Mesleğin eskileri hava tahminlerine ve haberlerine karşı daima tedbirli yaklaşırlardı. Bir editör, "Off bu ne sıcak" diye bir başlık mı attı, gazete daha bayiye ulaşmadan ya şakır şakır yağmur yağar, ya da hava beş on derece birden soğurdu. Ya da plajları cıvıl cıvıl gösteren fotoğraflı gazeteleri okuyucular pencerelerine yağmur damlaları tık tık vururken okurlardı. Hatta, yine biz meslek eskileri, zaman zaman sıcaktan çok bunaldığımız günlerde, "Gelin bir sıcak haberi yapalım da ortalık biraz serinlesin" derdik. Şimdi bu eski hikayeleri neden anlattığımıza gelince. Artık meteoroloji raporları, Amerikalıların uzay programları gibi saniye şaşmayacak şekilde gerçekleşmeye başladı da ondan. Yılın ilk günlerinde idi galiba, yine bir günlük gazetemiz, "Yarın öğleden itibaren önce fırtına başlayacak, ardından da korkunç bir kar yağacak" diye haber yapıp, gerçekten de sütliman hava, ertesi günü denilen saatte fırtınaya dönüşünce, yıllar sonra gazeteciler de, tıpkı meteorologlar gibi, daha ertesi gün işlerine başlarını öne eğmeden gittilerdi.
Olay öylesine etkili olmuştu ki, haberi veren gazetemiz daha da ertesi günü " İşte biz yazdık mı böyle yazarız" diyerek övündüydü. Bildiğiniz gibi, artık gazeteler hava tahminleri konusunda yayın yaparlarken tedirginlik duymuyorlar ve okuyucular da en yansız ve doğru haberlerin hava haberleri olduğunu bilmenin güveni içinde, denileni kabul etmeye başladılar. Netekim, hafta başında, "Perşembe ve cuma sıcaklık rekoru kırılacak" diye yazılmasıyla, hükümetin derhal iki günlük idari tatil kararı vermesi ve sıcaktan korunan memur takımımızın sıcak sahil kentlerine akını bir oldu. Gerçekten de söz konusu iki gün bayağı sıcaktı ve medyamız canlı yayınlarla yapılan ölçümleri okuyucu ve seyircilere aktardılar ve neredeyse dakika dakika hangi bölgede rekor kırıldığı, hangi bölgenin biraz geride kaldığı takip edildi. Yani bir medya mensubu olarak, yazdıklarımızın, hava ile ilgili şeyler de olsa böylesi ciddiye alınıp itibar görmesi bizleri mutlu ediyor. Bu bakımdan bu haftaki yazımızda "şu şununla kavga etti, bu bunu suçladı" yerine, medyamızın iki bin yılının ilk aylarında yakaladığı bu başarıyı sizinle paylaşmak istedik. Medyamız sıcaklarla ilgili haberlerdeki başarısının yanında kendisi de sıcak bir dönem geçiriyor. Hem sıcak, hem hareketli. Üstelik bu hareketlilik medya dışına da taşma eğilimi göstermekte.
Medya spora el attı Doğan Medya Grubu, müzik alanındaki girişimlerini büyütmeye çalışırken spor dünyasına da el attı. Üç büyük kulübün isim haklarına pey sürdü. Bilindiği gibi bir tarihlerde Sabah grubu da Göztepe kulübüne destek çıkmış, Uzan grubu da İstanbulspor ve Adanaspor takımlarının sahibi olmuştu. Doğan grubu ise biraz daha farklı bir yaklaşım içinde. Kulüplerin ticari işlerine teklifte bulundu. Ve son olarak da Galatasaray Kulübüne gitti. Kulüp daha önce AİG adındaki bir Amerikan fonu ile prensip anlaşmasına varmış ama isim hakkının vakıfta bulunması nedeniyle anlaşma sağlanamamıştı. Bu defa aynı haklar için Doğan grubu daha yüksek bir ödeme yapabileceğini belirterek kulübe başvurdu. Aynı şekilde Beşiktaş ve Fenerbahçe kulüpleri ile de pazarlıklar devam ediyor. Bu arada Aydın Doğan''ın Gümüşhane Spor Salonunun bitirilmesi için bakanlığa 250 milyar lira bağışladığı da ortaya çıktı. Aydın beyin eğitim dünyasından sonra spor dünyasına da ilgisi ilgi çekiyor.Önceki gün de, Türk basın sektörüne ve gazeteciliğe katkıları nedeniyle Ege Üniversitesi Aydın Doğan''a doktora payesi verdi.
