Kaydet
a- | +A

Geçtiğimiz haftalardan birinde " medya müfettişleri" başlığı altında, projektörlerini medyaya çevirmiş bazı köşe ve sayfaların dışında, internet ortamında faaliyet gösteren bazı sitelerin varlığından da bahsetmiş ve kimilerinin de adlarını saymıştık. Son olarak Sabah Gazetesinin genel yayın müdürlüğünden hatırlayacağınız Ufuk Güldemir de, geçtiğimiz hafta bir site oluşturarak, bu köşede özgür habercilik yapacağını ve ilgi alanı içerisine medyayı da alacağını duyurdu. Çok geniş bir yelpazede ve Ufuk''un yayın anlayışı doğrultusunda merak gıcıklayıcı bir üslupla hazırlanan işte Türkiyenin bu "en özgür haber portalı" ilginç biçimde bir ilke de imza attı.

100 Türk yalanı ve.. Sitede yer alan "100 Türk yalanı" başlıklı dizinin ilk konuğu araştırmacı gazeteci Uğur Dündar oldu. Yazıda Dündar için "Kelime anlamıyla bile araştırmacı gazeteci değildir. Çünkü, Dündar hiçbir zaman klasik anlamıyla bir haber merkezinde çalışmamıştır. Uğur Dündar bir gazetecinin usta-çırak ilişkisiyle yetiştiği ve "haberi yalanlanırsa büyük fırça yediği" ayrıca haber yalanlaması korkusuyla yetişen bir ekolden gelmemektedir" dedikten sonra bir anlamda Dündar''ın bir gerçek kişilik olmaktan çok bir imaj konstrüksiyonu olduğu ileri sürülüyor ve "Yani bir anlamda üstünde düşünülmüş, planlanmış, çizilmiş, dizayn edilmiş bir TV karakteridir. Uğur Dündar diye biri yoktur" deniliyordu. İnternet ortamında yayınlanan ve yaklaşık bir hafta kadar da yürürlükte kan yazı, olay yazılı basına da intikal edip iki gazetede de yayın imkanı bulunca olanlar oldu. Araştırmacı gazetecilik denince ilk akla gelen isim olan Dündar, kendisi ile ilgili olarak yapılan bu yayına tepki göstererek Güldemir''i ve siteyi eleştirdi. Ve hemen ertesi gün de malum inceleme yazısının da yer aldığı site, internet ortamında imkan sağlayan şirket tarafından yayından kaldırıldı. Yayından kaldırılma işleminin Uğur Dündar''ın baskısı ile meydana geldiğini ileri süren Güldemir ise, zaten bir süredir olaya ilgi gösteren basın organlarına bir açıklama yaparak tekrar Uğur Dündar''ı eleştirdi.

Siteyi kim sansürletti? Güldemir, yazılı basına yaptığı açıklamada internetteki sitesinin durdurulmasından şikayet ederken, Uğur Dündar''ı kızdıran yazısını da savundu. Güldemir, söz konusu yazının eleştiri sınırlarını zorlayıp zorlamadığı konusunda "Eleştiri subjektif bir değerlendirmedir. Katılan da olur, katılmayan da. Ama Uğur Dündar meslek hayatında eleştiri kabul etmeyen bir insan. Eleştirmeye kalkanlara büyük tepkiler veriyor. Bu davranışlar onun gazeteci ekolünden gelmediğinin kanıtıdır. Çünkü biz gazetecilerin derisi biraz kalınlaşmıştır. Haber merkezinde müdürlerimizin sıkı takibiyle, doğru haber isteğiyle yetiştiğimiz için hakkımızda çıkan eleştirilere tahammüllüyüzdür" diyordu.

