıp, iddialar bir anlamda ayyuka çıkınca, ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti de yazılı olarak teşkilata başvurup "Hele bu işin aslı nedir" diye sordu MİT müsteşarlığı bir açıklama yapmak zorunda kaldı ve "Teşkilatın hiçbir gazeteciyi kullanmadığı"nı ileri sürdü. Normal olarak, iddiaların bu şekilde resmi bir ağızla yalanlanmasının tartışmaları bitirmesi gerekirdi. Oysa bu defa tam tersi oldu. Yeni iddialar ortaya atılmaya ve resmi açıklama da yalanlanmaya başladı. Mesleğimizin duayenlerinden, Gazeteciler Cemiyeti eski başkanlarından Dünya Gazetesi sahibi Nezih Demirkent''in Salı Yazıları''ndaki iddiaları ve onunla yapılan bir söyleşi ise, iddia sahibinin ağırlığı bakımından daha da etkili olacaktı. Yeni Binyıl Gazetesi tarafından gerçekleştirilen söyleşide, Demirkent, medyadaki MİT ajanları iddiasının sadece bir iddia olmadığını ve gerçekleri yansıttığı belirtiyor ve bazı isimler de veriyordu

MİT''in kurdurduğu ajans! Buna göre, yurtdışında da faaliyet gösteren bir haber ajansımız MİT tarafından kurulup, desteklenmişti. Yine Demirkent''e atfen bindokuzyüz yetmişlerde yurt dışında görev yapan bir muhabirin, o tarihlerde çok önemli bir devlet olayına karıştığı ve bugün hâlâ serbest gazeteci olarak mesleğine devam ettiği ileri sürülüyordu. Sonraki gün, hem Nezih Demirkent hem de onun ağzından MİT''le ilişki kurmakla suçlanan SİPA PRESS Ajansının sahibi Gökşin Sipahioğlu Yeni Binyıl''daki iddiaları yalanladılar. Demirkent, Salı Yazıları''nda, ki haftada bir gün yayınlanan ve daha çok meslek insanlarına hitap eden köşesinde, yana yakıla kendisi ile yapılan söyleşinin nasıl çarpıtılarak yayınlandığını ve düzeltme girişimlerinin nasıl önlendiğini anlatıyordu. Demirkent, hem söylemediği şeylerin söylenmiş gibi yazılmasından, bir haber kaynağı olarak üzüntü duyuyor, hem kendi adı kullanılarak suçlanan bir meslektaşı için üzülüyor, hem de bir medya duayeni olarak, meslektaşlarının, gazetecilik etik ve tekniğine böylesi ters bir habercilik yapmalarının ıstırabını dile getiriyordu. Gazete tarafından, Demirkent''e maledilen iddialarla suçlanan Gökşin Sipahioğlu da son derece şaşkın ve üzüntülüydü açıklamasında. O da, hem kendisi ile ilgili asılsız yakıştırmadan, hem de böyle bir iddaya sahip çıkan Yenibinyıl''cıların, bir gazeteci titizliği ile neden kendisine de bir soru sormadan böyle bir yayın yapmalarındaki garabeti anlamaya çalışıyordu.

Bana da teklif ettiler! Bu şok açıklamanın ardından Hürriyet Gazetesi yazarlarından Tufan Türenç "Evet bana da MİT ajanlığı teklif ettiler" diyerek bir yazı yazdı ve mesleğe girdiği ilk günlerde, bir MİT''çi albay tarafından kendisine yapılan "Birlikte çalışalım" teklifini nasıl geri çevirdiğini anlattı.Türenç "MİT bilgi almak için herkese kanca atar" diyordu.

Derken ertesi gün de, Akşam Gazetesi''nden Şakir Süter, geçmişin ünlü polis muhabirlerinden merhum Ali Karakurt''un adını afişe ederek, Karakurt vasıtası ile kendisine de MİT ajanlığı teklif edildiğini ama bunu kabul etmediğini ileri sürdü. Cumhuriyet gazetesi ise, olaya haber boyutunda girerek, bir zamanlar Asil Nadir''in Güneş Gazetesinde spor muhabiri olarak işe başladıktan sonra idareciliğe kadar yükselen bir gazetecinin MİT ile ilişkisini sorguluyordu. Haberde Canip Giriftinoğlu adlı gazetecinin MİT''in isteği üzerine Özbekistan''a gittiği ama burada kendi çıkarları için teşkilatı kullanınca gözden düştüğü ileri sürülüyor ve Giriftinoğlu''nun ilişkileri, zamanın bazı ünlü babaları ile polis şefleri ile de irtibatlandırılıyordu. Bu iddialara da ertesi günü suçlanan gazeteci değil, bu suçlamalara adı karıştırılan Turgay Ciner itiraz edecekti. Ciner de adının söz konusu gazeteci ile birlikte Mehmet Ağar''ın gizli ortağı olduğu ileri sürülen bir örgütlenmeye karıştırılmasından rahatsızdı.