Doğuş dergileri beşledi NTV ve Kanal E''den sonra yazılı basına da el atan Doğuş grubu NTV MAG ile başladığı dergicilik serüvenine dört yeni dergi ile devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde düzenlenen bir kokteylle "Nstyle,F 1, Racing, Popüler Tarih ve Car" dergileri konuklara tanıtıldı. Nstyle, Haziran''da yayına başlamıştı. Diğer üç dergiden Popüler Tarih adı üzerinde tarih dergisi, geçmişle günümüzü kesiştirmeyi amaçlamış. Car ve F 1 dergileri ise daha çok yarışseverleri ve otomobil meraklılarını hedef alıyor.
Kanal 6''da yeni yapılanma Hürriyet yazarı Fatih Altaylı, RTÜK''ü iki talihsiz kanal çalışanlarına kucak açmaya çağıradursun, bu kanallardan frekansını Sabah grubunun devraldığı Kanal 6''da işler düzelmeye başladı gibi. Kanal, yeni bir yapılanmanın içinde. Önümüzdeki günlerde yeni bir içerikle izleyici karşısına çıkacak olan kanalda Sabah yazarlarının da programlar yapacakları belirtiliyor. Bunlardan birisi de bir sürelik ayrılıktan sonra tekrar köşesine dönen Can Ataklı imiş. Söylentilere göre Ataklı farklı bir haber program ile ekrana gelmeye hazırlanıyormuş. Bu arada kanalın haber yönetiminin başına getirileceği belirtilen yeni transfer Hakan Aygün''ün ise sadece gece haberlerini sunacağı iddia ediliyor. Ama kesin olan, bir talihsiz kanalın artık talihinin dönmekte olduğu. Ne diyelim darısı HBB''nin başına.
Atv''de huzursuzluk mu? Barometre gazetesine göre ATV haber merkezinde bir huzursuzluk yaşanıyor. Haber Yönetmeni Ayşe Sanlı Başbuğ, Oğuz Haksever ve Arzu Zengin''in ardından Yayın Müdürü Ali Tevfik Berber''in de kanaldan ayrılması bu huzursuzluğa karine olarak gösterilmiş. Berber''in Star Haber Merkezi''ne Uğur Dündar''ın yanına geçeceği ileri sürülüyor.
Ayrılık rüzgarları Büyük umutlarla Milliyet gazetesine geçen Necdet Saraç ile Kemal Kök''ün gazeteden ayrıldıkları açıklandı. Ayrılışın nedeni maya uyuşmazlığı olarak aktarılırken, Saraç''ın bundan böyle televizyonculuk yapacağı da ileri sürülüyor. Bu arada Sabah gazetesi de nihayet Teşvikiye''ye taşındı. Gazete artık havaalanı yolundaki binada değil Teşvikiye''de çıkacak ve Samandıra''da basılacak. Aynı şekilde Yeni Binyıl''cılar da Akaretler''deki yeni binalarını ve telefon numaralarını ilk sayfadan vermeye devam ediyorlar.
Dündar hızlı başladı Kanal D''den ayrılarak Star''a geçen Arena yapımcısı Uğur Dündar, ilk yazısında, yeni bir paraşüt operasyonunun haberini vererek iyi bir başlangıç yaptı. Bu arada medya kulislerinde dolaşan "Arena ekibi eski kanallarında kaldı ve program yeni yayın döneminde de eski kanalda devam edecek" yolundaki söylentilere de açıklık getiren Dündar, Arena adının kendisi üzerine tescil edildiğini hatırlatarak Arena''yı Star''da devam ettireceğini açıkladı. Dündar ayrıca haftanın beş günü ana haber bültenini hazırlayıp sunacakmış. Bu açıklamalara rağmen Dündar''ın arkadaşlarının bir bölümünün Star''a gitmek istemedikleri ve bunlar arasında Haluk Şahin''in de bulunduğu ısrarla söyleniyor.