''Gelsin de ders vereyim'' Uğur Dündar ise Yeni Şafak Gazetesine yaptığı bir açıklama ile Güldemir''in iddialarına cevap vererek konu ile ilgili kızgınlığını saklamadığını belli etti. Güldemir''in iddialarının öfke ve kıskançlık sonucu kaleme alındığını ileri süren Dündar: "Meslekte başarılarla dolu dolu pırıl pırıl 30 yılı geride bırakmaktayım. Ufuk Güldemir gibi kendiliğimden televizyoncu olmadım. Bu işin okulundan geliyorum. TRT''de ve İngiltere''nin dünyaca saygın kurumu BBC televizyonunda eğitimimi aldım. Dünya çapında başarı ödüllerim var. Türkiye''de de toplam 150 dolayında ödülüm bulunuyor. İsterse gelsin ona televizyonculuk dersi vereyim. Güldemir''i hem meslek kuruluşlarına şikayet edeceğim hem de hakaretlerinin hesabını yargı önünde soracağım" diyordu. Dündar gerçekten sözünü tuttu ve Güldemir aleyhine 50 milyar liralık manevi tazminat davası açtı.

Yayına devam kararı Ufuk Güldemir, Dündar''ın kendisi ile ilgili eleştirilerine, benzer bir üslupla karşılık verdikten sonra, onu tekrar baskı yaparak internetteki sitesini kapattırmakla suçladı ve tekrar yayına başlayacağını iddia etti. Ve dediği gibi de önceki akşam bu defa da bir başka aracı kuruluşun yardımı ile internetteki yerini aldı. Yine aynı tarihlerde, tehdit üzerine siteyi iptal ettikleri ve sansüre alet oldukları ileri sürülen Vestelnet''çiler bir açıklama yaparak, siteyi ve Güldemir ile aralarındaki anlaşmayı, yayınlar etik ilkelerine uymadığı için feshettiklerini ve kendilerine hiçbir baskı ya da tehdit gelmediğini açıkladılar. Yazılı medyaya "Türkiye''de ilk defa bir internet sitesine sansür getirildi" diye haber olarak yansıyan Dündar-Güldemir kavgasının (Biz yine de kavga demeyelim de birileri yanlış anlamasın) tartışmasının geri planı böyle.

Bir de fakir fukara tartışması... Medyadaki bir başka polemik ise fakir fukara edebiyatı üzerine inşa edilmiş gibi. Kimi ciddi ekornomi yazarlarının biraz da tahfif amacı ile mizahçı yazar diye niteledikleri, hürriyet refikimizin aykırı yazarı Serdar Turgut''un yazıları ile başlayan bu kavga da "Öteki Türkiye" kavgası. Pardon tartışması. Çok kişiye ters gelen yazıları, ilginç tesbitleri ile tanınan Serdar Turgut, birden bire bir yazısında Türkiye''deki gelir dağılımındaki dengesizliği gündeme getirip, refahın yarıdan çoğunu paylaşan mutlu bir azınlığın dışında kalan geniş halk kitlesini gündeme getirince ortalık karıştı. Bir kısım kalem erbabı, renkli yazıları ile temayüz eden Turgut''un birden bire böylesi sosyal bir konuda yazması ve bunun kendilerinin yıllardır yazıp çizdiklerine rağmen böylesi etki doğurmasından kıskançlığa düşüp eleştiri oklarına sarıldılar. Bir kısım erbabı kalem ise, cinsel konuları bile abartarak sunan yazarın bu konuda da biraz abartılı davrandığını savlayıp, yazdıklarının tersini savunmaya koyuldular. Tabii bir kısmı da hazır bir konu önlerine gelince fikir beyan etmekten kaçamadılar ve medyamızda bir "Öteki Türkiye" tartışmasıdır başladı ve sürüyor.

İlk tepki Özkök''ten Aslında Serdar Turgut''a ilk cevap kendi gazetesinden ve bizzat Genel Yayın Müdürü Ertuğrul Özkök''ten geldi. Özkök gelir dağılımındaki adaletsizliği dile getirerek acil eylem planı öneren Turgut''u Popülist olmakla ve neo popülizmin öncülüğünü yapmakla suçluyor ve mevcut tablonun o kadar da kara olmadığını belirtiyordu.