Yılmaz''ın listesinde kimler vardı? Radikal yazarı İsmet Berkan ise tartışmalara, 1991 yılında zamanın başbakanı Mesut Yılmaz''ın, büyük bir gazetenin genel yayın müdürü ile bir yazarına, basında çalışan MİT''çilerin listesini gösterdiğini ileri sürerek, yeni bir ivme kazandırıyordu. Tabii ki Berkan her hangi bir isim vermemişti. Fehmi Koru işin peşini bırakacak gibi değil. Önceki gün de, Çetin Yetkin''in "Vatan Sağolsun" adlı kitabından yaptığı bir alıntı ile ve bir başka gazeteci Seyfettin Turhan''ın da tanıklığını da işin içine katarak, medya dünyasının ilginç isimlerinden Bedir Seferoğlu''nun da teşkilatla ilgisi olduğu iddiasına yer verdi. Polisle ve askerle içli dışlılığı bilinen bu arkadaşımızın ciddi ciddi bir ajan olamayacağını bilsek de bu furyada daha pek çok tanınmış ismin bir vesileyle karşımıza ajan diye getirilebileceğine de hazır olmak gerekiyor anlaşılan. Evet, Medya-MİT ilişkilendirilmesi ile ilgili geçtiğimiz günlerin iddia ve tartışmaları böyle. Bakalım önümüzdeki günlerde "Bana da teklif geldi" diyen yeni arkadaşlarımız ortaya çıkacak mı. Ya da "Filanca da MİT ajanı" diye yeni iddialar. Bunları da yaşayarak göreceğiz. Bu arada, adı ilk ajanlığa karıştırılan ve afişe edilen köşe yazarı arkadaşımız nihayet önceki gün, hafif yollu "zaruri" bir açıklama ile, kendisine yöneltilen suçlamalara karşı yasal yoldan hakkını arayacağını duyurdu da, "Yahu neden susuyor" diyenleri biraz mahcup etti. Kimi siyasetçiler ise, ilk kez medyayı köşeye sıkıştırmış olmanın keyfi içinde, "Sadece MİT değil, gazetecileri tüm gizli servisler kullanıyor" diyerek tartışmaları alevlendirmeye çalışıyorlar. Hatta bu konuda Refahlı bir milletvekili kardeşimiz, Başbakana soru bile yöneltti. Bildiğimiz kadarı ile medya bu işten sıyırır da, bu zayıf anında, faullü yumruk atan bu tedbirsiz politikacıları medyanın gadrinden kimler kurtarır bilinmez!..

Medyada geçen hafta: Ne var, ne yok? Medya dünyasındaki hareketlilik, baharla birlikte ivme kazandı gibi. Sabah gazetesi, pehlivan tefrikasına dönen Nışantaşı''na taşınma ameliyesini neredeyse tamamlamak üzere. Bu arada ucuz fiyatla yakalanılan yeni rekabet sürecinde de kıyasıya bir savaş sürdürülüyor. Yüzerbin lira ile yeni okuyuculara ulaşmayı beceren Sabah ve Hürriyet, iki günde bir " Birer milyon bastık" anonsları ile çıkıyorlar okuyucu karşısına.

Pazar günleri ise gerçekten birer şölen. Neredeyse yüzer sayfayı bulan hacimleri ile hem ucuz hem bol sayfalı nüshalar maliyet hesaplarını iyice içinden çıkılmaz hale getiriyor olmalı. Bakalım bu sevdadan önce hangi grup vazgeçecek. Milliyet''in, ucuz gazete hamlesini önceden duyup, Doğan Grubu''ndan iki gün önce piyasaya ucuz gazete süren Sabah''çılar bu defa da, Hürriyet''in Ankara''ya özel ilave projesini önceden kestirip, ellerini çabuk tutarak Ankara''ya özel ilave verdiler ve Doğan Grubu''nun bir kere daha yolunu kestiler.