''Ölçü kaçtı ...'' derken boyumuzun ölçüsünü aldık! Geçen hafta yayınladığımız, "Ölçü bir kez kaçınca" başlıklı yazımıza, Doğan grubundan, çok sert bir itiraz geldi. Açıklamada, yazının grupla ilgili yanlış izlenimlere yol açabilecek yapısı yanında "kasti yanlışlık ve haksız değerlendirmeler"de taşıdığı ileri sürülüyor. Açıklamayı şahsımızı konu alan ve üslubu itibariyle pek de şık olmayan, (ki maskeli yazar, on gramlık dürüst, taraflı, önyargılı, saygısız. vs. vs...) gibi, okuyucularımızı fazlaca ilgilendirmeyeceğine inandığımız bazı "kişiye özel" nitelemeleri atlayarak yayınlamak gerekirse şöyle:
Gazetenizin 8 Temmuz 2000 tarihli nüshasında, Medya Panorama başlıklı bölümde, grubumuz hakkında yanlış izlenimlere yol açabilecek, zaman zaman kasti intibaı veren yanlışlıklar ve haksız değerlendirmeler yer almıştır. Yazının bizatihi başlığı ne kadar önyargılı yazıldığını göstermektedir. "Ölçü bir kez kaçınca" başlığı ile verilen yazıda, "Uzan Grubu ile aramızda bir Kavga" varmış izlenimi veriliyor. Haber kavga mı oluyor? Oysa olayın kavga ile yakından, uzaktan ilgisi yoktur. Kavga denilen olay, Uzan Grubuna ati Çukurova Kepez Elektrik şirketlerinin, Sermaye Piyasası Kurulu müfettişleri ve Mali polis elemanlarınca basılarak, defterlere el konmasıdır. Ertesi gün ve daha ertesi gün Türkiye''nin önde gelen bütün gazetelerinde yer alan bu haber, acaba neden "Doğan Grubu ile Uzan Grubu arasındaki bir kavga" olarak değerlendiriliyor? Bütün gazetelerin verdiği bir haber neden sadece grubumuza mal ediliyor? Bu mantıkla, Asil Nadir''e yapılan baskını günlerce manşetten haber olarak veren İngiliz gazeteleri, acaba kimle kavga ediyorlardı? Yazıda ancak paranoyak komplo teorisyenlerinin inanabileceği senaryolar, sanki gerçekmiş gibi sunuluyor. Yazarınız, sözde "Kavganın" perde arkasında elektrik ihaleleri dolayısıyla yaşanan "Kapışmanın" bulunduğunu belirtiyor. Yazarınız olaya o kadar önyargılı ve taraflı bakmış ki, yazıda adı geçen iki elektrik dağıtım şirketinin henüz Doğan Grubuna verilmediğinin bile farkında değil. Ayrıca bizzat sayfalarını böyle yanlış ve önyargılı bilgilerle istismar ettiği gazetenin sahibi olan İhlas Holding''in, aynı ihaleden bir elektrik dağıtım şirketi aldığını da unutmuş. Bu durumda İhlas Holding''le Doğan Grubu arasında acaba niye böyle bir "Kavga" yok? Yazar bu küçük ayrıntıyı dikkate alma ihtiyacı hissetmez miydi? Yazarınızın önyargılı ve tarafgir saptırmaları bununla da kalmıyor. Yazının bir yerinde Doğan Grubunun Star Gazetesini dağıtmadığını yazacak kadar gözü dönüyor. Oysa lütfedip size sorsaydı, o mevkuteyi Doğan Grubuna ait Yay-Sat''ın değil, Bilgin Grubuna ait BBD''nin dağıttığını öğrenebilirdi. Ayrıca Star Gazetesinin dağıtılmamasının arkasındaki haklı nedenin de bu mevkuteyi maliyetinden ucuza sattırma dayatması olduğunu anlayabilirdi.
Saygısızlık Ama, aynı binada çalışan size bile sorma ihtiyacı duymamış. Okurlarınıza bilgi veriyor görüntüsü altında yayınlanan bu yazının, her satırı, her kelimesi ile bir saptırma örneği olduğu apaçıktır. Böyle bir yazının, herkesten önce Türkiye Gazetesi okurlarına saygısızlık hatta hakaret olduğu inancındayız. Evet ölçü bir kere kaçınca, tarafgir ve kasıtlı yazarlar kendi gazetelerinin okurlarına bile saygısız davranabiliyorlar. Bu saygısızlığın giderilmesi amacıyla, cevabımızın yayınlanmasını rica ediyoruz. Saygılarımla Doğan Medya Grubu
Haftanın öğüdü:
Fincancı katırlarını ürkütme! ''Yarayışlı aydın, kimseyi ürkütmeyen adamdır. Sözünü öyle usturuplu söyleyeceksin ki kimse üstüne alınmayacak, ama söz gene yerini bulmuş olacak. Yazı yazıyorsan herkesi ürkütsen bile fincancı katırlarını ürkütmeyeceksin. Şöyle dersem şu gücenir, öbür türlü söylesem filancayı kırmış olurum gibilerden hesap yapmak zorunluluktur. Yalnızca gazeteciler için değil, toplumda yaşayan herkes için bir zorunluluktur bu. ''Kör parmağım gözüne'' rahatlığı insanı güzel yerlere götürmez elbette.. Bunu bilmek ve her durumda ona göre davranmak gerekir... Bendeniz dostlarım işte bu tutarlılığı bir türlü gerçekleştiremedim.. Birilerine ''Gözünün üstünde kaşın var'' dememeyi öğrenemedim..." *Afşar Timuçin''in "Kemgöz" adlı yazısından-12 Temmuz Cuma-Bizim Gazete