Hürriyet gazetesindeki bu ekonomik polemik aslında Türkiye''deki ekonomi yazarları arasında alttan alta başlayan "Öteki Türkiye" tartışmasının bir uzantısı Milliyet''in duayen ekonomi yazarlarından Güngör Uras da bir süredir, ekonomide ortaya konan pembe tablonun aslında aldatıcı olduğunu ve gelir dağılımındaki eşitsizlik arttıkça ve "Öteki Türkiye" fakirleştikçe ekonomik durumda düzelme olamayacağını savunuyordu.

Hürriyet yazarları arasında Zeynep Atikkan, Enis Berberoğlu ve Cüneyt Ülsever gibi isimlerin de "Öteki Türkiye" (ÖT) yazarları arasında oldukları biliniyor. Hürriyet yazarı Ercan Kumcu genel olarak ekonomik planın kararlılıkla uygulanmasını savunurken, Erdal Sağlam da somut ekonomik kararlar ve etkileri üzerine yazmayı tercih ediyordu.

Güldemir''in hedefi büyük Güldemir, Zaman gazetesinden Zafer Özcan''la yaptığı sohbette her şeyden önce gazeteci olduğunu ileri sürerek "İyi şeyler yapma yanında bir de gazeteyi sattırma görevimiz var. Tiraj ve reyting gibi kaygılarımızın olması doğaldır. Zaman zaman tiraja dönük çalışırız. Zaman zaman da onu akıllı çizgiye çekeriz . Medya hayatı böyle ilerler" dedikten sonra söz konusu sitenin biraz aşırı ve farklı olduğunu da zımnen kabul etmiş olmalı ki "Habertürk''ün yayın hayatına başladığında kullandığı haberlerle bundan sonra kullanacağı haberler arasındaki farkı göreceksiniz. Habertürk çok farklı bir çizgiye kendiliğinden gelecektir" deme ihtiyacını da hissediyor. Güldemir''in Özcan''a verdiği mülakattaki son cümleler ise ister istemez sitenin ve Güldemir yayıncılığının geleceğini göstermesi açısından ilgi çekici. "10 sene içinde medyanın en büyük kırallarından biri olacağım. Bugünün güçlü gazetelerini satın alacak güce ulaşacağım" diyor meslekten gazeteci arkadaşımız.

Bir zamanlar biri daha vardı Bu sözleri duyunca yıllar önce benzer bir iddiayı ortaya atan bir dostumuz geldi hatırımıza. Bu arkadaşımız seks dergilerinin pek revaçta olduğu bir dönemde bir iki kitapla epey yükünü tutmuş ve gelip Hürriyetin o zamanki binasının karşısında bir yer tutmuştu. O günün şartlarında 15-20 tane elektrikli yazıcı makinesi alıp harıl harıl yeni seks kitapları yayınlarken, ayağını da pencereden Hürriyet''e doğru uzatarak oturuyor ve karşıdan "Yakında sizin gazetenizi de alacağım. Medya imparatoru olacağım" diyerek haber gönderiyordu. Bir ay kadar sonra polis kitaplarının bulunduğu depoyu basıp o günün parası ile milyarlarca liralık sermayesini kabzedince bizim dost gelecek günlerin hayaliyle piyasaya taktığı milyonlarca liralık borçla birlikte İstanbul''dan kaçmak zorunda kalmış ve uzun süre izini kaybettirmişti.. Nereden nereye.. Bu da birden aklımıza geldi işte..