Buruk kutlama 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü gününü bu yıl da biraz buruk kutladık. Baskı altındaki basın sıralamasında maalesef beşinci sıradaydık. Etyopyanın filan ardından. Dünya Basın Özgürlüğü raporuna göre geçen yıl, bir gazeteci öldürüldü, 4 gazeteci işkenceye maruz kaldı, 7 gazeteci tutuklandı ve 87 gazeteci gözaltına alındı. Hapisteki gazetecilerin büyük bölümü ise yasadışı silahlı örgütlere yardım ve yataklıktan suçlanıyor. Bir başka rakam da, Radyo Televizyon Üst Kurulu ile ilgili. RTÜK geçen yıl radyo ve televizyonlara toplam 2 bin 378 gün kapama cezası vermiş. Özgürlük günü nedeniyle kamuoyuna yansıyan raporlardan bir tanesini ise ucuz atlattık sayılır. "Basın düşmanı devlet adamları" listesinde şükür bizden kimse yoktu. Kimler vardı derseniz, Bizim liyakat nişanı verdiğimiz Çin Devlet Bakanı Zemin, İran Cumhurbaşkanı Hamaney, Küba lideri Castro (Gazeteci Leyla Umar ablamız çok üzülmüş olmalı) ve Yugoslavya Devlet Başkanı Miloşeviç basın düşmanı olarak tescillenen liderlerden bazıları.

Dev ortaklık yürümedi Doğan ile Çukurova gruplarının çok kanallı dijital yayıncılık yapmak üzere kurdukları ortaklığın bozulduğu öğrenildi. Kuruluşu kamuoyuna büyük bir sansasyonla duyurulan ancak sessiz sedasız sona eren ortaklığın bozulmasına Doğan Grubu''nun "e kolay" internet şirketini kurmasının ve bu konuda devletten kredi almasının yolaçtığı ileri sürülüyor. Bilindiği gibi Doğan Medya Grubu ile Çukurova Holding Mayıs 1999''da "Dijital Platform İletişim Hizmetleri" alanında birlikte hareket etmek üzere mutabakata varmışlar ve iki holding vardıkları anlaşma gereği, toplam 500 milyon dolarlık bir yatırımı içeren bu projeyi eşit sermaye esasları çerçevesinde yürütmeyi kararlaştırmışlardı. Ama daha sonra yaşanan gelişmeler nedeniyle bu ortaklık bitmiş görünüyor. Söylenenlere göre Doğan Grubu''nun aradaki mutabakata uymadığını ileri süren Karamehmet geçtiğimiz aylarda Doğan Grubunu uyarmış, daha sonra da yola kendi başına devam kararı vermiş.

Uluslararası Basın Enstitüsü-IPI''nin 25 kişilik yönetim kurulunda Türk gazeteciler için ayrılan kontenjana Aydın Doğan''ın kızı Vuslat Doğan Sabancı''nın getirildiği öğrenildi.

Köşelerden inciler: * Üç günlüğüne bir yere gitsem bile bunu orasından burasından çekip çekiştirip üç yıl boyunca yazacak kabiliyet var bende .

Serdar Turgut - 16 Nisan /Hürriyet

* Ancak, yaşamın hızla ve hiç durmadan dönen çarkı bu dünyanın gerçekleriyle uğraşmaktan öbür dünyanın bilinmeyen gerçeklerini unutturuyor çoğu zaman.

Salih Keçeci - 16 Nisan /Gala

* Elbiselerimle banyo yapmak adetim olmadığı için soyundum. Altı gömük üstü duş kabin olan banyoma önce sol ayağımı attım.

Ayşegül Aldinç - 20 Nisan /Sabah

* Bazı insanlar basın içinde MİT ajanları olduğunu iddia ettiler... Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, 2 bin yılı içindeki ikinci hatasını yaparak bu iddiayı ciddiye aldı. İlk hatası bana köşe yazarı ödülü vermeleriydi.

Serdar Turgut - 26 Nisan /Hürriyet

* Şimdi iyi anlıyorum ki toplumun fena halde geyiğe ihtiyacı var.

Savaş Kalafat - 29 Nisan /Star

* Bence iki sevgilinin, alışveriş arabasını birlikte itmesi çok romantik. Bayılıyorum birlikte domates, küçük salatalıklar, pırasa falan seçmeye.

Ayşe Arman - 22 Nisan /Hürriyet

* Herkes kapkara giyinmişti. Ben dahil. Ertuğrul Özkök hariç. Pastel tonlardaki baharlık kıyafetiyle güneş gibi doğdu.

Pakize Suda - 27 Nisan /Hürriyet

* Önceki günün karambolünü ve Ahmet Necdet Sezer isminin nasıl ortaya çıktığını anlatacak değilim. O artık dünün haberi. Ama bugünün haberini istiyorsanız onu da bende bulamayacaksınız. Çünkü galiba bahar başıma vurdu.

İsmet Berkan - 26 Nisan /Radikal