Kazalar, cezalar, tazminatlar Artık alışılmış bir hale gelen medyada neler olup bittiği yolundaki haberlere gelince. Öncelikle Sabah gazetesinin de kent merkezindeki yeni yerine taşındığını belirtelim. Böylece yaklaşık bir buçuk yıldır bir türlü bitiremediğimiz, taşınıyor, taşınacak haberlerinden kurtulalım ve siz de rahat edin biz de. Nişantaşı, Eminönü ve Akaretler arasında dağıtılan gazetenin eski binası artık boş. Ayrılanlar hüzün dolu yazılar yazdılar. Eski günlerin nostaljisi yapıldı. Şehir içine inmenin hayli pahalıya patladığı iddia edilse de, en azından artık herşey yerli yerinde. Bu arada Milliyet Gazetesi ellinci yılını Dolmabahçe Sarayı''nın bahçesinde gerçekleştirilen görkemli bir törenle kutladı. İlginç olanı törenle ilgili ikinci büyük haberin Doğan grubuna ait yayın organlarında değil de, bizim gazetemizde yer almasıydı. Ne diyelim. Meslek dayanışması böyle oluyor.

Medyaya ağır ceza Bir dönem acı bir rekabet içerisinde gündeme gelen fiyat düşürme operasyonu, üç gazetemizi müştereken karar almış ve hareket etmiş pozisyornuna getirince, faturası da ağır oldu. Uzanlar tarafından başlatılan ilk ucuz gazete uygulamasını, gazete maliyetinin diğer mal ve hizmetler gibi aynı kriterlerle hesaplanamayacağını ileri sürerek yasaklamayan Rekabet Kurulu, diğer gazetelerin fiyat indirmesini farklı bir nedenle "kartelleşme" gibi telakki ederek iki medya grubuna ait üç büyük gazete ile iki dağıtım şirketine toplam 3.2 trilyonluk ceza kesiverdi. Ne demeli. Şeriatın kestiği parmak acımaz mı?

Çirkin dedikodular Meslektaşlarımızı üzen çirkin bir dedikodunun bir gazetenin köşe yazısında yer alması ve akademik kimliği de olan bir yazarın, bir süredir fikri tartışma yaptığı bir yazar ile ilgili olarak ve yirmi yıl önce yaşanmış bir gençlik şakasına, hiç de uygun olmayacak çağrışımlar yaptıracak bir üslup içerisinde ortaya atması ise, rekabete yakışmayan bir üslup olarak hatırlanacak gibi. Ama bir başka olgu bizi daha da telaşlandırıyor ki, bu da medyamızda belden aşağı konulara fazlaca yer verilmesi. Umarım bu salgın da atlatılacaktır

Ali Kırca''ya nazar mı değdi? Haftanın üzücü haberi ise ünlü televizyon adamı Ali Kırca''nın uğradığı trajik kaza idi. Tadilat halindeki evinin asansör boşluğuna düşen ve büyük talih eseri bir kaç kırıkla ucuz kurtulan kırca, oldukça uzun bir süre ekranlardan uzak kalacak gibi. Kırca ekranlardan uzak kalacak belki ama sevenleri onu hasta yatağında yalnız bırakmıyorlar. Bu ziyaretlerden en anlamlılarından birisi 9. Cumhurbaşkanı Demirel''in geçmiş olsun ziyareti idi. Ama daha da akılda kalanı her halde Demirel''in ziyaret sırasında Kırca''yı teselli için sarfettiği "Düşenin halinden düşen anlar" sözleri olacak. Demirel, kaza haberini duyduğunda da "Aklı yerinde ise mesele yok" diyerek pek çoğumuzu rahatlatmıştı. Bazı sevenlerinin "Kırca''ya nazar değdi" teşhisleri ise pek de uzak bir ihtimal gibi görünmüyor. Biz de Kırca''ya geçmiş olsun diyoruz doğal olarak.

Ilıcak''a mutluluklar TRT ile mahkemelik olduğu bandrol davasından temize çıkan Mehmet Ali Ilıcak''ın Amerika''dan döndükten sonra askerlik görevine başladığı anlaşıldı. Malatya''da er olarak vatani görevini yerine getiren M.Ali''nin bu arada evlendiği de ortaya çıktı. Söylenenlere bakılırsa bir zamanların sevimli bir şarkıcı kızı ile hayatını birleştiren genç patronun bu izdivacına Nazlı Hanım pek taraftar olmamış başlangıçta. Ama sonra buzlar erimiş.